Doğu Ekspresi modası

Hani bir sahil kasabasında balıkçılık yapmak diye eski bir düş vardır bu ülkede.

Hani gitmesek de görmesek de orada olduğunu bilmek yeter de artar. Zaten pek kimsenin gerçekten gittiği de yoktur.

Hani dedim ya bu hayal gelişti, serpildi, yıllar içinde güneyde bir sahil şehrine yerleşip “internette bir şeyler yapma”ya dönüştü. Gözler İzmir’e
çevrildi diye...

İşte bu kaçış planları bitmek bilmiyor değerli okurlar. Güney, kuzey, doğu fark etmiyor. Yeter ki bu kargaşadan uzakta, bu siyasi itiş kakışın üzerimizden silindir gibi geçmediği bir yerlerde olmanın hayali kurulsun. Daha doğrusu kurulmaya görsün.

Yeni moda Doğu Ekspresi’ne binip Kars’a gitmek. Birkaç günlüğüne de olsa epik manzaralar arasından geçip bambaşka bir yere adım atmak ihtiyacı.

Şehirden, hatta güneydeki sahil kasabasından bile uzağa uzanmak.

Bırakın kasabayı sahil şehrini kendini dağlara ıssız ovalara vurmak.

Her gün 18.00’de Ankara’dan kalkıp ertesi gün 18.56’da Kars’a varan Doğu Ekspresi’nin 31 Aralık biletleri tükenmiş.

Anlaşılan, yazları sahillerden kokteyl ve ayak resmi koyan kitle, 2018’i İliç - Erzurum arasındaki Game of Thrones manzaraları eşliğinde kişi başı sadece 97 lira vererek tuttuğu iki kişilik özel yataklı vagonunda karşılamak istiyor.

Yataklı vagon katarın en arkasında olduğundan çok daha güzel fotoğraf çekmek de mümkünmüş.

Evet, alaycı konuştuğumun farkındayım çünkü aslında fena halde kıskanıyorum, hatta çatlıyorum. “Benim de aklıma gelmişti ama bir türlü yapamadım, kimseyi benimle birlikte gelmeye razı edemedim ki” diye kendime ve çevremdeki miskinlere kızıyorum.

Oysa biz de fotoğraf makinemiz, bilgisayarlarımız, akıllı telefonlarımızla vagonlardan birine atlayabilir, yanımıza aldığımız yiyecek içecekle küçük bir parti
yapabilir, Instagram’ı ve Whatsapp gruplarımızı
şenlendirebilirdik.

Bütün bu zamane
hafifliklerinin ardından
karlı dağlara, yaylalara, ovalara bakıp, geçtiğimiz her tünelle, yanından kıvrıldığımız her gölle biraz daha durgunlaşır, “Biz bu hayatta ne yapıyoruz?” sorusunu
sormaya başlar, tam da
yanıtlar can sıkmaya başladığında Erzurum’a yaklaştığımızı fark ederek trene cağ kebabımızı söyler, afiyetle yer, dünyaya geri dönerdik. Ardından gelsin Kars.

Çıldır’da balık avlamak, atların çektiği kızaklara binmek, Ani harabelerini, Ardahan’daki Şeytan Kalesi’ni ziyaret etmek gibi hedefler koyar, hepsini yapamasak da ellerde
Orhan Pamuk, Ka’nın izinden giderdik.

Rus işgali döneminden kalma geniş bulvarları buzda kayan ayakkabılarımızla güç bela kat edip taş binaların ve 19’uncu yüzyıl Baltık mimarisinin izini sürer, yorulunca güzel bir lokanta arar, 1500 kilometre uzaktaki İstanbul’a dair karmaşık
hisler besleyerek soğuktan takırdayan kemiklerimizi ısıtmaya girişirdik.

Bu treni kaçırdım. Ama gözümü Kurtalan Ekspres’e diktim. İlk fırsatta Barış Manço’nun “Dönence”si eşliğinde ırmakların, dağların, göllerin, yaylaların arasından öfleye pöfleye giden o trende olup kendimi Batman’a kadar atacağım.