Soçi sonrası PKK Suriye’de ne yapar?

Türkiye’nin “Barış Pınarı” operasyonu, ABD’nin askerlerini Suriye’den çekmesi, Türkiye ve Rusya arasında imzalanan Soçi mutabakatı derken Suriye’de tablo baş döndürücü bir hızlı değişmeye devam ediyor. Şimdilerde herkes bu değişimin olası sonuçlarını kestirmeye çalışıyor.
İşin en büyük zorluğu aktörlerin çokluğu, hedeflerin ve karakterinin farklılığından kaynaklanıyor. Sahada ABD, Rusya gibi küresel güçlerin yanı sıra, İran, Türkiye, İsrail gibi bölgesel devletler de bulunuyor. Dahası, PKK, DAEŞ, Suriye Milli Ordusu, İdlib’de konuşlu radikal grupların oluşturduğu devlet dışı aktörler de faal. Oyuncular aktif, iş birliği içindeler veya rekabet ve çatışma halindeler.

İstihbarat örgütleri, farklı ve çok sayıda aktörlerin yer aldığı ortamı anlamaya, analiz etmeye çalışırken bir temel prensipten yola çıkarlar. “Devletlerin kapasitesini bilirsiniz, ancak niyetlerini bilemezsiniz. Örgütlerin ise amacını bilirsiniz ancak kapasitesini bilmez ve bunu keşfetmeye çalışırsınız.” Oysa Suriye’deki ortamın, bu ilkenin sınırlarını bile zorlayacak karmaşık bir tablo sunduğu ortada.

Niyetleri üzerinde çokça konuşulan devletleri, başka bir yazının konusu olarak kenara ayırıp PKK üzerinde odaklanmak faydalı olabilir. Ne de olsa örgütü kuşatan politik askeri ekosistem her gün değişiyor. Niyetlerini bildiğimiz PKK’nın, kapasitesine etki eden faktörler bağlamında önceliklerinin hızla değişmesi kaçınılmaz görünüyor.

“Barış Pınarı” sürerken ABD, PYD/PKK’yı operasyon bölgesinden çekilmeye ikna etti. Ardından Rusya ile imzalanan Soçi mutabakatı ile de PKK/PYD’nin sınırın geri kalan kısmından 30 km güneye çekilmesi öngörüldü. Gelişmeler PKK’nın Suriye cephesini temelden sarstı. Bu aşamada tablo şu şekilde okunabilir: PKK, Fırat’ın doğusunda, sınırın 120 km’lik bölümünde, siyasi ağını, toprak kontrolünü ve askeri varlığını yitirdi. Sınırın geri kalan kısmında ise siyasi ağını muhafaza etmekle birlikte, toprak kontrolünün yanı sıra, askeri varlığını kısmi olarak kaybedecek gibi görünmektedir. Unutulmaması gereken husus ise Suriye’nin geleceğine dair yürütülecek tüm siyasi tartışmalarda az veya çok dikkate alınacaktır.

Kandil, PKK’nın genel stratejisini Türkiye, Irak, İran ve Suriye’yi kapsayacak biçimde belirlemektedir. Düne kadar stratejinin sıklet merkezini Suriye’ye kurmuştu. Askeri ve politik gücüyle örgüt buraya odaklanmıştı. Ancak son gelişmeler, Suriye cephesinin genel stratejideki rolünün, askeri ve siyasi açıdan gözden geçirilmesini zorunlu hale getirmiş bulunmaktadır.

Bu bağlamda birinci alternatif, Esad ve Rusya’nın önerilerine karşı çıkarak askeri yöntemlerle direnmektir. Ancak bu, sonucu belli bir seçimdir. Diğeri alternatif ise Esad ile anlaşarak, Suriye cephesinin yeniden rolünü belirlemektir. Yeni rol, askeri alanda, Arap Baharı öncesinden daha yoğun olmak üzere, “askeri geri bölge”, siyasi alanda ise yeni anayasa yazımı sürecinden azami karlı çıkılacak biçimde, “sıklet merkezini” oluşturacak gibi görünmektedir.

İkinci seçimde her ne kadar PKK/PYD’nin Suriye ordusuna katılması parlak bir fikir gibi görünse de, birçok zorluğun olduğu da gözden kaçırılmamalı. Örgüt kültürü, sıkı emir komuta yapısı, Esad ile çatışan politik hedefler ve yaşanan savaş travmaları, PKK/PYD’nin Suriye silahlı kuvvetleri içinde, fakat ayrı bir emir komutaya sahip olarak ayakta kalmasına izin vermez. Üstelik Rusya’nın Adana Mutabakatı’nın “gözetmeni” olması, mutabakatın PKK ve benzeri silahlı yapılara izin vermemesi Soçi Mutabakatı’nın geleceğini zora sokabilir. Yine de PKK, siyasi sürece bağlı ve yeni anayasa yazılıncaya kadar silahlı gücünün bir kısmını Türkiye sınırından 30 km güneyde muhafaza edebilir.

Suriye’deki gelişmeler PKK’nın Türkiye’yi yeniden eylemlerinin sıklet merkezi yapabileceğini söylüyor. Bunun sonucu olarak, kış boyunca Suriye’de sahip olduğu silah ve teknik malzemenin çoğunu Kuzey Irak’a transfer ederek, baharı bekleyecektir. Bu noktada, Türkiye, Suriye ve Irak üçgeninde yer alan Kamışlı’nın denetim dışı kalmasının böyle bir niyetle alakası var mıdır, diye sormadan da edemiyoruz!