Kutluğ Ataman’ın öğrettiği

“Sanatçının kendi ülkesinde değer görmesi kadar büyük bir hediye yok, sizler bana bu hediyeyi verdiniz. Hepinize çok teşekkür ederim.”
Hani eziyet ediyorlardı? Hani zulüm vardı?
Öylesine mağdurdu, öylesine öfkeliydi burjuvaziye, entelektüellere, sanat camiasına Kutluğ Ataman, hatırlayın...
İktidarla aynı düşünmeyen herkesin fişlendiği, hedef gösterildiği bir ortamda insanları sanat camiasındaki Ergenekon’a karşı uyararak görevini yapmıştı.
İnsanlar yerlerde sürüklenirken, gaz kapsülleriyle kör olurken “Sürekli AK Parti baskı yapıyor diyorlar. Ama ben bu baskıyı hissetmiyorum. Türkiye’ye geldiğimden beri tüm sindirmeleri sırtlarını derin devlet ideolojisine dayamış ulusalcı sözde sanatçılardan ve şimdi de burjuvazimizden çektim” diyordu.
Bu cümleden birkaç ay sonra “sindirilmiş” Kutluğ Ataman, Sabancı ailesinin sipariş ettiği eserini onlarla aynı masaya oturup basına tanıttı. “Burjuvazi mi değişti Ataman mı? Sabancı ailesi nedir, işçi sınıfı mı?” gibi sorular yanıtsız kaldı.
Ve önceki gün ne oldu biliyor musunuz? Ataman’ın iktidara şikayet ettiği “enteller” kendisindem gram hazetmemelerine rağmen Altın Portakal’da adil davranmayı bildiler.
Filmine ödül verdiler. Hem en iyi film ödülünü, hem de SİYAD ödülünü aldı Ataman’ın filmi.
Ödül verenler “Ödülü, sevdiğimiz, bizim gibi düşünen, bizden birine verelim” diye düşünmedi. Değerlendirmelerini objektif yaptı ve filmin ödülü hak ettiğine karar verdiler.
Oysa mesela aynı festivalde “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek” isimli belgeselin yarışma ve değerlendirilme şansı olmadı. Çünkü bu film Gezi’yi anlattığı için Ataman’ın baskısız AKP’sinin özgür ortamında sansürlendi.
***
Ataman’ı tebrik ediyoruz. Gelecekte de “Gezi bir beyaz Türk rahatsızlığıdır” tarzı değerli yorumlarını duymak için sabırsızlanıyoruz. Burjuva sınıfına ve Ergenekoncu sanata karşı yürüttüğü onurlu mücadelede başarılar diliyoruz.
Ve şunu bir kere daha anlıyoruz. Türkiye’deki İslami kesimin, ne kadar güçlü olursa olsun hiçbir zaman saygı duyulacak, dünyaca kabul görecek bir sanatı olmayacak. Çünkü hep “başka” öncelikler ağır basacak. Onlar bırakın değinmeyi, ele almayı, içinde Gezi olan bir filme başyapıt dahi olsa ödül vermeyecekler.

Polemik lokantası

Günün spesiyalitesi
l Türk sineması mı, Türkiye sineması mı?
Atıştırmalıklar
l Türk yoğurdu mu, Türkiye yoğurdu mu?
l Türk mutfağı mı, Türkiye mutfağı mı?
Ara sıcaklar
l Türk Hava Yolları mı, Türkiye Hava Yolları mı?
l CNN Türk mü, CNN Türkiye mi?
l Türk Telekom mu, Türkiye Telekom mu?
l Turkcell mi Türkiyecell mi?
Ana yemekler
l Türk dizisi mi, Türkiye dizisi mi? (şefin tavsiyesi)
l Türk tiyatrosu mu, Türkiye tiyatrosu mu?
l Türk temaşa sanatı mı, Türkiye temaşa sanatı mı?
l Türk halk müziği mi, Türkiye halk müziği mi?
l Türk sanat müziği mi, Türkiye sanat müziği mi?
l Türk örf ve âdetleri mi Türkiye örf ve âdetleri mi?
l Türk Milli Takımı mı, Türkiye Milli Takımı mı? (En az dört kişilik servis edilir.)
Tatlılar ve kahveler
l Türk lokumu mu, Türkiye lokumu mu?
l Türk kahvesi mi, Türkiye kahvesi mi?
Mevzu sıkıntısı çeken masalara hizmetimdir.

Zeki Müren’i rahat bırakın!

Zeki Müren’e yapılacak “tribute” albüm yoldaymış. 2016’da sanatçının 20’nci ölüm yıldönümüne yetişecekmiş. Şimdiden sanatçılarla konuşulmaya başlanmış. Tehlikenin farkında mısınız? Müzik dünyası iyice tıkandı, maden bitti, sıra Zeki Müren’e geldi anlaşılan. Yeni işler tutmuyor, elde avuçta ne varsa bozdur bozdur harca... Ne olur Zeki Müren’i rahat bırakın. Onun güzelim eserlerini sıradan yorumculardan, özensiz düzenlemelerle dinlemeye ihtiyacımız yok. Zeki Müren zihnimizde olduğu gibi kalsın.