Burun Tıkanıklığı ve Kulak Tıkanıklığı İlişkisi

22 Ocak 2018

Uçakta veya yolculuk sırasında irtifa değişimlerinde ya da nezle-grip sırasında kulaklarda meydana gelen tıkanma hissini pek çoğumuz yaşamışızdır. Kulaktaki bu tıkanıklık hissi, durup dururken sık sık yaşandığında rahatsız edici olabilir. Bu hastaların bazıları “acaba kulağımda kir mi birikti de tıkandı?” diye muayeneye geldiklerinde, kulakta bir şey yok denildiğinde şaşırırlar. Oysa sorun dış kulak yolunda değil, orta kulak işleyişindedir. Ve bu durum özellikle burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı gibi şikayetleri de olan hastalarda karşımıza çıkıyor.

Olağan koşullarda yutkunduğumuzda hepimiz kulağımızda bir çıtırtı duyarız. Bu ses, östaki borusundan orta kulağa girip-çıkan havanın ve çeşitli kasların kulak zarını titreştirmesi ile oluşur, yani normaldir. Östaki borusu, geniz boşluğu ve orta kulak arasında bulunan bir kanaldır ve orta kulağın havalanmasını sağlar. Bu kanalın işleyişini bozan durumlarda orta kulağın basınç dengelenmesi bozulur. Özellikle sık uçak yolculuğu yapanlar, pilotlar ve dalgıçlar için tahammülü zor bir durumdur.

Orta kulaktan hava çıkamadığında, içeride basınç olur; giremediğinde de orta kulakta vakum oluşur. Bu durumlarda kulak zarının titreşimi iyi olmaz ve kişi kulağında tıkanıklık hisseder. Nezle-grip gibi üst solunum yolu infeksiyonlarında, burnumuzun tıkanması ve akıntılarla birlikte kulağımızda tıkanıklık hissetmemizin nedeni budur. Tıkanıklıkla beraber uğultu, kişinin nabzını kulağında hissetmesi ve sesinin kulağında yankılanması gibi farklı belirtiler de olabilir. Hastalık iyileştiğinde kulak tıkanıklığı da düzelir.

Ancak burun tıkanıklığı sürekli olanlarda, kronik burun-sinüs sorunları olanlarda ya da geniz eti olan çocuklarda kulak tıkanıklığı da uzun sürebilir. Zaman zaman çevremizden duyduğumuz kulak zarı çökmeleri, kulakta sıvı toplanması ve bunların sonuçları genellikle bu zeminde gelişir.

Kulak tıkanıklığı şikayeti ile gelen hastalarda yaptığımız KBB muayenesinde kulak zarının çöküntüsünü veya bombeliğini doğrudan görebiliyoruz. Ancak görünüm normal olsa bile timpanometri dediğimiz cihazlarla basınç ölçümü yaparak teşhisi koyabiliyoruz. Ayrıca kaynağını bulmak amacıyla yaptığımız burun içi endoskopisi ile, östaki borusunun işleyişini bozabilecek tıkanıklık nedenlerini, geniz bölgesini ve hatta östaki borusunun girişlerini dahi görebiliyoruz. Buna göre belirlediğimiz tedavinin sonuçlarını da yine timpanometri ve endoskopik muayene ile düzelene kadar takip edebiliyoruz. İç kulak tipi işitme kayıpları ile karışmaması için bazen işitme testleri de yapılması gerekli olur.

Tıkanıklık nedenleri ilaçla yaptığımız tedavilere çoğu kez yanıt verir; ancak bazı mekanik engeller bazı operasyonları gerektirebilir. Kulak tıkanıklığının tedaviye cevap vermediği durumlarda, çeşitli burun operasyonları yanında kulak zarına çizikler (parasentez), tüp takılması ve östaki borusunun genişletilmesi dahil çeşitli girişimlerle de çözüm sağlamak gerekli olabilir.

Yazının devamı...

Geniz Akıntısı Kabusundan Uyanabilirsiniz

25 Aralık 2017

Geniz akıntısı, her insanda günde yaklaşık 1 litreyi bulan bir akıntıdır. Sürekli olarak üretilen bu salgı, solunum yollarına giren yabancı madde ve mikropları yakalamak, temizlenmesini sağlamak ve mukozaları nemlendirmek içindir.

Burun ve sinüslerde üretilen geniz akıntısı boğaza doğru iner; yutulduğunda da sindirim sistemi üzerinden temizlenir. Bu durumu normalde hiçbirimiz hissetmeyiz. Ancak geniz akıntısının artması ya da kıvamının yoğunlaşması halinde, hastalar bunu boğazda balgam, yapışkanlık hissi, boğaz temizleme, kuru-gıcık öksürüğü ve sürekli yutkunma isteği gibi şikayetlerle ifade edebilir. Bazı hastalar ağız kokusu, sık boğaz infeksiyonu ve sık faranjit gibi ikincil durumlardan da yakınabilir.

