Suriye’de ‘barış koridoru’ ve sonrası

Çarşamba günü, Türk ve Amerikan heyetlerini oldukça geren, her an kontrolden çıkmasından korkulan Suriye meselesinde, taraflar ortak bir noktada buluştukları açıkladılar. Önümüzdeki günlerde iki ülkenin Fırat’ın doğusunda “barış koridoru” için “müşterek harekât merkezi” kurulacağı belirtildi. Ardından da sahadaki uygulamalar hayata geçirilecek. Şüphesiz bu kararın alınmasında Türkiye’nin kararlı tutumu ve ısrarları etkili oldu. Henüz detaylarına tam hâkim olmadığımız için anlaşmanın maddelerini ve uygulama takvimini bilmiyoruz. ABD’nin velayetini üstlendiği PKK/PYD’nin nelere, nasıl ve neden razı olduğu anlaşmanın en gizemli yanı olsa gerek. Öte yandan her ne kadar zihinlerde bir dizi şüphe olsa da, açıklamanın ardından bazı merkezlerin hareketleneceği de açık.      

Nitekim geçmiş tecrübelerimiz “barış koridoru” açıklamasına “ihtiyatlı” yaklaşmakta fayda olduğunu söylüyor. Elbette bu kanaatin oluşmasında tarihe geçen ve oyalama literatürüne büyük katkı sunan “Menbiç tecrübesi” büyük rol oynadı. Her şeye rağmen karar, hayat geçirildikçe, Suriye ve PKK sorununa yeni boyutlar katacaktır. Bu nedenle farklı mahfillerde, farklı biçimlerde ele alınacak, yeni, ilginç gelişmeleri tetikleyecek potansiyele sahip görünüyor.  

Öncelikle merak edilen husus şudur: Her ne kadar açıklamada adına yer verilmese de, arka planda kalan PYD/PKK’nın tepkisinin ne olacağı, gelişmelere ne kadar rıza göstereceğidir. Anlaşma sonrası PYD/PKK, ABD ile ilişkilerini bölgesel gelişmeleri yeniden ele alacaktır. Bu noktada ABD ve müttefiklerinin örgüte, siyasi ve askeri açıdan neler vaat ettiği önem kazanmaktadır. 

Nitekim tüm yumurtaları bir sepete koymaması gerektiğini bilecek kadar yaşlı/tecrübeli olan örgüt, vaatlere rağmen ihtiyatlı adımlar atacaktır. Bu çerçevede önce genel stratejisini, sonrada Suriye’deki siyasi ve askeri konumunu gözden geçirerek, yeni kararlar alarak adımlarını ona göre atacaktır. Bunların ne olduğunu, nasıl hayata geçirileceğini, ilişkilerin karakterini ancak önümüzdeki günlerde öğrenebileceğiz.

“Barış koridoru” inşa kararının en dikkat çekici bölümü, Suriyelilerin bir kısmının bu bölgeye dönebilecek olmasıdır. Kararın etkileri, dönüşün ölçeği, bölgede denetimin kimler tarafından, nasıl sağlanacağına, karakterine ve süresine bağlı olacaktır. Karar hayata geçirildiği takdirde, bunun Suriye’nin siyasi, askeri geleceğine etkisi büyük olacaktır. Bu bağlamda karar, Suriye’nin ve Esad’ın geleceğini doğrudan etkileyecektir.

Öte yandan ABD ile Türkiye’nin Suriye konusunda yakınlaşması, Esad’ın durumun daha da karmaşık hale getirirken Rusya ve İran’ı farklı yaklaşımlara sevk edebilir. Dahası, başta İdlib olmak üzere, farklı bölgelerde yeniden askeri hareketlenmelerin görülmesi sürpriz olmaz. 

Türkiye ise ABD ile uzlaşmasının ardından Suriye politikasını, taraflarla ilişkilerini ve kararlarını yeniden ele almak durumundadır. Özellikle PKK terör örgütü ile mücadele stratejisini gözden geçirirken, olası Kürt Arap çatışmasını, İran ve Rusya’nın tepkilerini, ABD’nin örgüte sağlayacağı himayeyi hesaba katmak zorundadır. Gözden kaçırılmaması gereken husus ise, Türkiye’nin destek verdiği silahlı grupların “disiplin” altında tutulmasıdır.