İlahiyat ve hukuk

Hukuk fakülteleri üzerinde araştırmalar yapan Prof. Kemal Gözler, bu defa hukuk ve ilahiyat fakültelerini kantara koymuş. Çok ilginç sonuçlara varmış.

Ülkemizde halen 82 hukuk fakültesi vardır. Buna karşılık İslami ilimler ve ilahiyat fakültelerinin toplamı 98’dir.

İlahiyat fakültesi sayısının hukuk fakültesi sayısını geçtiği bir başka ülke bilinmemektedir.

İlahiyat fakültelerindeki bu yükseliş 2010 yılından sonra izlenen eğitim politikasıyla ortaya çıkmıştır.

Türkiye’de 2009 yılı itibarıyla  22 devlet hukuk fakültesi, 24 devlet ilahiyat fakültesi varken...

Son 9 yılda devlet 24 yeni hukuk fakültesi, buna karşılık 68 yeni ilahiyat fakültesi açmıştır.

Geçen yıl hukuk fakültelerine 17180 öğrenci, ilahiyat fakültelerine ise 33202 öğrenci kayıt yaptırmıştır.

2007 yılında hukuk fakültesine giren öğrenci sayısı ilahiyat fakültelerine giren öğrenci sayısından 4 kat fazla iken...  2018 yılında ilahiyat öğrencisi hukuktan   2 kat fazladır.

Hukuk fakültelerinde kız erkek dağılımı dengeli olup ilahiyat öğrencilerinin yüzde 70’i kızdır. Öğretim üyelerinin ise yüzde 90’ı erkektir. Öğretim üyesi sayısında da ilahiyat fakülteleri lehinde önemli fark görünmektedir.

Türkiye’nin bu sayıda ilahiyat fakültesine ihtiyacı var mı?

Merak etmemek mümkün değildir...

LİDER

Irak’taki gösterilerde bir pankart...

“Irak için en iyi çözüm: Kendisi Şii, babasi Sünni, annesi Hıristiyan, Kürtle evli, İran’da doğmuş, Suudi Arabistan’da okumuş, ABD vatandaşı olan, gece içki içen, gündüz namaz kılan bir başbakan atanmalı.”

Güzel espri ama bir yalın gerçeği ifade ediyor.

Bir ülkede etnik ve mezhepsel ayrılıklar derinleştirdikçe halkı birleştiren lider bulmak zorlaşıyor.

Halk liderin düşüncelerinden ve kişiliğinden çok kimliğine ve aidiyetine önem veriyor.

Sonunda yukarıdaki gibi imkânsız arayışlar başlıyor.

Ancak halk sonunda yine yanılıyor.

Çünkü görünüşte durumu kurtarsa da herkesi eşit ölçüde memnun edecek bir lider bulmak mümkün değil... Çözüm halkı ayrıştırmak değil asgari müştereklerde birleştirmekten geçiyor.

GENCO

Girne’deki Dome Oteli’nin ilginç bir yapısı var. Oteli 11 yıldır emekçiler yönetiyor. Patron yok, çalışanlar farklı bir model oluşturmuş, kendilerinin patronu olmuşlar. Değerli sanatçı Genco Erkal bu girişimden etkilenmiş. Pazar gecesi düzenlenen dayanışma gecesinde işçilere Nâzım Hikmet’ten şiir okudu. Giriş ücretsizdi. Renkli bir gece oldu.

MUSA

Yıllarca birlikte çalıştığımız Musa Ağacık kardeşimiz sorduğu sivri sorular ve hazırcevaplığıyla ün yapmıştır. Ağacık’ın gazetecilik anılarını anlattığı “Musa’dan Beri” üçüncü baskısını yaptı, dördüncü baskıya gidiyor. Kitaptan bir hikâye...

Musa, bir düğünde köşeye sıkıştırdığı Süleyman Demirel’e soruyor:

- Sayın Demirel size niye baba diyorlar?

- Musa kardeşim, devlet için çalışmışız, millet için çalışmışız. Bize baba demeleri normal.

- Sayın Demirel, ben de devlet ve millet için çalışıyorum ama kimse bana dönüp baba demiyor.

- Demezler kardeşim, sen çok gençsin daha.

- Sayın Demirel, mesele yaşlılıksa babama da benden başka kimse baba
demiyor.

- Ona da demezler kardeşim.

- Efendim, size baba demelerinde başka bir şey mi var?

- Ne varmış Musa?

- Misal olarak acaba annelerimizle ilgili bir bağ var mı Sayın Demirel?.

- Sevgili Musa kardeşim, milyonlarca insanın annesini görecek halde değiliz...

LEVREK

CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, TBMM Lokantası’nda deniz levreğinin porsiyonunun 48 lira olduğunu, salataya ayrı para alındığını söyledi. “Kızılay’ın göbeğinde deniz levreğinin porsiyonu 37.5 TL. Yanında ayrıca salatası, ekmeği ücretsiz veriliyor” diye devam etti. Günün birinde bir milletvekili de çıkacak...

- Beyler, bizim lokantada levrek balığı hariç her şey piyasanın onda bir fiyatına. Çoluk çocuk bütün ailenin hastane ve ilaç masrafını devlet ödüyor. Her yerde VİP muamele görüyoruz. Asil sürünürken vekilinin böyle ballı börek yaşaması hoş olmuyor...

Deyiverecek. Göreceksiniz  o zaman...