Bir kez otomobilim oldu.
 
1996’da gazeteciliğimin başlarında, beni işe getirip götürmesi için daha önce Fransız filmlerinden hayran olduğum bir Renault 5 edindim.

Ancak bu küçücük otomobil bile, onun beni bir yere taşımasından ziyade benim onu bir yere götürdüğüm hissi ve stresten başka bir şey vermedi.

Vergisi, parkı, bakımı, kazası, sigortası, kaskosuyla otomobilin topyekün bir dert olduğunu düşünüyordum artık.

Bu maceram, otomobilin direksiyonuna yalnızca 5 kez oturmamdan ibaret kaldı.

Ondan sonra trafikle ilgim, taksi, toplu taşıma ve 2003’ten itibaren motosikletler çevresinde şekillendi.

Son birkaç yıldır bir bilimkurgu konsepti olmaktan çıkıp yollarda test bazında hayat bulmaya başlayan otonom yani sürücüsüz otomobillerin yörüngesindeyim.

Sonunda yakın bir gelecekte kafam rahat şekilde otomobil sahibi olmamın yolu açıldı.

Yalnızca rotasını belirlediğiniz otomobilinizin koltuğuna kurulup, diğer işlerinizle uğraşabilecek, gazetenizi okuyup telekonferansla toplantılarınızı yapabileceksiniz.

Hayal değil gerçek! 

Artık hayal değil önümüzde duran  bir gerçek. Otomobiliniz park yerini de bulup, size keyfinize bakmaktan başka bir şey bırakmayacak.

Geçen Mart’ta Intel’in 15 milyar dolara satın aldığı İsrail şirketi MobileEye’ın otonom araç sistemini Kudüs yollarında tecrübe etmiştim.

Bu kez buluşları ve ürünleriyle otomotiv sektörünün can damarlarından olan Bosch’un otonom sürüşe yaptığı katkıyı, Alman devinin Stuttgart’a 90 dakika mesafedeki test merkezi Boxberg’de
bizzat yaşadım.

Ve şuna ikna oldum; ev ve işyeri dışında tüm işlerinizi halledebileceğiniz üçüncü bir yaşam alanı olacak otonom otomobiller, 10 yıl içinde akıllı şehirlerin dinamosu olacak.

2050’de mega şehirlerde altı milyardan fazla insan yaşayacak. Bu, şu anda yaşayan kişi sayısının iki katı.

Yaşam kalitesine katkı

Nüfus bu rakama ulaştığında, şehir trafiği üçe katlanacak; şehirlerdeki sorunlar giderek artacak.

Dar alandaki bu yoğunluk, daha fazla trafik ve daha fazla hava kirliliği, daha az yeşil alan, daha fazla ses ve trafikte daha fazla süre demek.

Bosch Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Rolf Bulander, “Teknolojik çözümlerle Bosch, mega kentlerdeki ve çarpık kentlerdeki yaşam kalitesinin iyileştirilmesine yardımcı olabilir. Bu bağlamda ana yöntem emisyonsuz, stressiz ve kazasız mobilitedir” dedi.

Alman devi, akıllı şehirleri Bosch için de bir büyüme alanı olarak değerlendirip enerjisinin büyük bölümünü bu konsepte odaklıyor.

2020 yılına kadar akıllı şehir pazarı 700 milyar euro’luk bir hacime ulaşarak her yıl yüzde 19 büyüyecek.

Bağlanabilir sayesinde “koskoca bir bulut altındaki” trafik de akıllı hale gelecek.

Hayat kurtaracak 3 teknoloji

Emisyon, stres ve kazasız bir şehir ortamı 3 teknolojiye bağlı; otonom, elektromobilite ve bağlanabilirlik. Bosch açısından buradaki odak noktası A noktasından B noktasına stressiz bir şekilde ulaşmak.

Bunun için toplu taşıma, otomobiller, kendi kendini sürebilen paylaşımlı araçlar, kargo araçları, kısaca şehirdeki tüm ulaşım araçlarının birbirine sorunsuz şekilde bağlı olmalı.

Trafikte otonom seviyesinin artmasıyla kazalar ortadan kalkacak.

Anahtar yapay zeka

Bosch yönetim kurulu üyelerinden Dirk Hoisel da otonom araçlar da yapay zekanın önemine dikkat çekti; “Kendi kendini sürebilen araç yayalar, bisikletliler, motosikletler, trafik işaretleri ve diğer otomobilleri tanıyabilmelidir. Bunun büyük bir kısmı zaten bugün üretilen modellerde mevcut. Ancak bir araç, diğer karayolu kullanıcılarının davranışı hakkında tahminler yürütebilmek için trafikteki durumları sadece yapay zekayla yorumlayabilir. Yapay zekayla donatılmış olan bir otomobil, insanlardan çok daha hızlı bir şekilde reaksiyon gösterebilmenin yanı sıra daha defansif bir sürüş de gerçekleştirebilir.”

390 bin çalışanı olan Bosch’ta 3 bin mühendis otonom sürüşe odaklanmış durumda. Daimler’le işbirliği içinde olan şirket, otonom sürüşü en önemli iş alanlarından biri olarak görüyor. 2016’da bu alanda 1 milyar euro üzerinde satış yapan Bosch, bu yıl radar sensörlerinde yüzde 60, video sensörlerde yüzda 80’lik bir satış artışı öngörüyor.

