Kısmet’in yolculuğu

Sadun-Oda Boro çiftinin 1965-1968 yılları arasında dünya turu yaptığı Kısmet teknesi Rahmi Koç Müzesi’nde sergilenmeye başlıyor

Kısmet’in yolculuğu

Sadun Boro, sezon öncesi ve sezon sonu Gökova Okluk Koyu’ndaki yerine artık Sonbahar teknesi ile bağlanıyor. Teknenin üzerinde Haldun Sevel’in çizdiği ahtapot resmi dikkati çekiyor.

Önümüzdeki salı akşamı, Rahmi Koç Müzesi’nde Türk Denizciliği için önemli bir davet ve tören düzenleniyor. Türkiye’de amatör denizciliğin meşalesini yakan adam Sadun Boro’dur. Eşi Oda Boro ile birlikte 1965-1968 arasında yaptıkları dünya turu, Türk amatör denizciliğinde büyük bir çığır açmıştı... İşte o dünya turunu gerçekleştirdikleri ve efsane haline gelmiş Kısmet adlı 10 metrelik yelkenli tekne, denizlere veda etti ve Rahmi Koç Müzesi’nde yerini aldı.
Sadun Boro ve Kısmet, kaplumbağa ile kabuğu gibiydi. Sadun Boro kaplumbağanın kabuğundan ayrılması misali Kısmet’ten ayrıldı ama 46 yıl boyunca bize ve bizden sonraki kuşağa denizi sevdirdi, bizlerin denizci olmasını sağladı. Denizlere veda edip müzede yerini alan Kısmet’in yeni misyonu, gelecek kuşakların içindeki macera ruhunu ve deniz sevgisini gün yüzüne çıkarmak olacak.
Denizciliğimizde bu denli önem taşıyan Kısmet’in serüveni nasıl başladı... Sadun Boro’nun kaleminden özetleyeyim:
“1962 yılında Tarsus’ta bir mensucat fabrikasında yüksek ücretli bir iş buldum ve İstanbul’u bırakıp gittim. Artık her şeyden elimi çekmiş, yeni kotramın inşaası için elime geçen her kuruşu biriktiriyordum. 1963 yılının yazında Kısmet’in omurgası, Salacak’ta Ahtar Beşpınar’ın atölyesinde kızağa kondu. Boyu 10.30, eni 3.30, su çekimi 1.65 metredir. Amerikalı dizayner Atkin’in planıdır. Altında 3.5 ton maden ağırlık, sabit omurga vardır. Bodoslomalar, ana omurga, çift basılmış istim eğrileri meşe, kaplama 33 milim çıralı çam, ana döşekler, güverte kemereleri dut ağacı, kamara yanları ve içi Afrika maunu, güverte 3.5 cm kalınlıkta çamdan yapıldı. Kısmetin donanımı keç armadır. Başta kısa bir baston ve üstünde flok, sonra trinket, ana yelken ve arka direkte bocurum bulunur.
17 Temmuz 1964 günü koca bir vinç Kısmet’i Salacak’taki mendireğin içinden kaldırıp Marmara’nın mavi sularına bıraktı. Teknenin donatılması bir yıl sürdü. Para bitmiş, artık satılacak bir şey de kalmamıştı. Hatta 13 yıllık emekli maaşımı yakıp geri almıştım.”
Sadun ve Oda Boro çifti, 22 Ağustos 1965 tarihinde İstanbul’dan “Vira Bismillah” deyip yedi denizlere yelken açtılar, 16 Haziran 1968’de dünya turunu tamamlayıp İstanbul’a döndüler.

Piyango, zenginlik ve yaşam tarzı
Sadun Boro’nun, Kısmet’in inşaası ve yaşam tarzı ile ilgili olarak bana anlattığı bir nokta var. Bunu yazmazsam, onun düşünce tarzını yansıtamam. Şöyle diyor büyük usta:
“Denizcilik fedakarlık ister. Zaman zaman okul arkadaşlarımdan ya da iş hayatı dönemindeki arkadaşlardan duyarım. “Bizim işimiz gücümüz var, denize çıkamıyoruz. Senin zamanın var, dolaşıyorsun.” Tamam da, ben bu vakti elde etmek için ne fedakarlıklar yaptım, onu biliyor musun? 1975 yılında fabrika müdürü iken ayda
20 bin lira gelirim vardı. Sırf denizde dolaşabilmek için bu geliri bıraktım 3 bin 500 lira emekli aylığına razı oldum. Birikmiş paramla da bir arkadaşımın zoruyla Bodrum’da bir ev aldım ve onun kira geliri ve emekli maaşı ile yaşıyorum. Hem iş güç olsun iyi para kazanayım hem de vakit olsun denizde dolaşayım... Olmuyor işte... Öyle olması büyük şans. Hem çalışıyor hem tekneyi yaptırıyordum. Param yeterli değil. Bir an önce bitmesi için de piyango bileti almıştım. Ama daha sonra tekne bitti, dünya seyahati bitti, hiç piyango bileti almadım. Yerde bulsam, yine eğilip almam. Allah bana istediğim her şeyi verdi. Yarattığı doğayı ve güzellikleri, ormanı, denizi, mehtabı, keşfetme, hissetme yaşama lütfunu verdi. Kimseye muhtaç etmedi. Maddi acılar geçer ama manevi acılar geçmez. Bana manevi acı vermedi. Piyango biletine, bir kağıt parçasına ihtiyacım kalmadı. Bugün gözümü kapasam, aklım arkada, dünyada kalmaz. Zaten öbür tarafta “Piyango ile işin ne?” diye sorsa ne cevap veririm. Denizcilikte maddiyattan fedakarlık ediyorsun ama doğadan büyük manevi zevkler alıyorsun. Kimi Allah der kimi Tanrı... Ben araya kimseyi sokmam. Her fırsatta, yaşadıklarım için Allahıma şükrederim. En güzel şey, doğayı hissetmek ve şükretmesini bilmektir.”

