Ortadoğu’nun karmakarışık halleri

Başlık, ilk bakışta kötümser bir kanaat olarak görülebilir. Ancak gelişmelere bakınca Ortadoğu’nun daha uzun yıllar sürecek, belirsizliklerle dolu, karanlık bir tünele girdiği de gerçek. Üstelik, bu karanlık tünelden kolay bir çıkış da yok. Daha geçen haftalarda Suudi Arabistan petrol tesislerine yapılan saldırıları, İdlib’e olası gelişmeleri, yüzlerce insanın öldüğü Irak’ı konuşurken şimdi birdenbire Türkiye’nin Fırat’ın doğusunda yürüttüğü askeri harekâtı konuşuyoruz.

Tüm bu istikrarsızlık ve gelişmelerin gerisinde farklı karakterde beş neden olduğunu söyleyebiliriz. Bunlardan ilki, tarihi miras olarak tanımlanabilecek, Şia-Sünni, Sünniler arası ve dinler arası çatışmalar. Zaman zaman alevlenen, politik gerilim ve çatışmalara hem meşruiyet, hem de dinamizm sağlayan önemli bir nedenden söz ediyoruz. Kolayca biteceğe de benzemiyor çünkü benzerlerinin bitmesi Avrupa’da yüzyıllar almıştı.

İkinci sorun alanı, 19. yüzyılın mirası milliyetçilikler. Bir yanda devlet olmak isteyen etnik grup milliyetçilikleri, bir yandan da milliyetçilikleri tehdit gören aşiret, kabile alt gruplarının yarattığı sorunlar var. Haliyle toplumlar ayrışıyor, çatışıyor, farklı müttefikler buluyor ve sonsuz bir çatışma döngüsünün parçası oluyorlar.

Üçüncü sorun, hâlâ bitmeyen, Birinci Dünya Savaşı’nın dip dalgaları. Devletlere çizilen sınırlar, dönemin sorunlarına cevap olarak yaratılan egemenlikler, etnik, dini, mezhepsel gruplara ya dar ya da geniş geliyor. Bu nedenle, devletlerin sınırları, vatandaşlıkları ve egemenliklerinin içeriği sürekli tartışılıyor. Sınırlar erozyona uğruyor. Muhayyel sınırlar şiddet ve savaşla yeniden çizilmeye çalışıyor.

Orta-doğu’nun bir diğer sorunu, soğuk savaşın bölgeye geri dönmesidir. Soğuk savaşın bittiği 1990’larda bölgeden çekilen Rusya, yıllar sonra geri döndü. Bu dönüş bölgesel dengeleri etkilediği gibi, farklı yöntemlerle, yeni ittifaklarla kendisini yeniden var etmeye başladı. Haliyle de daha uzun süre bölgede kalacağını ilan etmiş görünüyor.

Bölgedeki gerilimin ve çatışmaların en bilinmez ve yeni olanı, 21. yüzyılın teknolojileri, popülist değerleri, değişen küresel dengeleriyle ilgili. Dahası, geleneksel araçlarla siyaset yapmanın biçimi de araçları da hızla değişiyor. Dünyanın ağırlık merkezinin Çin’e kayması ABD’nin eskisi kadar bölgeye ilgi göstermek istememesi, Avrupa’nın kendi derdine düşmesi hem dengeleri hem de korkuları tetikliyor. Bölgesel güçler için yeni riskler ve fırsatlar gündemde. Zayıflara güç sağlayan teknolojiler, uzaklara ulaşmaya, etki etmeye, harekete geçmeye imkân veren medya, sosyal medya, müttefik bulmakta zorlanmayan devlet dışı aktörler bu dönemin belirgin karakteristiği. Bunlara bir de geleneksel hale gelen yolsuzluk, hırsızlık, iç çatışmaların çökerttiği ekonomiler, altyapı sorunları eklenince, belirsizlikler daha da karmaşık ve uzun ömürlü hale geliyor. Tüm bunlar birlikte ele alındığında, karanlık tünelden kolay ve maliyetsiz çıkışın mümkün olmadığı açık.