Sakın Türkiye’ye gelmeye kalkmayın

Sakın Türkiye’ye gelmeye kalkmayın


Konser sezonu bitti, “Gelecek sene kimler gelmeli” sezonu açıldı. İstekler, talepler internet ortamında havada uçuşuyor. Benim dileğim ise beğendiğim grubun gelmemesi yönünde


Forumlarda, Twitter’da ve Facebook’ta başladı gümbürtü: “Neden gelmiyorlar, neden getirmiyorlar...” Herkes sevdiği grubu görmek istiyor memlekette. Ben çekimserim. Benim dileğim gelmesi değil, “gelmemesi...” Bu grup Radiohead. Yeri ayrıdır. Üşenmeyip Londra’ya Virgin Festival’a gitmişliğim vardır izlemek için. Lüks mü? Değil. Türkbükü’ne Çeşme’ye gidip tanesi 30 liraya lahmacun yemediğim için cebimde ucuza Londra bileti alacak param oluyor. Çadırımı da alıyorum. Bütün festivaller benim. Kimi lahmacununu yer, kimi biletini alır konser izlemeye gider. Zevk meselesi.
Radiohead de U2 gibi mesajı, siyasi yönü bol olan bir gruptur. Çevre, açlık, çocuk işçiler... Solistleri Thom Yorke ise Bono’yu eleştiren taraftadır. “Yardım etmek için bile olsa, iyi bir amaç için bile olsa çok fazla içli dışlı oluyor bazı çevrelerle” diye düşünen tarafta yani...
Üstelik müziklerine bayılırım. U2 onların yanında pop grubu kalır. Müzikleri çok daha progresif, altermatiftir ve elbette daha karamsardır. Çağımızın Pink Floyd’u ödülü olsaydı Radiohead tek adayım olurdu...
Türkiye’ye gelmelerini ve konser vermelerini isterim. İstemez miyim, deli miyim ben? Radiohead’i İstanbul’da hayal ederken tam bu noktada “İstemem aslında” deyiverdim kendi kendime.
Aklıma U2’nun İstanbul programı geldi. Eğer böyle olacaksa aman dedim. Aman gelmesin Radiohead. Onlardan soğumayalım. Büyü bozulmasın. Sonra kendine yeni bir Radiohead ara işin yoksa. Ya da eski albümleri dinleyerek unutmaya çalış. Kısaca korkuyorum Radiohead Türkiye’ye gelecek diye. Ne olur gelmesinler.


Sonbaharın “in” mekanı Salon olabilir ama...
İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın Şişhane’deki binasının içindeki Salon’un adını duymuşsunuzdur. Salon çok amaçlı bir konser salonu olarak tasarlandı. Geçen yıl muhtelif tarzda konser ve etkinliklerle mütevazı bir başlangıç yaptı. Gelen haberlerden anladığım bu yıl iddialılar. Önümde ekim ve kasım programı var. Şahane. Medeski Martin & Wood (25-26 Eylül), Lali Puna (8 Ekim), The Notwist (9 Ekim), Ez3kiel (15 Ekim), Jimi Tenor & Tony Allen (22 Ekim), Liars (23 Ekim), Marcus Miller (26-27 Ekim), Midlake
(22-23 Kasım)...
Program çok başarılı, anlaşılan bu yıl Şişhane’ye çok gideceğiz ve sonbahar itibarıyla Salon “in” mekan olabilir. Ancak...
Madde 1: Gücenmece yok, dekorasyon kötüydü. Kötü bile değil. Yoktu... Canım binada, canım mekanı bu kadar kötü kullanmak kimin fikriydi bilmiyorum ama orada yaratılmak istenen atmosferle o düzenin hiç bağdaşmadığı kesin.
Madde 2: Giriş çıkışlar yan kapıdan olmalı. Mekanın bağımsız bir kimliği olmasına da yardımcı olur. Böylece binanın önündeki karmaşa sona erer. Tepedeki X Restorana giriş çıkışlar da birbirine karışmaz.
Madde 3: Bar. Arkadaşlar iyi bir barı olmayan mekanın, kulübün ruhu da yoktur. Burası sadece bir konser salonuysa tamam. Ama nitelikli bir “müzik kulübü” yaratmak istiyorsanız bar lazım. İlla “artistik” olsun demiyorum ama masanın üzerine beyaz örtü serip üzerine votka koymak uluslalarası çapta bir konser ve performans mekanı işletmek iddiasına yakışmıyor. Barda barmenler durur. Lokanta garsonuyla bu işler olmaz. İçeride bazı yeniliklerin yapıldığı kulağıma geldi. Hayırlı olsun diyelim, konser tarihlerini ajandamıza not edelim.