Kısmet’in dünya turu ve etkisi
Sadun ve Oda Boro’nun dünya turu yaptığı dönem bugüne göre çok daha zorlu şartlarla ve bilinmezlerle doluydu. O zaman dünyada böyle bir tur yapan tekne sayısı da çok azdı. O dönemde Marmara’dan Akdeniz’e inen amatör Türk denizci sayısı ise bir elin parmaklarını geçmezdi. Sadun ağabeyin eşi Oda abla ile yaptığı bu tur o dönem Hürriyet Gazetesi’nin sahibi Haldun Simavi ile Genel Yayın Müdürü Necati Zincirkıran’dan büyük destek gördü. Dünya seyahati sırasında yapılan yayınlar büyük ilgiyle izleniyordu. Hâlâ aynı heyecanla hatırlarım. O zamanlar 11 yaşındaydım ve Sadun Boro’nun anılarını gazetede bir solukta okur, bir sonraki yazıyı sabırsızlıkla beklerdim. Sadun Boro, Türkiye’ye dönüp bu turu anlattığı Pupa Yelken kitabını yayımladığında 12 ya da 13 yaşındaydım. O zamanlar denizci olmayı kafaya koymuştum. Tıpkı bugünün
binlerce amatör denizcisi gibi...
Sadun Boro’nun ardından uzun yıllar dünyayı dolaşan Türk denizcisi olmadı. Son 10-15 yılda dünya denizlerinde dolaşan amatör Türk denizcilerinin sayısında önemli bir sıçrama oldu. Bu denizci dostların söylediği ortak nokta şu: “Sadun Boro’nun turu bize örnek oldu...”
Şu soru sıklıkla sorulmuştur... Neden Sadun Boro’dan sonra uzun bir dönem Türk amatör denizcileri dünya denizlerine çıkmadı da, sonra birden tekne sahibi olan amatörler ile dünya denizlerini dolaşan Türklerin sayısında büyük bir artış yaşandı?
Şunu, rahatlıkla söyleyebilirim. Sadun Boro’nun seyahatini gazeteden izleyen ve ardından kitabını okuyan 10-15 yaş arası kuşak bu hayalin peşinde koşmuş olgunlaşmış ve hayatını denize göre yönlendirmeye karar vermiş. Çok kişi hayata atılıp bir süre sonra da birikimini, elindekini avucundaki satıp tekne sahibi olmuş, daha kararlı olanları ise dünya turu yapmış ve yapmaya devam ediyor. Bu arada hemen belirtmek isterim. Bizim kuşak Sadun Boro sayesinde denizciliğe merak saldı. Ancak hemen hakkını vermek gerekir ki, bunda o dönemin Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Müdürü olan (aldığı eğitim ve mesleği kaptanlıktır) Necati Zincirkıran’ın da büyük payı vardır. Sadun Boro sadece dünya turu yapmakla kalmadı. Denizde elde ettiği birikimleri, beş kitap, dergi ve gazete yazıları ile de kamuoyu ile paylaştı. Böylece deniz sevgisini sonraki nesillere aktardı.
Türkiye’nin cennet gibi koylarının betonlaşmasına ve kirlenmesine karşı büyük mücadeleler verdi ve vermeye devam ediyor. Güney sahillerimizde Gökova, Hisarönü, Göcek gibi körfezlerin özel çevre koruma bölgesi ilan edilmesi, onun ve Can Pulak’ın rahmetli Turgut Özal’ı ikna etmesiyle gerçekleşmişti.

Kısmet’in yolculuğu

Kısmet 2 Temmuz 2010 tarihinde Bodrum’dan TIR’a yüklendi RMK tersanesine gitti. Oradan da Rahmi M. Koç Müzesi’ndeki yerini aldı. Kısmet’i müzeye uğurlarken Sadun-Oda Boro çiftine Alim Sür ve Haldun Sevel eşlik etti.

