Hikâyeler...

New York’ta saldırıya uğrayan İkiz Kuleler’de binlerce kişi hayatını kaybetti. Aylarca yas tutuldu, dini mekânlarda onlar için dua okundu. Ve o yas bitmeye yüz tutmuşken New York Times ölenlerin anısına Kader Portreleri (Portraits of Grief) adlı bir proje başlattı. Öldürülen her bir kişinin hikâyesini yayımlama kararı aldı. İkiz Kuleler’de ölen 2500’ü aşkın New Yorklunun hikâyesi günbegün yayımlandı.

Yukarıdaki bilgiler Selçuk Şirin’in “Bir Türkiye Hayali” kitabından alındı...

Ölenlerin hikâyeleri kalanları teselli eder. Anılarını geleceğe taşır.

Toplumun kendine saygısını yüceltir.

Biz de sık sık şehit hikâyeleri okuyoruz gazetelerde...

“Üç aylık nişanlıydı, yıl sonunda evleneceklerdi.”

“Ailesini geçindirmek için askerliğe adım atmıştı.”

“İki yıllık evliydi, eşi yakında doğum yapacaktı.”

Bizim şehitlerimizin hikâyeleri işte bu kadar...

Adeta başlamadan bitiyor...

Gençlik yılları birer satırla noktalanıyor.

Bir hikâyeleri bile kalmıyor geriye...

ARABA

Makam araçlarındaki sorumsuzluk ve savurganlık konuşulurken...

Tarihin kimi sayfalarında olumlu satırlar buluyoruz...

Örneğin Refik Halid Karay 1947 yılında Akşam gazetesinde şunları yazar:

“Abdülhamit’in nazırları (bakanları) makam arabalarına değil, kendi hususi arabalarına binerlerdi. Yani devlet hazinesinden vükelayı kirama (ulu vekillere) atlı mükellef arabalar tahsis edilmezdi. O zamanlarda yüksekçe maaş alan her memurun zaten birkaç atı ve arabası bulunurdu. Nazır oldu mu lüzum görürse arabasını ve atlarını değiştirir, daha iyilerini alırdı.”

Dönemin türlü olumsuzluklarına rağmen böyle olumlu yanları da vardır...

Şah’ın unuttukları!

Eski Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarını zaman zaman açar tekrar okuruz. “Kader bizi una değil üne itti” adlı kitabı yeniden karıştırırken İran Şahı’nın Türkiye ziyaretiyle ilgili anılar dikkatimizi çekti. Bakan Çağlayangil Türkiye gezisinde İran Şahı’na refakat etmektedir. Birlikte Kuşadası’na giderler. Şah, Çağlayangil’i sabah kahvaltısına davet eder. Kahvaltı sürerken büyükelçilikten bir kurye gelir. Şah kurye ile uzun uzun konuşmak ona talimatlar vermek zorunda kalır. Sonra İhsan Sabri’ye döner:

- Ne çektiğimi görüyorsunuz. Liyakatli müşavirlerim olsa ben de rahat edeceğim...

Çağlayangil cevap verir:

- Liyakatli müşaviri yaşatmazsınız ki...

- Neden?

- Çünkü siz doğruyu değil, hoşunuza gidecek şeyleri işitmek istiyorsunuz... Bu yüzden yaşatmazsınız. (s. 153) Şah o konuşmada demokrasiyi de anarşi olarak niteler... Yüzünü bir türlü Batı’ya dönememiştir.

PARK

Kadıköy dâhil... Bazı semtlerdeki araç trafiğinden şikâyetler yoğunlaşıyor. Çözüm mü? Elbette var...

ABD’de Seattle şehrinin etrafında ücretsiz büyük parklar inşa edilmiş. İnsanlar araçlarını şehir dışında park edip şehrin içine otobüsle girmeye özendiriliyor. Eğer kente araçla girerlerse kendilerinden çok acıtıcı park parası alınıyor.

Kadıköy Belediye Başkanı’nın seçim öncesi bu yolda bir vaadi vardı.

Bu yönde hazırlık yapılıyor mu? Umarız...

ÇİLE

Kemal Ahmet (1894-1933) çileli bir yaşamın içinden geçerek genç yaşta hayata veda etmiş bir gazeteci. 1932 yılında yayımlanan tek kitabı bir süre önce Simurg Yayınları’ndan çıktı: Sokakta Harp Var...

Kitabın arka kapağında Nâzım Hikmet’in Kemal Ahmet için yazdığı şiir yer alıyor...

Kimisi hapiste kimi işsiz; çile çeken tüm meslektaşlarımızı bu unutulmaz dizelerle anıyoruz:

“Kafası yüzde yüz uygun muydu kafama

Bilmiyorum ama

O benim soyumdandı

Etiyle kanıyla değil

Belki de heyecanıyla değil

Batırıp parmaklarını kanayan yarasına

Beyninin ışığını sattığı için,

Bir ekmek parasına.

Fakat ne yazık ki, o,

Namludan kopan bir kurşun gibi haykırıp,

Karanlık acıların camını kırıp,

Güneşi, doludizgin gözlerine dolduramadı.

Gün geldi, ağrıdan ayakta duramadı,

Ve işte o zaman,

Çocuğunu boğan,

Bir ana gibi,

Bir çözülmez çemberin kıvranarak içinde,

Boğdu kendi elleriyle yüreğini,

Bir rakı kadehinde

Tutunmak istedi, kaçtılar;

Çalıştı; kırbaçladılar;

Susadı; kendi kanını içti o!

Parça parça insan kafası satılan,

Kaldırımlarında aç yatılan,

Bir caddeden,

Mukaddes bir ıstırap şarkısı gibi gelip,

Geçti O!

TOKAT

Attığınız tokada karşılık vermeyen kişiden sakının: O hem sizi bağışlamaz hem de kendinizi bağışlamanıza olanak bırakmaz. Bernard Shaw