Türkiye’nin en şanslı azınlığı

Dinlediğiniz müzik itibarıyla azınlıkta kalırsanız acımıyorlar. Şak diye vericiyi söküp başka yere takıyorlar, 40 yıldır dinlediğin radyoya elveda diyorsun. Ama internete filtre istiyorsan o başka...

Türkiye’nin en şanslı azınlığı
Penguen filtre meselesini kapağına böyle taşıdı.

Azınlık-çoğunluk diye kafa ütülemeyeyim. Geçen hafta şu oldu. Yetkililer ülkenin 96,2’sinin caz müziğini, yüzde 92,3’ünün
klasik müziği, yüzde 82,2’sinin ise yabancı
rock müziğini dinlemediğini hesapladı.
Bunun üzerine TRT “az olanlar dinledikleri müziği hiç dinlemesinler” dedi, Radyo 3’ün vericilerini kaldırdı.
Nereye mi? İç bölgelerden alıp sahilllere koydular (oralarda dinleniyor diye).
Ne oldu? İç bölgelerde azınlık, müziğinden oldu. Geçmiş olsun. Artık dinleyebilenler dinlemeyenlere anlatır ilerde bu müzikleri... (Azınlık dediğimiz topluluğun milyonlarca insan olduğunu hesaplamıştık. Basın da sağ olsun alıp haber yaptı, konu tartışıldı. Keşke kaynak da gösterselerdi...)
Hâlâ mesaj geliyor okurdan, “20 yıldır
dinlediğimiz radyoyu artık dinleyemiyoruz” diye...
Eee, azınlık olmayacaksın hayatta...
Ama bakın azınlık olmanın işe yaradığı zamanlar da var. İnternet filtresi isterseniz, azınlık da olsanız şanslısınız. Yani şanslı azınlıksınız. Çünkü ne deseniz görev kabul edip yapıyorlar.
Bilişim Teknolojileri ve İletişim Kurumu BTK, Türkiye’de 40 milyon internet kullanıcısı olduğunu ilan ediyor. Filtre çalışmalarını başlatanın da halktan gelen talep olduğunun altı çiziliyor. Talep, 200 bin şikayet.
Ben bakkal ruhlu olduğumdan hemen bakkal hesabı yaparım. 40 milyon, çarp içler dışlar, ne etti? 0.5. Yani internet kullanıcılarının sıfır nokta beşi. İnternet kullanmayanları da ekleyip bütün nüfusa oranlarsak eğer toplam nüfusun yüzde 0.27’si. Sıfır nokta yirmi yedi.
Nüfusumuzun yüzde 0.27’si pakete girecek diye yüzde 99.73’ü ciğerine kadar filtrelenecek.
Diyeceksiniz ki “Çocuğumuz var, endişeleniyoruz”. Haklısınız. Saygım var. Ama bu filtre işini hizmet vericinize ayda birkaç lira vererek istediğiniz şekilde yapabilecekken şimdi devlet hepimizi filtreliyor.
Söylediği gibi bedavaya da değil tabii. Elbette bir altyapı lazım ve parası vergi veren herkesin cebinden çıkacak.

Ajandadan notlar...

* Bu gece, Dzihan & Kamien Babylon’da: Caz ve downtempo hiç bu kadar iyi eşleşmemişti. Yılların ekibidir ve sırf “Gran Riserva” albümünden bir şeyler duymak için bile giderim.
* 6 Aralık’ta The Antlers Salon’da: Brooklyn yöresinden şahane bir indie folk grubunun konserini izlemek isteyenler o gece orada olsun. Ayin gibi olabilir.
* 14 Aralık’ta ÇGS Peyote’de: Yarım saat kadar sürecek konser
ve bir nevi sahne performansı. Gitmem lazım.
* 16 Aralık’ta Rox Garajistanbul’da: Yeni nesil blues ve R&B’yi zaten severim. Üstüne
Rox’un kendine has vokalini ve sağlam çalan
bir orkestrayı koy. Daha ne olsun.
* 24 Aralık’ta Nekropsi Salon’da: Zaten az konser veriyorlar. Buldun mu gideceksin.
Anlık gelişmeler ve öneriler hafifmuzik.org’da.

Türkiye’nin en şanslı azınlığı
Tarkan Türk sanat müziği albümü yapmalı.

