Tarafsız gözle seçim manzaraları

Hafta sonu birkaç dakikalığına televizyonu açtım. Haber kanallarını zapladım zapladım. Her yerde ya biri ya diğeri canlı yayında konuşuyor. Bir o, bir diğeri. Biri bitiyor, diğeri başlıyor. Canlı yayın hiç kesilmiyor. Durmadan karşılarındaki kalabalığa yüksek perdeden bağırıyorlar. Belli ki bir şey istiyorlar. Hem de çok istiyorlar. Manzara bu.
Dışarı çıktık. Vapura bindik. Televizyonlar her katta açık. Hep belli kanallar gösterimde. O belli kanallarda hep belli isimler, durmadan bağırıyorlar. Birilerini suçluyorlar. Birilerine gözdağı veriyorlar. Canlı yayındaki köpürme ve “isteme” seansı bitince yine canlı yayında az önceki canlı yayında neler belirtildiği bir daha açıklanıyor. Ta ki diğer canlı yayına kadar.
Elimizde gazeteler. Her yerde aynı iki sima, aynı açıklamalar. Yan yana koyuyoruz, fotokopi gibi bütün manşetlerde aynı laflar.
Vapurdan indik, taksiye bindik. Aynı ses, aynı tonda bağırıyor. Kişi değişse de ses aynı. Tek ses olmuşlar, aynı tonda istiyorlar. Öylesine fazla istiyorlar ki bu bir ölüm kalım meselesi sanki. Ya istenen olacak ya da Allah korusun, istenen verilmezse, kıyamet kopacak.
Seçimlere gidilen ülkemizde en tarafsız gözle bakıldığında dahi manzara bu. Adil midir? Demokratik midir? Normal midir?
Aklıma 12 Eylül darbesi sonrası bir partiye oy verme çağrısı yapan o dönemin cumhurbaşkanı geliyor. Onun istediği olmamıştı. Bakalım halkımız bu sefer kimin yanında yer alacak?

AKP, oldu CHP

İyi kötü, inan inanma, beğen beğenme bütün muhalefet eğer seçimlerde kendilerine yetki verilirse ne yapacağını açıkladı. HDP’nin bir mesajı var, arkasında duruyor. CHP keza. En son MHP, CHP’yi taklit edercesine nerdeyse aynı ekonomik programı sıralamış alt alta. Beğen beğenme, senin için, eşin için, çocukların için, baban, deden, halan, amcan için, komşuların, arkadaşların için projeler, fikirler açıklandı. Net cümleler kuruldu, programlar açıklandı, altına imzalar atıldı.
Peki, AKP bu seçimlerde bize ne diyor? Ne istiyor? Anlayan var mı?
İnsanlara soruyorum. Ne istiyorlar siz anladınız mı? Herkes bir yanıt veriyor. Şunu istiyorlar, bunu istiyorlar, 400 istiyorlar...
Ben gene soruyorum. Hangi sorunumuzu çözecekler? Hayatımız nasıl daha iyi daha güzel olacak? Bu manzaranın neresine bakıp içimizin umutla dolması gerekiyor?
Bu sorular CHP için sorulurdu. İşler tersine dönüyor galiba.

Arkeolojik eserler nerede güvende?

Geçenlerde Cem Erciyes Radikal’de IŞİD’in tahrip ettiği tarihi eserlerin bir kısmının da yine IŞİD’çe muhtelif aracılarla Türkiye üzerinden Batı’ya pazarlandığını yazdı.
Dün ortaya çıkan skandalda ise Hatay Arkeoloji Müzesi’nde yer alan paha biçilemez mozaiklerin restorasyon adı altında nasıl kendilerinin kötü birer karikatürüne dönüştürüldüğünü üzülerek gördük. Sorumlular kim, ne ceza alacaklar bunlar artık önemsiz. Olan olmuş, bazı şeylerin geri dönüşü yok .
Dünyanın ve insanlığın mirası olan arkeolojik eserlerin çalınıp, yasa dışı yollardan koleksiyonculara satılması mı daha korkunç, yoksa gerçek sahiplerinin elinde ait oldukları coğrafyada kalıp kırılıp dökülmeleri ve yok olmaları mı?
IŞİD’in elindeki tarihi eserler mi daha şanslı yoksa kaçırılıp el altından satılanlar mı?
Hatay müzesindeki mozaikler mi daha iyi korunuyor, yoksa yasa dışı yollardan yurtdışına kaçırılıp nerede olduklarını bile bilmediğimiz kaçak eserler mi? Can sıkan sorular...