“Ayıp Olmadan”

Aydın Boysan’ın yeni kitabı “Ayıp Olmadan” kitapçı raflarına çıktı...Ne var içinde.. İçki sohbeti var... Geçmiş zamanlar, var. Mimarlık var.. Sanat var... Var oğlu var...
Aydın Ağabey 90’ına ilerliyor. Şu sözleri yaşı konusunda daha iyi fikir veriyor:
- Ben doğduğumda Vahdettin tahttaydı... Henüz Cumhuriyet ilan edilmemişti...
Neyzen Tevfik’in yaşamı boyunca yaklaşık 70 ton içki içtiği söylenir. Aydın Ağabey’in ne kadar içtiğinin hesabı yapılmamıştır. Çünkü o hesabı yapmak için daha erken...
İçki neden içilir? Bu sorunun yanıtını dürüst şekilde veriyor Aydın Ağabey:
- Çoğu kişi zorlandığı için, başarısız olduğu için ya da başına gelen sıkıntılı işler, olaylar yüzünden içer. Kurtulacağını sanır büsbütün zora girer. Kendine hakim olmayan kişi avunmasını içkide ararsa aradığını hiç bulamaz. Yeteneksiz kişi kendini ararsa, bulması bulamamasından beter olur.”
En güzel içki hangisidir?
İçkinin en büyük uzmanı bu soruyu şöyle cevaplıyor:
“Dünya içkileri arasında lezzet bakımından ‘su’dan daha iyisi, yumuşağı yoktur.”
Kitapta bir şiir dikkati çekiyor... Okuyoruz:
“Çoluk çocuğumuzu evimizi barkımızı
Koruması gerekenler diyor ki:
Hadi gidelim çalıp çırpalım”
Şiir “Eski Uygarlıkların Şiiri” adlı kitaptan alınmış... Bir yerinde şöyle diyor:
“Bir zamanlar kendine tabut alamayanlar
Türbe sahibi oluverdi”
Hayli tanıdık gelen bu şiir meğer 4 bin yıl önce Mısır’da yazılmış...
Kitap hem dünü anlatıyor hem bugünü.. Okumanızı salık veririz...

* Adaletsizliği engelleyecek gücünüzün olmadığı zamanlar olabilir... Fakat itiraz etmeyi beceremediğiniz bir zaman asla olmamalı!
Elie Wisel

Yaş baş...
Marko Paşa’ya yaşını sormuşlar:
- 50, 55 belki de 60, demiş...
- Sen yaşını bilmiyor musun?
- Paramı, malımı, gelirimi sayarım, demiş, çünkü bunları birisi çalabilir. Ama yaşıma kimse dokunmayacağı için saymak zahmetine girişmem...

Kadın kılığında eve giren soyguncu hemen yakalanmış.
Siyasetçi kılığına girse yıllarca fark edilmezdi...
Fahrettin Fidan

TRT bitirdi...
TRT’de 17 Kasım’da Habere Doğru programını izliyoruz... Ekranda “Darwin’i bitiren balık” yazısı beliriyor. Hanım spiker anlatıyor: “Darwin’in Evrim Teorisi’ni boşa çıkaran canlı örneklerden biri Endonezya açıklarında yakalandı...”
Neymiş? Evrimciler falanca balığın evrilerek karaya çıkan tür olduğunu savunuyorlarmış. Oysa bu balığın sudan karaya çıkmadığı saptanmış. Su altında görüntülenmiş. Bilimsel bulgu işte bu. Şu yorum da cabası:
“Evrim teorisinin gerçeği ifade etmediği bugüne kadar pek çok örnekle ispatlandı.”
Aslan TRT... Maşallah ilim irfan pınarı...

Paşa - port
Haydarpaşa projesi tekrar ısıtılıyor... Marmaray’ın 2010’da hizmete girmesiyle Haydarpaşa Garı’nın işlevini yitireceği, 1 milyon metrekare genişliğindeki bölgenin imara açılması için çalışmaların hızlanacağı konuşuluyor. Tabii ne İstanbullulara ne Kadıköylülere bir şey soran yok. Baştakilerin meselesi hangi yandaş işadamına nasıl ve ne kadar rant sağlanacağı olmalı... Kadıköylü okurumuz İlgi Bilge kendi doğal hayat alanını savunuyor, diyor ki notunda:
“Şehrin, özellikle Anadolu yakasının, bu tip bir yapılaşma ile binlerce yıldır sahip olduğu doğal mimari dokuyu tamamen kaybedeceği bir yana, olası bir Adalar merkezli depremde en çok hasar göreceği belirlenmiş bir bölgeye, deniz dolgu alanda yapılaşma, gökdelen falan düşünülmesi akıl alır gibi değil.
Eğer amaçlanan gelişim, çağdaşlık ve insanların iyiliği ise, Batı’da olduğu gibi, bu alan yeşillendirilip, botanik bahçeleri, yüzme havuzları, koşu ve bisiklet yolları olan, halka açık dev bir park yapılması hedeflenirdi. Oysa kimilerinin ticari kazançları uğruna tarih de mimari de katledilecek. Kadıköy bir iş ve ticaret merkezi değil. Örnek almayı çok sevdikleri Osmanlı’nın sayfiye yeri. Bölgeye yerleşecek on binlerce insanı, onların yaratacağı trafiği çekecek alt yapısı yok. Bu projeyle yalnızca ticari rant hedeflenmiyor. Kadıköy halkı cezalandırılmak isteniyor...”
Okurumuzun tespitleri yerindedir. Başta Kadıköy halkı, belediyesi, şehir plancıları, mimarlar olmak üzere, ülkesine, şehrine sahip çıkan herkesin bu işe dur demesi gerekiyor...

Halkbank’ın 1250 kişilik iş sınavına 300 bin kişi girmiş.
Bu devirde iş bulmakla piyangodan büyük ikramiye kazanmak arasında pek bir fark kalmadı...
Haldun Ertem

Kadıya soruldu...
Osmanlı öyküsüdür... Bir kadıya sormuşlar: - Davayı nasıl halledersiniz?
- Haklıyı haklı, haksızı haksız çıkararak, demiş.
- Ya ikisi de haklı olursa ne yaparsın?
Kadı gülmüş:
- Ben bunca yıldır kadılık ederim, bir dava için iki haklının mahkeme kapısından içeri girdiğini hiç görmedim...