Halka kulağını tıkayan iktidar olamaz

"İstanbul'un trafik sorununu çözmek için Boğaz'a üçüncü bir köprü mü, yoksa tüp geçit mi yapılsın?" tartışmasına girecek değilim.Önceliğin üçüncü bir köprü yapmak yerine, bir tüp geçişe verilmesi gerektiğine ilişkin uzman görüşleri gazetelerde, dergilerde sayfalarca yayımlandı. Mevcut iki köprünün, bazı sorunları çözerken, yepyeni başka sorunları da yarattığını yaşayarak gördük. Bayındırlık Bakanı da eminim bunları görmüştür, okumuştur.Benim üzerinde durmak istediğim konu bu tartışmadan çok Bayındırlık Bakanı'nın tavrı ile ilgili.. Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen, Milliyet Muhabiri Önder Yılmaz'a "Gündemimiz 3. Köprü" dedi. Padişah gibi! Haberi okuyunca insan içinden "Analar ne aslanlar doğuruyor" demeden duramıyor.İstanbul halkının çok önemli bir bölümünün ve halkla daha yakın temas halindeki İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tercihinin köprü olmadığını artık sağır sultan duydu..Ergezen'in üyesi olduğu, Erdoğan'ın Başbakan olduğu hükümetin Ulaştırma Bakanlığı, tüp geçit için dört firmadan aldığı teklifi, Japon finans kuruluşunun onayına sundu. Ekim ayına kadar bu sürecin ilerleyeceğini ve firmaların tüp geçit inşaatına ilişkin fiyat tekliflerinin alınacağını da biliyoruz..Bütün bunlar ortadayken Bayındırlık Bakanı'nın "Biz Başbakan'la yapmaya karar verdik, yapacağız. Kimse bize engel olamaz" tutturmacası oldukça ilgi çekici..Günümüzün modern siyaset anlayışında yeri olmayan bir tutturmaca... Benzerlerine ancak otoriter tek parti yönetimlerinde rastlanabilecek bir "kararlılık gösterisi" bu..Kamuoyunu ve bilimsel gerçekleri yok sayan, "Ben devletim, istediğimi yaparım" diyerek kendisini padişah zanneden bir görüşün fütursuzca dışa vurumu.. Bakan demecinde şöyle diyor: "Biz Başbakan'la kararlaştırmışız. Köprü yapılacak. Ama Belediye Başkanı'nın dediği tüp geçidi de yaparız. Birini alttan, birini üstten yaparız. İzin verseler Çin'e kadar duble yol yaparız. Kaynak sıkıntısı var ama bizi kimse amacımızdan geri bırakamaz!" Suçlu o değil "Bürokratik oligarşi"den kastedilen bazı bürokratların bazı işlerin yapılmasına engel olmalarıysa, tek başına iktidar olmuş bir partinin bundan şikâyet etmesi de oldukça garip tabii..Ama bence Başbakan suçluyu yanlış yerde arıyor.Başta Avrupa Birliği üyeliği olmak üzere önemli dönüşümlere niyet eden bir hükümetin, bu gücü kendisinde bulabilmesinin demokratik ülkelerde bir tek yolu vardır: Kamuoyunun desteğini arkasına almak...Sivil toplum kuruluşlarını, yerel insiyatifleri ve bütün bir halkı..Bunun yolu da ülkenin yönetiminde paylaşımcı ve demokratik katılıma açık olmaktan geçer.. Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı konuşmada "Hükümet olduk ama iktidar olamadık" dedi.. Bunun sorumluluğunu da "bürokratik oligarşi"ye yükledi.. Hükümet olur ama... Halkını yok sayan bir hükümet ise Meclis çoğunluğuyla belki hükümet olmaya devam edebilir ama iktidar olamaz..Başbakan'ın "hükümet etmek - iktidar olmak" kavramları arasına sıkışmış görünen şikâyetlerini gidermenin yolu önce Ergezen'in kullandığı türden bir söylemden uzak durmaktan geçer. mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Eğer, "Köprü mü-tüp geçit mi?" gibi yanıtı kolayca verilebilecek bir konuda bile bir başbakan ya da bakan, "Ben karar verdim yapacağım, siz ne derseniz deyin" derse, bu yolu kullanmaktan vazgeçiyor demektir.