FaceTime manzaraları

Bir gün sokakta çığlık çığlığa kendi kendine konuşan bir teyze, amca, anneanne ya da dede görürseniz şaşırmayın. FaceTime’dadır

Geçenlerde bir teyzemiz (böyle hitap etmek istiyorum, tanımasam da hem sempati hem samimiyet hissettiğimden) mağazanın birinde kızına hediye almaya çalışıyor. Bütün dükkan anne-kızın bu muhabbetiyle inliyor. Çünkü teyze FaceTime’ı açmış, karşıdaki kızına bangır bangır “Bu mu, yoksa bu mu?” diye raflardaki ürünleri tek tek gösteriyor.

FaceTime manzaraları

Teyze canla başla teknolojiden faydalanmaya çalışıyor ve takdirimizi kazanıyor ama kızı sıkıntılı: “Anne yamuk tutma şunu, düzgün tut, bir şey göremiyoruz.” Hepsini duyuyoruz çünkü teyzeler kulaklık takmaz.

Yüksek sesli muhabbetlerFaceTime manzaraları

Teyze kısa film yönetmeni gibi elindeki telefonu bir sağa bir sola eğip doğru açıyı bulmaya çalışıyor. Karşıdan “Sağa, biraz daha sağa, sola sola, çok gittin geri gel” şeklinde komutlar geliyor. Bize fenalıklar geldiği noktada beklenen müdahale geliyor. Tezgahtar kızımızın yardımlarıyla başarı geliyor. Teyze doğru oyuncağı alıyor. Hepimiz rahatlıyoruz. Teknoloji kazanıyor, kız kazanıyor. Win win...

Bir diğer olay Moda sahilindeki çay bahçesinde günbatımı manzarasını arkadaşıyla paylaşmaya ant içmiş teyzeden gelsin. Yine bangır bangır, güneşin batış açısını, yalnız ışığın şu an ters olduğunu, o yüzden manzaranın ve gökyüzündeki bulutların renklerinin gerçeğe uygun aktarılamadığını, geçen ada vapurlarının doluluk oranını (o sırada vapur geçiyor), adadaki arkadaşlarını ne zamandır göremediklerini, yeni torunu olan bir diğer arkadaşlarını, Bodrum’da aynı anda güneşin nasıl battığını (karşıdaki teyze Bodrum’da) tartışıyorlar. Çayımızdan birer yudum alıyoruz, işi gücü bıraktık dinliyoruz. Kendi kendimize bir ona bir diğerine hak verirken buluyoruz kendimizi çünkü muhabbetin ortasında kalmış durumdayız (başkasının muhabbetinin ortasında kalanlar böyle yapar). Normal muhabbetten daha şiddetli ve volümlü geçen bu FaceTime muhabbetini (teyzeler FaceTime’da da telefondaki gibi normalden daha yüksek sesle bağırarak konuşur) sonuna kadar dinliyoruz.

Bir diğer vaka. Yer Beşiktaş’taki otobüs duraklarının ilerisindeki yaya geçidi. Yeşili beklerken amcamız FaceTime’da karşıdaki amcaya Barbaros girişindeki trafiğin durumunu göstermeye çalışıyor. Karşıdaki amcaysa kendisinin derhal geriye dönerek Nişantaşı dolmuşlarına binmesi gerektiğine ikna etmeye çalışıyor. Tartışma bir süre devam ediyor. Trafik ışığı yanmak bilmiyor. Sonunda amcamız ikna olarak geriye dönüyor, “Şarapçı o şarapçı” diye bahsettikleri bir arkadaşlarının evinde buluşmak için sözleşiyorlar.

Yaşlılar arasında popüler

15 Temmuz akşamı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı Türkiye’ye bağlayarak darbe girişimini önleyen FaceTime (adı bir yerlere verilebilir; “FaceTime ve Demokrasi Meydanı”), fark ettiniz mi bilmiyorum ama yaşlılar arasında çok popüler. Hiç sokakta FaceTime kullanan genç gördünüz mü? Gençler mesajcı, genelde yazmayı tercih ediyorlar. Yaşı ileri olanlar mesajda zorlandığından FaceTime rahat. Hem görüyorsun hem konuşuyorsun hem de bunu tek tuşla yapıyorsun.

Şaka bir yana teknoloji güzel şey. “Bizden geçti” demeden teknolojiyle barışık yaşayan bütün teyzelerin ve amcaların ellerinden öperim. Siz de öpün.

al-büm

MASA ÜSTÜNDEN NOTLAR

“MAJESTY” - FLAMINGODS

Bahreyn-Britanya çıkışlı Flamingods şu ara karşılaşabileceğiniz en enteresan ekiplerden. Kamal Rasool liderliğindeki ekibi dinlemeden önce aklınızdan klişeleşmiş etnik müzik, dünya müziği gibi çağrışımları çıkarın. Müzikleri bir folklorik revival değil. 60’lar sonunu hatırlatan saykodelik etkiler, Kaliforniya usulü beach ve surfing müzikleri, Tropicalia dönemi Latin havalar, yağmur ormanı efektleri, elektronik müziğin imkanları, dünyanın farklı coğrafyalarından enstrümanlar ve sound’lar... Hepsi bir arada deneysel biçimde kullanılıyor.

“LIGHT UPON THE LAKE” - WHITNEY

Smith Westerns gitaristi (Mark Kakacek) ve Unknown Mortal Orchestra davulcusu (Julien Ehlrich, burada aynı zamanda vokalleri üstleniyor) yeni bir gruba imza atmış. İki indie/hipster ekipten ortaya bir süper grup olmasa da güzel bir folk ekibi çıkmış Sanki 1970’lerdeyiz ve arabaya binip Amerika’nın kırsalında o kasaba senin bu kasaba benim geziyoruz. Ehrlich’in vokalleri bu atmosferin oluşmasında baş etken. Bu şahane yol albümü elemanların halen üyesi oldukları grupların müziğinden tamamen farklı. Temellerde Fleetwood Mac, America müzikalitesini andıran hareketler seziyoruz.