Gidişat iyi değil

Bakmayın hiç belli etmiyorlar, “Aman can sıkmayalım” diye bahsini açmıyorlar ama müzisyenler, müzikten geçinenler ve organizatörler çok ama çok sıkıntılı

Müzisyenlerle devamlı temastayım. Hepsi tatsız, keyifsiz. Eğlence sektörü deseniz herkesin yüzünden düşen bin parça. Ne eğlence kaldı ne sektörü. Ağızları bıçak açmıyor. Bezginlik, bıkkınlık hakim. Doğru dürüst konser, festival ender artık ülkede. Herkes iptal ediyor. Erteliyor. Artık o kadar çok iptal ve erteleme
var ki çoğu etkinlik kafadan “Hiç yapmayalım biz bunu, zaten iptal olur”a bağladı.
Bu sektöre para yatıracak olanlar da yatırmaktan vazgeçti çoktan. Niye riske girsin? Bir kısmı zaten artık istese de destek olamıyor. Sponsorlukları daraltıp yasakladılar.

Artık riskli ülkeyiz
Sanatçılar, müzisyenler, gruplar da çok hevesli değil gelmeye. Ülkemiz sanatçılar için gidilmesi riskli ülke kategorisinde çünkü artık. İstiklal Caddesi bombası sırasında Skunk Anansie solisti Skin İstanbul’da, Taksim’deydi. Kadının tweet’lerini bütün dünya ve sanatçılar izledi. Herkes “Aman ne işin var orada?” diye soruyor. Sanırsın Afganistan’da kadın.
İmajımız bu ufaktan. Halbuki 2006 yılında New York’taki Rolling Stone ofisine girdğimde İstanbul’un imajını düşünüyorum. Herkes buraya gelmek istiyordu, herkes sorular soruyordu. Global şehir kültürünün yükselen yıldızıydı İstanbul.
Uluslararası şirketlerle ve işadamlarıyla çalışan arkadaşlarım önümüzdeki günlerde yapacakları önemli toplantıların bir bir ertelendiğini söylüyorlar. Arayıp “Gelecek ay duruma bakarız” diyorlarmış. Kaç ay ertelenebilir ki bir toplantı?
Turizmde bu yaz büyük iflaslar bekleniyor. Çünkü terör yüzünden kimse gelmek istemiyor.
Müzisyenlerin çoğu 2016’yı kapattı. Zaten son birkaç yıldır sezonu kapatıyorlar. “Bir mayıs var belki konser yapabileceğimiz” diyorlar.
Ben söylemedim canlarını daha da sıkmamak için ama o da riskli. Bunun 1 Mayıs’ı var, Gezi’si var. Var da var...

Müzisyenlere iyi davranın
Haziran sonu zaten her şey iptal. Çünkü ramazan. Artık ramazanda her şeyin iptal olması ve “aşşşşşırı” duyarlılık standart hale geldi. Geçmiş olsun. Artık ramazanda ülke kapalı.
Müzik sektöründeki kötü gidişat sadece bunlara ilgili de değil. Bunlar işin tuzu biberi sadece. Türkiye’deki telif hakları meselesinin işleyişi en büyük sorunlardan biri. Dijital müzikten tek kazanan büyük şirketler oluyor. Sanatçıların hesabına komik rakamlar yatıyor. Tek çare konserken onlar da iptal olunca kimsede ne keyif var ne de istek. Çoğu müzisyenin müziği bırakıp sıradan işlere geçme mecburiyetini ve haklılığını görüyorum, üzülüyorum.
Bugün Türkiye’de müzik yapmaya çalışmak her zamankinden daha zor. Müzisyenlere iyi davranın, konserlere gidin, onları destekleyin.

Gidişat iyi değil

Bir caz albümü
Alper Yılmaz Trio’nun “Different City Different Mood” albümünde güzellik, bas gitar, piyano ve davulun birbirine yakışan uyumunun ortaya döktüğü detaylarda gizli. Bazen bas ve piyanonun üst üste binen notaları, bazen onları kesip biçip şekillendiren bir zil ya da high-hat’in sesi. Bas gitarist, besteci ve aranjör Alper Yılmaz, yanına piyanoda Ercüment Orkut ve davulda Volkan Öktem’i almış ve haydi beraber coşalım, ortamlara akalım demiş.
Yılmaz ODTÜ mezunu bir mühendis. ABD’de doktora yaptı. Çalışmalarını da orada devam ettiriyor. Beş telli Fodera Custom Imperial çalmış albümde. Bas gitar normalde dört telli bir eşlik enstrümanı. Ancak özellikle caz müziğinde ve buradaki gibi solist konumunda olduğu durumlarda daha geniş bir ses aralığına ihtiyaç duyulabildiğinden beş ya da altı telli özel bas gitarlar üretiliyor. Yılmaz gitarla bas arasında bir teknikle çalıyor. Basın duyguları yoğunlaştıran tok sesi ve gitarın kıvraklığını bir arada kullanıyor.
Ercüment Orkut’u çalarken izlemiştim, duygularını parmaklarına ustalıkla aktaran çok rafine bir müzisyen. Volkan Öktem (Yamaha davul ve Zildjian ziller kullanmış) ise pek çok değerli albümde yer almış kendini devamlı geliştiren çok yönlü, önemli davulcularımızdan. Ben dinlemeye doyamıyorum, size de tavsiye ederim.

al-büm

Gidişat iyi değil

MASA ÜSTÜNDEN NOTLAR

POST POP DEPRESSION - IGGY POP


Iggy Pop’a göre bu son albümüymüş. Albümü birlikte hazırladıkları Josh Homme “Bowie gitti, Lemmy gitti, elimizde o kaldı” demiş (Lou Reed’i zikretmeyi unutmuş). Madem Iggy Pop’un yeni albümüne böyle dramatik manevi bir veda havası yükleniyor, biz de saygı duyup beğenelim, her satırını notasını övelim... Bunun gibi bir şey beklense de ben çenemi tutamıyorum. Iggy Pop’tan kimse eskisi gibi olmasını beklemiyor ama bu albümdeki Iggy Pop değil, karikatürü
resmen. Vasata teslim olmaktan kurutulamayan bir albüm.

Gidişat iyi değil

YOU KNOW WHO YOU ARE - NADA SURF

“Popular”ı hatırladınız mı? Nada Surf’ün 1996 yılı hitiydi. New York çıkışlı indie rock ekibi Nada Surf ilk kez o zaman adını duyurmuştu. Bir Ric Ocasek projesiydi. Benim kuşak onu The Cars gitaristi olarak hemen hatırlayacak. Ancak Nada Surf “High/Low” adlı bu albümün ardından yola kendi başına, düşük profilli bir indie ekibi olarak devam etmeyi tercih etti. Yedi albüm yaptılar. Bunlar arasında “Let Go” favorim ve şu anda tanıtmaya çalıştığım son albüm bana “Let Go”yu hatırlatıyor. Bana beklediğimi veriyor. Naif, dolaysız, 90’lar usulü indie rock şarkıları.