Salı konuşmaları nasıl izlenir?

“Başbakan devreye girdi...” en sevdiğim kalıp. Zaten başbakanın devreye girmesi de bizim milletçe en sevdiğimiz hareket.
Gazete arşivlerini tarayın, yüzlerce haber var.
Başbakan devreye girdi çocuklarına kavuştular.
Başbakan devreye girdi üniversite kayıt tarihleri ertelendi.
Başbakan devreye girdi İran gaz vanasını açacak.
Başbakan devreye girdi THY Pakistan seferleri ikiden dörde çıktı.
Terim’in adı gündeme geldi, kupa verilebildi, yasa öne çekildi, çipli pasaport işi halloldu. Hep başbakan devreye girince oldu bunlar.
Sistemin işlemediğinin, kurumsallığın olmadığının, gücün ve yetkinin tek elde toplandığının bir belirtisi aslında bu “devreye girmeler”.
Ama bizde ister istemez birer başarı öyküsüne dönüşüyorlar.
Türkiye’de her şeyi bir kişi hallediyor. Ve bu yeni bir durum değil.
***
Siyasi tarihimiz bir hareketler, fikirler, ideolojiler tarihinden ziyade liderler tarihi.
Günün sonunda ne parti hatırlayan var, ne tüzük, ne program, ne kurum.
Demirel yaptı, Özal yaptı, Ecevit yaptı, Erdoğan yaptı. Ya da tam tersi. Demirel yapmadı, Ecevit yapamadı...
Övülecek, minnettar kalınacak, suçlanacak ya da lanet edilecek tek bir kişi olması işimize geliyor.
O dedi mi olur. O giderse perişan oluruz, o gelirse mahvoluruz, o isterse kazanırız, o istemezse batarız...
Önemli olan bizi ezip dövecek ya da sevecek bir liderimizin olması...
***
O yüzden bütün yaz insanlar dövülür, ıslatılır, gazlanır, öldürülürken ileri demokrasi yanlıları halka, Başbakan’ın psikolojisini anlamasını önerdi.
O yüzden nereye alışveriş merkezi yapılacağına da, AKM’nin yerine yapılacak kültür merkezinin tipine de (bkz. barok), çocuğa da, giyim kuşama da, barışa da savaşa da bir kişi karar veriyor.
O yüzden Marmaray durunca “imdat koluyla oynuyorlar” şeklindeki bilimsel açıklamayı teknik müdür, sorumlu bakan değil bizzat Başbakan yapıyor.
O yüzden bugün Türkiye’de bir kedi ağacın tepesinde kalsa onun aşağı indirilmesi için bile neredeyse Başbakan’ın devreye girmesi gerekiyor.
O yüzden muhalefet, belediye başkanlığı seçimini kazanmak için makul politikalar ve projeler üretmek yerine çareyi illa yeni bir lider getirmekte buluyor.
Bugün salı. Liderlerin Meclis’te atma tutma günü. İzlerken asabiyet yapıp boşuna su kaynatmayın diye mevcut tabloyu hatırlatayım dedim. Patlamış mısır kolayı alın, tadını çıkarmaya bakın. Salı konuşmalarının hakkını verin.

Muhtelif yaşlanma alametleri

* Kazağı boyna bağlamak. Bir gün bir bakmışsınız kazak boynunuzda. Pehey...
* Birdenbire fazla renkli giyinmeye başlamak. Özellikle erkeklerde cırtlak renkli atkı veya yakaları kalkık pembe lakost görülmesi.
* Gece aleminde takılırken muhabbetin ortasında “görünmeden nasıl eve kaçıp filme, diziye girsem” diye küçük hesaplar yapmak.
* Akşam olsa da dışarı çıksak yerine, akşam olsa da eve gitsek demeye başlamak.
* Eskiden metal, rock dinlerken, artık caz ve klasiğe ilgi duyduğunu gizleyememek, Latin müzikleri için “aslında hiç fena değil” demeye başlamak.
* Dizilerde filmlerde genci, ergeni değil, yetişkini yaşlıyı izlemeye başlamak.
* Normal insanların “çılgın” popçulardan ya da ”aykırı” rock’çılardan daha çılgın ve aykırı olduklarını fark etmek.
* Yaşlanma alametlerinden liste yapmak.

İtiraf ediyorum

* Muhteşem Yüzyıl’a alternatif olarak çekilen Fatih dizisinin izlenmediği için yayından kaldırılmasına şaşırmadım. Acısız arabesk de bir devlet projesiydi ve işe yaramamıştı.
* “Dünya İş Kolaylığı Listesi” diye bir liste olması sadece bana mı komik geliyor merak ediyorum. “Ama bir kolaylık gösterseniz... Tamam hadi bu yıl vergi almayalım” gibisinden bir şeymiş sanki...
* Hakan Günday’ın yeni romanı “Daha”, dünyanın olduğu kadar memleketin mevcut haline dair de fena halde karanlık ve sert analizler içeriyor sanki. Bir günde kurulan “Depo” ülkesi gözden kaçmasın.