Ege’de bir adaya savrulmuş iki kişi ve bir aşk hikâyesi

Marianne Ihlen ve Leonard Cohen’ın yaşadığı aşkı anlatan belgesel film “Marianne & Leonard: Word of Love” İngiltere’de 26 Temmuz’da vizyona girecek. Bu vesileyle sanırım bir süre Leonard Cohen’den söz edilecek ama aslında bu belgeselin odaklandığı kişi Marianne.

Cohen’in aynı adlı şarkısını yazdığı Marianne Ihlen’i ve Cohen ile ilişkisini herhalde müzik tarihine meraklı olanlar dışında pek kimse bilmez.

Leonard Cohen’in henüz müziğe başlamadan şair ve yazar olarak kendini kanıtlamaya çalıştığı dönemde yaratıcılığını kamçılayacağı düşüncesiyle yerleştiği Yunanistan’ın Hydra adasında yaşanan bir aşk hikâyesi bu.

Hydra’nın o dönem avangart bir sanat topluluğuna ev sahipliği yaptığı biliniyor. Bu elektriği suyu olmayan balıkçı köyüne yolu düşen pek çok sanatçının arasında, sanatçı olmayan biri de var. Marianne Ihlen. Marianne adaya 1958’de geliyor. Burada yazar Axel Jensen ile tanışıp evleniyor ve anne oluyor. Jensen bebeğin doğumundan sonra ülkesine dönüyor ve Marianne bebeğiyle yalnız bir anne olarak adada kalıyor. Anlatılanlara göre dönmek istememiş. Burada çocuğuyla özgürce yaşamaya karar vermiş. Cohen’in adaya 1960’ta gelmesinden kısa süre sonra birbirlerine âşık oluyorlar. Gündüz, tekne gezileri, serin teraslarda yazılan yazılar, şiirler, akşamları deniz kıyısında yenen kalabalık yemekler.

Cevat Şakir’in Bodrum’a sürülmesi Türk kültüründe Ege sahilleri imgesini nasıl yarattı ve beslediyse, sanırım Cohen’in Hydra’ya yerleşmesi de Batı kültüründeki Ege ve Yunan adaları imgesi konusunda benzer bir  etki yaratmıştır.

Cohen bir süre sonra edebiyattan para kazanamayacağını anlayınca ve elbette artık geçinememeye başlayınca, Kanada’ya, oradan da Amerika’ya giderek müzisyenliğe ağırlık verdi ve bildiğimiz dünyaca meşhur Leonard Cohen’e dönüştü. İlişkileri de bu sürecin virajlarında yavaşça sönerek son buldu. Yollar ayrıldı, hayatlar değişti. Bu çok ilginç hikâyenin detaylarını filmde bulacağımızı umuyorum.
Ama aradaki duygusal bağın hiç kopmadığını biliyoruz.

Ege’de bir adaya savrulmuş iki kişi ve  bir aşk hikâyesi

Marianne, Cohen’in ardından memleketi Norveç’e döndü. Petrol kuyuları işleten bir şirkette sekreter olarak işe girdi. Bir mühendisle evlendi ve yıllar içinde sakin, sessiz bir hayat yaşadı, torunları oldu.

2016 yılında lösemiden ölümünün hemen öncesinde arkadaşı Jan Christian Mollestad’ın Cohen ile bağlantı kurması sonucunda Cohen’in ona gönderdiği mesajdan şu bölümü  aktarmak isterim:

“Aşkını ve güzelliğini hiç unutmadım. Ama biliyorsun ki artık bunları söylememem gerekiyor. İyi yolculuklar sevgili eski dost. Yolun sonunda görüşmek üzere. Sevgi ve şükranlarımla...”

Cohen’in de bu mesajdan dört ay sonra hayatını kaybettiğini hatırlatalım.

Bu hikâyenin derinliklerinde sanırım herkes kendi hayallerini ya da yaşadıklarını bulacak. Belgeselde kayıtlara ve belgelere dayanan detayların bu ilişkinin gerçek doğasını anlamak için faydalı olacağını düşünüyorum. Bu sadece romantik bir hikâye değil, farklı boyutları ve yıkıcı sonuçları da olan bir macera. En azından ben kendi adıma meraklanıyor, heyecanlanıyorum. Yeni nesil belgeselciliğin gerçekleri dramatik bir yapı çerçevesinde kurguladığını da aklımın bir köşesinde tutuyorum.

Bu hikâyeyi benim gözümde daha ilginç yapan bir diğer bilgi, yönetmen Nick Broomfield’in de aynı yıllarda Hydra’da bulunması. Cohen’in ardından Marianne ile bir yıl süren bir ilişki yaşadığını biliyoruz. Filmde bu durumu nasıl çözüyor, bu da ayrı bir merak konusu tabii. İmkânı olup izleyebilecek okurlara şimdiden iyi seyirler  dilemek isterim.