S-400 ve ‘aptal yaptırımlar’ kime yarar?

Uluslararası ilişkilerde ekonomik yaptırım sık sık başvurulan bir yöntem. Güçlü taraf, politik hedefini gerçekleştirmek için diğer tarafa ekonomik yaptırım uygular. Bazı malların satımını ya da ülkeye ithalini engeller. Örneğin, 1991’de Saddam Hüseyin’in Kuveyt’ten ordusunu çıkarmasını sağlamak için BM kararı ile uygulanan yaptırımlarda olduğu gibi. Böylece yaptırım uygulanan ülkenin kararlarından veya uygulamalarından vazgeçeceği beklenir.

Bazı uzmanlar yaptırım uygulanan ülkenin vatandaşları ciddi ekonomik sıkıntılar yaşasa da bu yöntemin savaştan daha insani olduğunu söylerler. Ancak bu sıkıntılar sıradan insanlar için geçerli olduğu gibi, bazı temel malların ithal edilememesi çoğu zaman ciddi sayıda can kaybına da neden olabilir. Ayrıca, milliyetçi eğilimlerin yüksek olduğu ya da otoriter rejimlerle yönetilen ülkelerde direnç daha fazla olabilir. Tüm bu tecrübelere rağmen yaptırımların işe yarayıp yarmadığı tartışılmaya devam ediyor. Dahası, bazı uzmanlar ortaya çıkan insani dramlardan mahcup, “akıllı yaptırım” tezini ortaya atmış bulunuyorlar. Konunun uzmanlarından Prof. Dr. Robert A. Pape ise sanılanın aksine yaptırımların pek işe yaramadığını verilerle ileri sürmüş bulunuyor.

Bu gün farklı nedenlerle iki komşu ülke, İran ve Türkiye aynı kaderi paylaşıyor. İkisi de ABD’nin “ekonomik yaptırım” listesinde. Türkiye’nin müeyyideleri tam belli değil. İran ise yıllardır ABD tarafından uygulanan ekonomik yaptırımlara muhatap. Her geçen gün hayat, sıradan insanlar için daha da çekilmez hale geliyor. Son olarak Suudi Arabistan saldırısı ile ABD, İran Merkez Bankası’na da yaptırım getirdi. Ancak İran hâlâ geri adım atmış değil.

Türkiye ise Rusya’dan S-400 füzelerini aldığı için yaptırımlarla karşı karşıya. ABD’nin uygulayacağını ilan ettiği, Rusya’dan silah satın alarak ABD’nin düşmanlarına yardım edenleri cezalandırma yasası 2018’de çıktı. Türkiye’ye uygulanması şimdilik ertelense de, eninde sonunda bazı maddelerin uygulanacağı biliniyor. Ancak ortada bir garip durum var. ABD’nin uygulayacağı yaptırımlar öncelikle Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu silah sistemlerini kapsayacak gibi görünüyor. Nitekim F-35’lerin tesliminin askıya alınması bunun bir örneği.

Gariplik şurada başlıyor. ABD’nin yasayı çıkarmasının nedeni Rusya’nın silah satışına kısıtlama getirmek. Oysa ABD, Türkiye’ye silah satışını durdurunca, Ankara bunları veya muadillerini başka ülkelerden tedarik edecektir. Bu durumda ilk akla gelen üretici ülke ise Rusya olacaktır. Ankara ihtiyaç duyduğu silahları Rusya’dan alacaktır. Bu durumda ABD üç konuda kaybeden, Rusya ise kazanan konumunda olacaktır. ABD, Rusya’nın silah satımını engellememiş, ambargo koymamış, tam tersine, aldığı kararla Putin’e yeni “müşteri” bulmuş olacaktır. Üstelik bu kararla, ABD, NATO üyesi Türkiye’yi Rusya’ya biraz daha itmiş olacaktır. Dahası, ABD, Suriye’de PKK’ya destek ve silah verirken, Türkiye ihtiyaçlarını Rusya’dan almış olacaktır. Haliyle Putin Türk halkının gözünde “kahraman” olurken, ABD de Rusların hibrit savaşına cephane taşımış olacaktır. Prof. Pape, hedef ile yaptırım arasında doğru ilişki kurmaktan söz ederken biraz da böylesi mantıksızlıklara dikkat çekmiş olmalı.