Otonom sürüş için 3 şart

ANLAMA: Otomobil, sensörleri neyi algıladığını bilmeli. Küçük bir çocuğun kamyonları ayırt edebilmesi için birkaç kamyon görmesi yeterliyken, bilgisayarlar bu ayırt etme işlemi için milyonlarca kamyon görmeli.

Karayolu trafiğinde uygulanabilir olması için yapay zekanın, milyonlarca görüntüyü incelemesi ve otomobilleri, kamyonları, yayaları, bisikletlileri, ağaçları ve
diğer nesneleri güvenilir bir şekilde ayırt etmesi gerekiyor.

OTOMOBİLİN KARAR ALMASI: Otomobiller, görmekten ve anlamaktan çok daha fazlasını yapabilmek zorunda. Sonraki birkaç saniye içerisinde neler olabileceğini öngörmeyi, tahmin etmeyi öğrenmesi gerekiyor. Çeşitli sensör verileri, yapay zekanın alacağı kararlar için bir dayanak oluşturur. Radar ve video verileri birleştirildiğinde, otomobilin çevresindeki görüntü daha ayrıntılı bir hal alır ve yayaların ve gidiş yönünün tespit edilmesini sağlar. Buna dayanarak yapay zeka,         otomobilin önüne birisinin çıkma olasılığını hesaplar ve zamanında fren yapar.

YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜKLÜ HARİTALAR: Araçların, şehir içerisinde yollarını bulabilmeleri için her an nerede olduklarını tam olarak bilmesi gerekir. TomTom ve Çinli AutoNavi, Baidu ve NavInfo’yla birlikte bu konu üzerinde çalışan Bosch’un uzun vadede planı açık standarlart oluşturmak, bulut tabanlı dijital haritanın, sürekli güncel olmasını sağlamak için araçların sensör verilerini kullanmasını sağlamak. Bosch, TomTom’la radar sensörlerinden alınan verilere dayanan “radar yol imzası” sistemi geliştirmiş. Otonom araçlar, kendi şeritlerindeki tam konumlarını birkaç santimetre farkla belirlemek için bu imzayı kullanabiliyor. Ayrı radar yansıma noktalarından elde edilen milyarlarca bilgi parçasına dayanarak araç, rotayı kopyalıyor ve görüş açısının zayıf olduğu gece saatlerinde bile pozisyonunu tam olarak belirleyebiliyor.

Saniyede 1 GB veri

Kendi kendini sürebilen otomobil, saniyede 1 gigabayt kadar yüksek miktarda veri üretir. Bu büyüklükte verilerin işlenmesi için yapay zekası gelişkin bir beyin gerekir. Bosch, yapay zeka yerleşik bilgisayarların seri üretimine en geç 2020 başında başlamayı planlıyor.

Metropolde akıllı hareket

COUP: Bosch’un e-scooter paylaşım servisi COUP, Berlin ve Paris’te aktif olarak kullanılıyor. Cep telefonu uygulamasıyla boştaki scooter’ın yerini öğrenip onu park edildiği kaldırımdan alıyorsunuz. Yarım saati üç euro’ya kullanıp, gideceğiniz yerdeki kaldırıma bırakıyorsunuz. Sele altında bir kask bulunuyor.

AutomotIve Cloud SuIte: Ağa bağlı mobilitenin en önemli parçası olarak görülen
yazılım platformu sürücülerin online park etmesini ve yoldayken akıllı evlerine erişmelerini sağlayacak. Önümüzdeki yıl hizmette.

Intermodal: Gerçek zamanlı veriler ışığında şehirde en hızlı rotayı tespit eden bir mobilite asistanı. Testlerine bu ay başlanıyor.

Ağ bağlantılı park: Otonom park etme, aktif park yeri yönetimi veya otonom valeyle park etme zaman ve yakıttan tasarruf sağlıyor.

Bağlantılı lojistik: Bosch, yük trafiğini de ağa bağlayıp otomatikleştirmeye hazırlanıyor.

Bağlantılı arabalar: Önümüzdeki on yıllık dönemde bağlanabilirlik, otomobilin dönüşümüyle bir arada ilerliyor. Otomobiller, evlerin ve işyerlerinin ardından üçüncü yaşam ortamı olacak. Gelecekte, basit mimiklerle online alışveriş veya direksiyondayken rezervasyon yapılabilecek.

e-bIke ABS: Bosch, e-bisikletler için kilitlenmeyen fren sisteminin lansmanını da yaptı.  Bu yeni özellikle ön tekerleklerin kilitlenmesi ve arka tekerleklerin kalkması önleniyor. Fren mesafesi azalıyor ve gidonun elden kayması veya bisikletten düşme riski de minimize ediliyor.

MSC motosiklet denge kontrolü: MSC motosiklet denge kontrolü, motosikletlere yönelik bir ESP çeşididir. Motosikletin yatma açısı gibi parametrelerini takip eden sistem, mevcut sürüş durumuna uygun hale getirmek için aniden elektronik fren ve hızlanma müdahalelerini ayarlayabiliyor. Böylece sistem, motosiklet kazalarının büyük bir çoğunluğunun meydana geldiği virajlarda fren yapıldığında motosikletin iyice yana yatmasını veya kendisini düzeltmesini önleyebiliyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları