Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler!

Görüntüsü ve mizah anlayışı bugünün popüler mizah dergilerinden bir hayli farklıydı.Her yılbaşında genellikle de kapağında şöyle bir karikatür çizildiğini hatırlıyorum:Saçı sakalı beyazlaşıp uzamış, kamburu çıkmış yaşlı bir adam karikatürü çevreleyen çizginin sağına doğru yürürken, sol taraftan pırıl pırıl parlayan iki küçük dişi, gülümseyen yuvarlak yüzü ile minik bir çocuk karenin ortasına doğru yürürdü.Yaşlı adamın ve çocuğun üzerlerinde, güzellik kraliçelerinin taktığına benzer bir "kurdele" olurdu. Yaşlı adamınkinde (diyelim ki) 1963, çocuğun üzerindekinde ise (diyelim ki) 1964 yazardı..Yaşlı adamın sırtında bir çuval olurdu.. İçine o yıl meydana gelen ve hatırlamak dahi istemediğimiz kötü şeyler doldurulmuş: Zamlar, doğal felaketler, trafik kazaları, savaşlar gibi şeyler..Çocuğun torbası ise boş olurdu.. 365 gün sonra giderken doldurup götüreceği boş bir torba.. Çocukluk yıllarımın okumaktan hiç vazgeçemediğim yayını Akbaba isimli bir mizah dergisiydi. Çocuğun torbasının boş oluşu ve yüzündeki müthiş gülümseme, içime ferahlık verirdi.Yaşlı adamın taşıdığı ağır torbanın kamburlaştırdığı sırtına bakar üzülürdüm ama bir yandan da gittiğine memnun olurdum.O kötü şeyleri alıp götürsün ve bir daha da yüzünü görmeyelim diye düşünürdüm..Bugün bir eski yılı daha uğurlarken gözümün önünde yine benzer bir karikatür var.Ama bu kez yaşlı adama çocukluğumdaki kadar kızamadığımın da farkındayım.Çünkü biliyorum ki, sırtına yüklediği ağır torbanın içindekilerin hiçbirinin sorumlusu o değil..O torbanın içindekilerden bir bölümünün orada olmasının sorumlusu zaten hiç kimse değil..Ama önemli bir bölümünün sorumlusu bizleriz, artık bunu biliyorum.Çünkü hayatı bizim için var olduğu şekilde ortaya koyan da kendimizden başkası değil. O torbanın ağır yükü O torbanın taşınamayacak kadar ağır olmasının asıl nedeni bizlerin küçük hataları, sorumsuzlukları ve kararlarından başka bir şey de değil:Kendimizinki de dahil olmak üzere kırdığımız kalpler, ertelenen yaşamlar, sevgisiz kalmak, bulduğumuzun değerini tam olarak bilememek...Ama bunları düzeltmenin o kadar kolay olmadığını da biliyorum elbette..Ne yazık ki hiçbirimizin elinde hemen uygulanabilecek bir "detoks" reçetesi yok.Öyle olsaydı portakal suyu içip domates yiyerek hatalarımızdan kolayca kurtulabilir, yepyeni insanlara dönüşebilirdik..Yaşanmış yılları yaşanmamış yıllara çeviren içimizdeki zehri atar, yepyeni insanlara dönüşebilirdik..Ama yine de insan denen varlığı diğer canlılardan ayıran en önemli şeyin düşünmek ve öğrenmek olduğunu aklımdan çıkaramıyorum.Belki de bu yılbaşı gecesi çok ilerlemeden ve düşünme yeteneklerimizi yitirmemize yol açacak sıvı tüketimini artırmadan önce bunu başarabiliriz.Kendimizle hesaplaşıp, hiç olmazsa bazı küçük hatalarımızdan önemli dersler çıkarabiliriz.Fonda da bir Sezen Aksu şarkısı olabilir, bunu yaparken: Şimdi bana kaybolan yıllarımı verseler...Yeni yılın hepimize sevgi, mutluluk ve sağlık getirmesini diliyorum.. mehmet.yilmaz@milliyet.com.tr Mutluluğun reçetesi..