Tam tekmil özür!

Tamam, oldu, peki. 1938’deki olaylar nedeniyle özür dileyelim. 1915’teki tehcir nedeniyle özür dileyelim. İstiklal Mahkemeleri nedeniyle özür dileyelim. Şeyh Sait’i, İskilipli Atıf Hoca’yı unutmayalım, onlardan da özür dileyelim. İyi de bu özürler yeter mi? Arkadaşımız Fahrettin Fidan, “Yetmez ama evet” diyor, özür dilememiz gereken diğer “milli suçlarımızı!” sıralıyor.
Orta Asya’dan gelip topraklarını işgal ettiğimiz için başta Hititler ve Frigler olmak üzere Anadolu’da yaşayan bilcümle halklardan...
İstanbul’u aldığımız için Fatih Sultan Mehmet adına Bizans’tan...
“Hem şanlı hem kanlı atalarımız olan Osmanlılar” topraklarını işgal ettiği için Ortadoğu ve Balkanlar’daki bütün halklardan...
Çanakkale’den geçmelerine izin vermediğimiz İngilizlerden, Anzaklardan...
Kars’ı ve Ardahan’ı kendilerine bırakmadığımız için Ruslardan...
Hatay’ı Türkiye topraklarına kattığımız için Suriyelilerden...
Güney ve Güneydoğu Anadolu’yu kendilerine peşkeş çekmediğimiz için İtalyanlardan, Fransızlardan...
Kurtuluş Savaşı’nda denize döktüğümüz için Yunanlılardan....
Kurtuluş Savaşı bittikten sonra, “Buyur, gel koltuğuna otur” demediğimiz için Vahdettin’den...
Menemen’de Kubilay’ı öldürdü diye astığımız Derviş Vahdeti’den...
Koçgiri ve Ağrı başta olmak üzere iç isyanlarda ölen bilumum isyancılardan...
Kıbrıs Barış harekâtı nedeniyle Rumlardan...
Barındıkları mağaraları F 16’larla bombaladığımız için PKK’dan...
Ve, unuttuğumuz varsa - ki mutlaka vardır- işlemiş olduğumuz diğer insanlık suçlarımızdan! dolayı bütün mağdurlardan özür dilememiz gerekir...
Dile benden ne dilersen? diye soran herkese de cevabımız aynıdır: “Özür dilerim efendim...”

Cunta ve turşu
Nazım Alpman arkadaşımız geçenlerde İz TV’de 12 Eylül ve basın üzerine kapsamlı, güzel bir program yaptı. Programın çekimleri sırasında o ünlü cunta ve turşu fıkrası da konu oldu... Hoş bir olaydır... Anımsayalım...
12 Eylül günlerinde kulaktan kulağa dolaşan fıkrayı çoğumuz biliriz...
Şili Diktarörü Penochet’ye sormuşlar:
- Turşu kurmak mı zordur, cunta kurmak mı?
Pinochet şu yanıtı veriyor:
- Tabii turşu kurmak... Bir teneke hıyar bulacaksınız, tuzlu suya basacaksınız, limon sıkacaksınız, haftalarca bekleyeceksiniz... Dünya kadar iş... Oysa cunta kurmak için 3 hıyar kâfidir...
Bu fıkra bir gazetede yayımlanınca Milli Güvenlik Konseyi üyelerinden biri sabah erkenden Ali Baransel’i telefonla arıyor, fıkraya tepki konusunda Kenan Paşa’nın fikrini almasını istiyor...
Ali Baransel o sırada Kenan Evren’in basın müşaviridir...
Zor görevi üstleniyor. Her sabah olduğu gibi Kenan Evren’in çalışma odasına geçip basın özetlerini sunuyor. Araya, önemsiz bir konu imiş gibi, yukarıdaki fıkrayı sıkıştırıyor. Kenan Paşa fıkrayı dinleyince üzerine alınma ve sinirlenme alametleri gösteriyor. Ali Baransel kıvrak bir manevrayla basını kolluyor:
- Fakat efendim, dikkat buyurun 5 demiyor 3 diyor...
Pinochet 3 hıyar kâfidir diyor bizim MGK ise 5 generalden kuruludur...
Kenan Paşa o zaman yumuşuyor:
- Haklısın, diyor, adam 5 dememiş 3 demiş... Alınmıyor.
Gazete iki farkla durumu kurtarıyor... Ali Baransel görevinde hep ustaca davranmıştır... Bilir misiniz? Biraz da onun ustalığı sonucu Kenan Evren cumhurbaşkanlığı görevinde hiçbir gazeteciye dava açmamıştır...

YÜZ
Bugünlerde en çok duyduğumuz öneri: “Tarihimizle yüzleşelim”
Acaba biz toplum olarak gerçeklerle yüzleşme yeteneğine sahip miyiz?
Bunu becermek için önce toplum olarak eleştiriye hoşgörülü, özeleştiriye yatkın olmamız gerekir...
Birbirimizi dinlemeyi bilmemiz gerekir.
Bilim ve araştırmaya saygılı olmamız gerekir.
Doğru ile yanlışı ayırt etme sezisine sahip olmamız gerekir.
Tarihle ilgili bilgi birikimine malik olmamız gerekir.
Tartışmayı haklı çıkmak için değil gerçekleri ortaya çıkarmak için yapmak gerekir.
Ülkede basın, düşünce ve ifade hürriyetinin bulunması gerekir.
Görüldüğü gibi kolay iş değil tarihle yüzleşmek.

Bülent Arınç,
“Varsa babayiğit darbeyi düşünsün” demiş.
Memlekette onca darbe olurken bunu diyen babayiğit neredeydi acaba?
Fahrettin Fidan

ALEVİ
Başbakan’ın özrünü Aleviler beğenmemiş. Alevi Bektaşi Federasyonu yaptığı açıklamada diyor ki:
“Ne yazık ki devleti temsil eden zihniyet ‘Özür dilemek’ gibi insani, vicdani bir olguyu bile ‘Gerekirse yaparız’ anlayışı ile ifade ediyor.
Bugün Dersim katliamı için ‘Gerekirse özür dileyen’ zihniyet bırakınız 74 yıl öncesini, 33 yıl önce Maraş’ta ve Malatya’da, 31 yıl önce Çorum’da... 18 yıl önce Madımak’ta yaşanan katliamlar için ne yapmıştır? Daha birkaç ay önce temmuz ayında Madımak Oteli’nde yakılarak katledilenlerle, katliama suç ortaklığı yapanların isimlerini aynı tabelaya yazan bu iktidar değil midir?”

The Economist, “Türkiye’de mahkemeler AKP yanlısı yargıçlarla dolu” diye yazmış.
Haksızlık etmiş. Aynı zamanda AKP karşıtı sanıklarla da dolu!
Haldun Ertem

İRAN
İran Hava Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Emir Ali Hacızade, İran’a karşı olası saldırıda ilk hedeflerini şöyle açıkladı:
“İran’a karşı bir saldırı oluşursa ilk adım olarak Türkiye’deki füze kalkanı sistemlerini vuracağız ve daha sonra diğer hedeflere yöneleceğiz.”
Rusya lideri Medvedev de füze kalkanının ilk hedefler arasında yer alacağını açıkladı geçenlerde.
Bu arada biz Suriye’ye peş peşe el ense çekerken Ruslar üç savaş gemisini Suriye’yi korumak üzere Akdeniz’e gönderdiler.
ABD dümen suyundaki dış politika bizi nereye götürüyor dersiniz?

DİĞER YENİ YAZILAR