“Düz ayak bir trawler yaptırmak isterdim”

Allah uzun ömür ve afiyet versin. Şu anda 84 yaşında olan Sadun Boro, yılın 10 ayını teknesinde geçiriyor. Sadun Boro 69 yıldır denizle iç içe yaşıyor. Bu 69 yılın 46 yılını Kısmet’le geçirdi. Kısmet’i müzeye bağışladıktan sonra, kendi olanaklarıyla 11 metre boyunda ikinci el bir katamaran (çift gövdeli yelkenli) satın aldı. Bu teknesine Sonbahar adını verdi. Geçtiğimiz yaz aylarında teknesi ile Yunan adalarını ve bizim kıyıları dolaştı. Şimdilerde Gökova kıyılarında seyir yapıyor. Müzedeki davet için bu hafta İstanbul’a geldi. Salı günkü davetten hemen sonra tekrar çok sevdiği Gökova’ya ve Sonbahar’a dönecek. Bir sohbetimizde, “Neden katamaran aldın abi?” diye sorduğumda şu cevabı vermişti: “Maddi olanaklarım buna yetmişti.
Bu yaştan sonra artık uzun seyahatler yapmayı düşünmüyorum. Bozcaada-Kaş arası ve biraz da Yunan Adaları’nı dolaşırım. O nedenle aslında ille de yelkenli olmasına gerek yok. Fırsatım olsaydı, 10 metrelik ahşap üzeri epoksi kaplı, düz ayak bir trawler yaptırmak isterdim.”

Sadun Boro 46 yılını Kısmet’le geçirdi

Hepimize denizi ve denizciliği sevdiren Sadun Boro’nun, denizcilik geçmişini anlatmak yazıya sığmaz ama sadece başlıkları özetlemeye çalışalım.
1928 yılında İstanbul Erenköy’de doğdu. İlkokul ve ortaokul yıllarında üç arkadaşıyla bir sandal aldı, kendi ifadesiyle, annesinden habersiz evdeki çarşafları yürütüp sandala yelken yaptı. Galatasaray Lisesi’ndeyken ilk yelkenli teknesini aldı.
1948’de İngiltere’ye tekstil mühendisliği okumaya gitti. 1952’de okulu bitirdi. Aynı yıl bir İngiliz ile birlikte 11 metrelik bir yelkenli tekneyle Atlantik Okyanusu’nu aştı ve Karayipler’e gitti.
1964 yılında Alman asıllı Oda hanımla evlendi. 1965-1968 arasında eşi Oda Boro ile dünya seyahatini gerçekleştirdi. Çalışmak zorundaydı ve İstanbul’a döndü, tekstil firmalarında üst düzey yönetici olarak çalıştı. Tatillerinde teknesiyle Ege’ye indi. Ama iş hayatı ve gittikçe büyüyen İstanbul onu çok rahatsız ediyordu. Çok iyi bir geliri olmasına rağmen hırslarına yenik düşmedi. 1976 yılında emekli oldu.
Boro’lar 1977- 79 yılları arasında sekiz yaşındaki kızları Deniz’i de yanlarına alarak, tekrar Atlantik Okyanusu’nu geçtiler. Karayipler ve Amerika’nın doğu sahillerini gezerek bu kez Kuzey Atlantik üzerinden Akdeniz’e ve Türkiye’ye döndüler. Sadun ve Oda Boro 1980 yılında Bodrum’a yerleşti. 1993 yılında bir arkadaşının teknesiyle tekrar Atlantik Okyanusu’nu geçti. 2001 yılında 35 yıl aradan sonra bir arkadaşının Panama’daki teknesine
katıldı ve tekrar Pasifik Okyanusu’nu geçti. 2008 yılında başka bir arkadaşının teknesiyle Hint Okyanusu’nu aştı. Karadeniz, Yunan Adaları ve Adriyatik denizini dolaştı. Türkiye Kıyıları’nın tüm koylarına girdi, notlar aldı, fotoğraflar çekti ve Vira Demir adıyla Türkiye Kıyıları Rehber kitabı yazdı. Bu rehber kitap sayesinde birçok denizci kıyılarımızda daha güvenli seyir yapma olanağına kavuştu.
Dünya turunu anlattığı kitabı Pupa Yelken’in uzun bir aradan sonra 2004 yılından itibaren yeni basımları gerçekleşti. Bu kitap bugün de Türk denizciliğine yeni kuşaklardan yeni denizciler kazandırmaya devam ediyor.
Ne mutlu bana ki, 25 yıldır bu eşsiz insanın yakın arkadaş çevresi içinde yer alıyorum. Ve tekrar ne mutlu bana ki, Kısmet’in kuzinesinde pişen ahtapotları, balıkları, kış aylarında Kısmet’in kamarasında, yaz aylarında da güvertesinde rakı eşliğinde yemek şansına sahip oldum. Şimdilerde Sadun abinin nefis yemeklerini Sonbahar’da yiyor, sohbet ediyoruz.