Fena mı olurdu?

Kavga dövüş içinde değil de bir “demokrasi festivali” yaşıyor gibi seçimlere neşeyle, mutlulukla gidebilmiş olsaydık.

Rakipleri kökünü kazımaya çalışarak değil, zekice sorular, zekice cevaplar ve Türk insanına yakışan ince bir mizahla test eden zorlayan siyasi partilerimiz olsaydı.

Siyasi rekabet, kötüleme, çamur atma, aşağılama, küçümseme, düşman ilan etme, hedef gösterme, alay etme şeklinde değil de Türkiye’yi ileri götürecek hepimizin hayat kalitesini yükseltecek projeler ve fikirleri anlatma üzerinden gerçekleşseydi.

Parti liderlerimiz seçim süreci boyunca davul zurnayla, meydanlarda bağırıp çağırarak değil, televizyonlarda ciddi gazetecilerin, akademisyenlerin moderatörlüğünde sağlam ve gerçekçi sorular üzerinde iki hatta üç tur karşılıklı tartışarak memleketin gerçek problemlerini ve bunlara çözüm önerilerini açıklayarak oy isteseydi.

562 yıl önce elde edilmiş bir tarihi zaferimizi bile belli bir gruba ve düşünceye mal ederek karşı mehter marşıyla eski partisine oy isteyen bir cumhurbaşkanımız olmasaydı da partiler üstü, herkesin sevip saydığı seçim güvenliğinin teminatı bir cumhurbaşkanımız olsaydı.

İnsanlar fanatik futbol taraftarları gibi ağızlarından tükürükler saçarak değil muhabbetle, mantıkla, akılla fikirlerini savunabilselerdi.

Seçime bir hafta kala bütün siyasi parti liderleri bir araya gelse bir fotoğrafta buluşsa ve birbirlerine başarı dileseler, birlik ve demokrasi görüntüsü verselerdi.

Ne olurdu, soruyorum size, ne olurdu?

Ülkece batar mıydık, dinsiz mi olurduk, ateist mi olurduk, bölünür müydük, daha mı fakirleşirdik, yoksa başımıza taş mı yağardı?

Onlar konuşur, Ak Parti yapar
Eskiden iki tip bira vardı. Şimdi onlarca çeşit biraya kavuşabiliyor biraseverler. “Guiness bizim dönemimizde geldi, onlar konuşur AKP yapar” deseydi Ak Parti kurmayları rakibi ters köşeye yatırabilirlerdi .
Eskiden tek tip rakı vardı. Şimdi rakı çeşitlendi, markalar arttı, markaların çeşitleri arttı. Rakı Ak Parti döneminde her zamankinden önemli ve çeşitli oldu. “Artık meyhanede istediğim rakıyı seçip içebiliyorum” diye slogan üretebilseydi Ak Parti kurmayları, çok da şık olurdu, rakipler gülümseyerek izlerdi .
Durun, hemen vurmayın!
Biliyorum, alkollü içecek üreticilerine akla hayale gelmeyecek, dünyanın da hiçbir medeni ülkesinde görülmeyen boyutlarda yasaklar getirildi.
Biliyorum, alkollü içecekler üreten köklü firmalarımızın toplumsal hayata büyük katkı sağlayan sponsorluk projeleri büyük zarara uğradı.
Biliyorum, alkollü içeceklere görülmemiş vergiler yüklendi.
Biliyorum, alkollü içecek satışına ve tüketimine demokratik ülkelerde görülmemiş yasaklar ve ölçüler getirildi. Hepsini biliyorum.
Mitinge gitmek, konsere gitmek
İlber Ortaylı hocamız çok güzel saptamalarda bulunmuş hafta sonunda Cumhuriyet’te. Ben özellikle bir tanesine çok katılıyorum. Şöyle diyor hoca: “Ne diye bağırıyorsun, şangır şungur şarkıyla geçiyorsun. Kim senin şarkını dinleyerek mitinge gidiyor. Zaten kimse mitinge gitmiyor.”
Hoca devam ediyor: “...Ben seni televizyonda dinliyorum zaten. Yetti, ben beş saat adam dinlemem. Yok öyle bir çılgınlık. Bu toplumda aklı başında adam beş saat oraya dikilip dinler mi? Velev ki çok sevip, bayılsa bile.”
Müzik sektöründen örnekle destek vermek isterim. Mitingin muadili, ücretsiz halk konseri ya da belediye festivali. Kalabalıkları toplamak kolay. Ama o kalabalığın etkinliği yok. Çünkü parayla konser yapsan bütün sıralar boş kalır.
Youtube’da milyonlarca tık alırsın ama İstanbul’da gece kulübünde sahneye çıkarsın 50 kişi zor gelir.
Her gün televizyonda gazetedesin ama Açıkhava’da konser yaparsın, telefoncular sponsor olup davetiyelerin yarısını dağıtmasa gelen olmaz.
Türkiye’de aklı başında insan mitinge gitmez demiş ya Hoca. Konsere de gitmez aslında. Nedeni konser sevmemek değildir de belki sahnedekilerdir.