Küresel düzen, ABD ile ilişkiler ve zamanlama sorunu...

Eklenme Tarihi14.08.2018 - 1:30-Güncellenme Tarihi14.08.2018 - 2:40

ABD’nin kontrolsüz gibi görünen hamlelerinin gerisinde korkunun tetiklediği geleceği kontrol altına alma arzusu yatıyor. Üstelik gelişmeler öylesine hızlı cereyan ediyor ki elini çabuk tutması gerektiğini düşünüyor. Ne de olsa Çin her alanda küresel oyuncu olduğunu “resmi olarak ilan ettiğinde” ABD çoğu konularda geç kalmış olabilir.  

Nitekim, ABD’ye göre, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurduğu politik, askeri, ekonomik, ticari ve mali düzen tehdit altında. Tehdidin merkezinde ise Çin ve diğer “dik kafalı” ülkeler yer alıyor. Oysa ABD bu gelişmelere razı değil ve her şeyi kontrol altında tutarak başat rolünü sürdürmek istiyor.  

İşin kötü tarafı, ABD’nin kurduğu düzenin Çin gibi devasa bir aktör tarafından yine kendisine karşı kullanılıyor olması. Bu durumda yapması gerekenin dünyayı yeniden okumak, yeni bir düzen kurmak, yeni araçlar seferber etmek ve yeni ittifaklar inşa etmek olduğunu düşünüyor. Nihayetinde Trump deli bir adam gibi görünse de bir iş adamı ve oyunun ağırlık merkezini en iyi bildiği alana, ticarete kuruyor. Trump ekonominin iç ve dış siyasette, askeri alanda, teknolojik gelişmede, finans dünyasında oynadığı rolün farkında. Nitekim Çin’de, son kırk yıldır askeri, teknolojik, mali ve diplomatik yükselişini büyüyen ekonomisine borçlu.  

Bu düşünce, ABD’nin küresel aktörleri yeniden sınıflandırma zorunluluğunu dayatıyor. Soğuk savaşın öncelikli tehdidi Sovyetler Birliği idi. Gücünü askeri kapasitesi kadar işçi sınıfını merkeze koyan ideolojisinden alıyordu. Nitekim Avrupa Birliği’nin temelleri bu sorunlarla baş etmek için atılırken, askeri açıdan NATO bu tehdide odaklanmıştı. 

Bu gün Sovyetler’in mirasçısı Rusya, bir bölgesel güç olarak görülüyor. ABD’nin tehditler listesinin gerilerine düşmüş durumda. Trump Avrupa Birliği’ne “başının çaresine bakmasını” tavsiye ederken, ABD’nin bölgesel bir güce daha fazla zaman ve kaynak harcamak istemediğini söylüyor. Askeri yönden ise, coğrafi uzaklık, kuvvet yapısı ve üyelerinin birçoğunun “askeri işlere” sıcak bakmaması nedeniyle NATO’yu sorguluyor. Sonuçta, Uzakdoğu’da Çin’le rekabete girecek bir Amerika için faydasını da tartışmaya açıyor. Gerek gümrük vergilerini artırırken gerekse askeri harcamaları gündeme taşırken çoğu Avrupalı dostlarına da “açık çek” vermeyeceğini söylüyor. 

ABD’nin AB, Rusya ve Çin’le arasında ağırlıklı “ticaret” tartışmalarının yaşandığı bir dönemde, Türkiye kendisini derin bir dış politika ve mali krizin içinde buldu. Trump’ın, Türkiye’nin finansal krizine katalizör etkisi yapan açıklamaları, hiç de dostça olmayan tutumu, ülkenin mevcut konumlanışını kökten gözden geçirmeye zorluyor. Öte yandan, Çin merkezli oluşacağı öngörülen yeni küresel sistemde daha iyi pozisyon kapma umudunun Türkiye’yi heveslendirdiği de açık. Fakat küresel sistemin gelgitler yaşadığı, rollerin ve kuralların hâlâ belirsizliğini koruduğu bir dönemde böyle büyük stratejik tercihler her zaman tartışmalı olmuştur.