Bora Kozanoğlu’ndan iyi romantik şarkıcı olur
Bora Kozanoğu Milliyet Pazar’da Banu Şen’e anlatıyordu geçenlerde “Her gün yarım saat çalarım. Bach, Beethoven, Mozart gibi klasik eserler çalmayı çok seviyorum. Sörfün dışında belki gitarist olurdum.”
Bora Kozanoğlu’ndan klasikçi olur mu bilmem ama “romantik şarkıcı” olur belki. Ama önce biraz Jack Johnson dinlemeli. Johnson sörfçüydü. Hawaii’de sörf yaparken bacağı kırılınca gitar çalmaya başladı. Şu anda albümleri milyonlar satıyor. En iyi arkadaşları arasında Ben Harper, Eddie Vedder ve sörfün kitabını yazan meşhur Robbie Nash var. Tarzı nedir diye merak edenlere şöyle anlatayım: Biraz “sahilde ateş yakıp erafında toplanalım” kafası. Ama severim. Denk gelirse pazar sabahları sakin sakin dinlerim...
Johnson’ın “To The Sea” isimli albümü geçenlerde yayımlandı. Yazın bir kenara. Bilhassa evde zaman geçirirken iyi gidiyor...


Bono bu yazıyı okursa kampanya başlatır!
Yıllar önce bir Q dergisi aldım. Üzerinde bir hediye CD. Dergi kapağına silikonla yapıştırılmış. Çekip alınca altından bir yazı çıkıyor: “Eğer hediye CD’niz burada yoksa bizi arayın. Ya da Bono’yu arayın. Eminiz sizin için bir kampanya başlatacak ve birileriyle görüşecektir.”
Bono’nun Türk basınında en beğendiği yazar Joost Lagendijk biliyorsunuz. Lagendijk’in 5 Eylül tarihli “Bono, Tarkan ve Bakan” başlıklı yazısı hakikaten çok güzeldi. Bono mektubunu bu yazıya ve yazarına cevaben yazdı. İşin ilginç yanı ne biliyor musunuz? Gündemi belirleyen, gazetelerin manşetinde yer alan mektubun muhatabı şu anda işsiz. Yani yazar olarak. Bono kendisiyle tanışmak istediğini söylemeden birkaç gün önce yeni yapılanma içindeki Radikal’den aranmış Lagendijk ve kendisine “Teşekkür” edilmiş duyduğuma göre. Yani Bono, Radikal’in işten çıkarılan yazarını beğenmiş beğene beğene şansa bak. Şimdi durum değişir mi bilmem ama benim bildiğim Bono bu işin peşini bırakmaz. Olmadı hemen bir kampanya düzenler onun için.


İTİRAF EDİYORUM
-Belle & Sebastian’ın yeni albümünü sabırsızlıkla bekliyorum. Albümle aynı adı taşıyan ilk şarkı “Write About Love”ı hafifmuzik.org’da dinleyebilirsiniz. Yine tam onlara özgü şahane bir şarkı. Albüm ekim başında yayımlanacak.
-123 “Aksel” isimli albümündeki şarkıları iyi bir ses düzeniyle bir Arena’da ya da antik
bir amfitiyatroda çalsın istiyorum. Müzikleri yapış yapış kulüplerde hafif güme gidiyor. Çünkü yarattıkları atmosfer çok başka...
-Gezi yazarı olmayı düşünmeye başladım. Beyrut yazısına gelen mesajlar beni fena
halde gaza getirdi.


MERAK EDİYORUM
-Kiki’nin eski ortağı Burcu Denizer’in açacağı yeni mekanı (çünkü Kiki çok fena
bir yer haline gelmiş, gittim gördüm);
-Kadıköy’deki Trip barın ve Karanfil Sokak’ta yer alan pek çok mekanın sahiplerinin Cihangir’de hayata geçirmeyi düşündüğü yeni “barlar sokağı” projesinin tutup tutmayacağını;
Merak ediyorum...