İTİRAF EDİYORUM

* Gevende’nin “Sen Balık Değilsin ki” albümünde yer alan “Igloo” isimli şarkıya Mardin’de çekilen klip çok etkileyici olmuş. “Nee gene mi Mardin?” dediğinizi duyar gibiyim. Kamerayı kapan Mardin’e koşuyor biliyorum ama olsun, bir izleyin...
* Hipster’lar yaşlanınca nereye gidiyor çok merak ediyorum. Yerli hipster arkadaşlar, yaşlanınca haber verir misiniz?
* The Roots’un “Undun” albümü yine hedefi 12’den vuruyor. npr.org adresinden ücretsiz dinleyebilirsiniz.
* Alişan ile ilgili herhangi bir şeyle ilgilenmiyorum, ayrıca tahammülüm de yok (Albüm vs. yollayanlara duyurulur).
* Halil Sezai ile ilgili bir fikir sahibi olmuş değilim. “Ne düşünüyorsun?” diye soranlar biraz daha bekleyecek galiba.
* Neyse’yi ilgiyle takip ediyorum. Bence siz de edin...
* Tarkan’ın Aşık Veysel yorumlamasını muhabbetle karşıladım. Ancak Tarkan’ın yapması gereken Türk musikisi eserlerini yorumladığı bir albüm kaydetmektir. Her yerde bir numara olacağına eminim.
* Göksel’in yeni albümünü merakla bekliyorum. Yakında bu konuda bilgi vereceğim.

Mahalle barında...

* İçeri girdiğinizde yeriniz aşağı yukarı bellidir. Gider oturursunuz ve büyük bir sevinç ve rahatlık hissiyle “her zamankinden” dersiniz. Tam da istediğiniz şey istediğiniz şekilde gelir. Yer içersiniz...
* Sizin gibi müdavimlerle tanışır, sohbet eder, bir süre sonra onları göremeyince meraklanmaya başlarsınız.
* Çalışanlarla kaynaşır, onlar hakkında her gün yeni bir şey öğrenirsiniz. Onlar sizi tanıdıkça siz de onları tanırsınız.
* O kadar rahat hissedersiniz ki bir süre sonra tanıdıklarınızı orada ağırlamaya başlarsınız.
* En ufak değişikliğe tahammül edemez olursunuz, kendinizi rahatsız hissedersiniz.
* Her zaman eve iki adım mesafede olduğunuzu bilirsiniz. Bunun rahatlığı dünyalara değişilmez. Mahalle barına otobüsle, metroyla, arabayla gidilmez. Mahalle barının kapısında vale falan beklemez.
* Hiçbir zaman kazık yemeyeceğinizi bilirsiniz. Çünkü mahalle barı kazık olmaz.
Peki ama Türkiye’de bu anlamda gerçekten bir “mahalle barı” var mı? Mahalle barını bulanları kıskanıyorum da...

Kulaklığın...

* Kafada ağırlık yapmayanı, sımsıkı kulaklara yapışmayanı,
* Kulağın içine fazla girerek kişisel alan sınırını zorlamayanı,
* Düşük sesle dinlendiğinde de basları duyuranı,
* Ekstra efekte ihtiyaç duymadan her frekansı temiz ileteni,
* Çantada çok yer kaplamayanı,
* Ve “çısır çısır çıstak” diye dışarıya ses verip ortamı terörize etmeyeni makbuldur.
Metrobüs şöförüne karşı her zaman gencin, öğrencinin yanında; kötü kulaklığa karşı da kalitenin yanındayız. Ucuz kulaklık hasta eder. Kulağını seven paraya kıysın. İmza bir dost.

Standart paketin adı yok kendi var

Gelen bilgilere göre BTK derin paket sorgulama yazılımları almaya hazırlanıyor. Herhalde spor olsun diye. “Derin paket sorgulama da ne?” derseniz, bu konuda 2000’den beri takipte olan Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Özgür Uçkan T24 sitesine verdiği röportajda anlatsın:
“Bu yazılımlarla kullanıcıların e-postaları dahil her türlü iletişimini hukuk dışı bir biçimde gerçek zamanlı olarak dinlemek ve denetlemek mümkün.”
Bitmedi...
“Standart paket’ gibi herkesi işkillendiren, ‘Madem filtre seçmiyorum, beni niye bu işe dahil ediyorsun?’ dedirten profilin de adı geçmiyor. Böylece ‘çocuk’ ve ‘aile’ filtrelerini seçmeyen kullanıcılar tamamen özgür kalacaklarmış gibi bir yanılsama doğuyor. (...) İster filtreli internet kullansın ister kullanmasın, ülkedeki tüm internet kullanıcıları aynı arayüz ve aynı sistemden geçerek internete erişecek.
Bu sistem tüm internet kullanımımızı takip edip denetleyebilecek bir sistem olmak zorunda. Başka türlü internet servis sağlayıcıları yoluyla merkezi filtre uygulayamazsınız. Bu sistemle her türlü keyfi engelleme, sansür, dinleme, izleme vb. yapılabilir.”
İnternette standart durumlar böyle. Haberiniz olsun.