Geniz akıntısının en sık nedenlerinden biri sigara kullanılmasıdır. İçilen su miktarı az ise, salgıların yoğunlaşmasına bağlı da geniz akıntısı olabilir. Bunlar hastaların kendilerinin düzeltebileceği şeylerdir. Bazı ilaçlar, örneğin tansiyonu önleyen veya psikiyatrik tedavi amaçlı ilaçlar salgıların yoğunlaşmasına neden olabilir. Basit nezle-grip ya da sinüzit gibi üst solunum yolu infeksiyonları sırasında şeffaf veya iltihaplı geniz akıntıları olabilir; bunlar kısa süreli tedavilerle düzelebilen geçici durumlardır. Yine mevsimsel alerji ve alerjik nezle dönemlerinde de geniz akıntısı olabilir.

Bazı hastalar, tüm bunlar düşünülmüş ve hatta çeşitli önlem ve tedaviler uygulanmasına rağmen yine de düzelememiş olabiliyorlar. Aylar ve bazen yıllar süren geniz akıntılarında teşhisi zor, gözden kaçabilecek başka sorunlar olabiliyor. Bu gibi durumlarda sıklıkla salgı kısırdöngüleri ve kronik sinüzit gibi, ancak bu konulara yoğunlaşmış Rinoloji Uzmanları tarafından teşhis ve tedavisi yapılabilecek, burun işleyişinin bozulmuş olduğu hastalıklarla karşılaşıyoruz.

Geniz akıntısına yol açan pek çok hastalığın bulgularını, günümüzde endoskopik burun içi muayenesi sayesinde görerek teşhis edebiliyoruz. Örneğin kronik sinüzit hastalığında sinüs kanallarını engelleyen anatomik bozuklukları, darlıkları veya polipleri görebiliyoruz. Burun içini kaplayan mukozanın rengi ve diğer anatomik yapıları değerlendirebiliyoruz. Sinüslerde üretilen salgıların tekrar sinüslere geri dönmesine yol açarak burun işleyişini bozan aksesuar ostiumları bu şekilde yakalayabiliyoruz. Bunlar tomografi gibi filmlerle dahi teşhisi kolay olmayan sorunlardır; ancak sıklıkla deneyimli bir göz tarafından endoskopik muayenede saptanabilirler.

Teşhis bu şekilde doğru yapıldığında, geniz akıntısının tedavisi de belirlenebilir. Bahsettiğimiz durumların biri veya birkaçı hastada birlikte bulunabilir; bu yüzden tüm nedenlere yönelik kapsamlı tedavi ve öneriler yapılmalıdır. Bunların yanında geniz akıntısı olan hastalarda burun işleyişine destek olabilecek yıkama tedavileri oldukça etkilidir. Yalnız yıkama solüsyonları iltihaplanmanın olmadığı dönemlerde kullanılmalı ve hastanın hastalığına göre uyarlanmalıdır. En önemlisi ise takiplerin de endoskopik muayenelerle yapılması ve tedaviye yanıtın düzenli bir şekilde izlenebilmesidir. Bu sayede değişimlere göre tedavide düzenlemeler yapma ve hastalığı tam olarak tanıma imkanımız olur. Çoğu hastada uyguladığımız tedaviler, şikayetlerin sonlanmasıyla sonuçlanabiliyor. Tedavi ve takiplerle düzelmeyen hastalarda ise bazen burun-sinüs işleyişini düzenleyebilecek çeşitli ameliyatlar gerekli olabiliyor.

Ameliyat gerekli olduğunda sinüs kanallarını açmak için yine endoskoplarla görerek gerçekleştirdiğimiz endoskopik sinüzit ameliyatını yapıyoruz. Aksesuar delikler varsa, bunları sinüsün doğal kanalı ile birleştirebiliyoruz. Bu şekilde salgı kısırdöngüsünü ortadan kaldırabiliyor ve salgı akışını düzenleyebiliyoruz. Yalnız bu operasyonların titizlikle, salgı akış yönlerini koruyarak yapılması çok önemli. Zira bu yönlerin tahrip edildiği durumlarda hastalar fayda görmedikleri gibi, daha da kötüleşebiliyorlar.

Sonuç olarak

Yazının devamı...

Burun Eti Ameliyattan Sonra Tekrarlar mı?

16 Ekim 2017

Burun tıkanıklığı nedeniyle ameliyat önerilen hastaların neredeyse hepsinin sorduğu “burun eti tekrarlar mı?” sorusunun haklı temelleri vardır. Çünkü, çevrelerinde burun eti alınan veya küçültülmüş olanlarda şikayetlerin düzelmediğini ya da bir süre sonra geri döndüğünü sıkça duymaktadırlar. Hatta burun tıkanıklığı şikayeti ile başvuran hastanın kendisi bile geçmişte bu ameliyatları olmuş olabilir. Burun etlerinin ameliyattan sonra tekrar büyümelerinin aslında çok temel ve anlaşılabilir nedenleri vardır. Elbette bunları belirledikten sonra başarılı şekilde tedavileri de yapılabilir.

Burun etleri, tıbbi adıyla konkalar burun boşluğu içinde bulunan parmak benzeri yapılardır. Sağlı sollu alt, orta ve üst konka olarak toplam 6 adettirler. Bunların arasından geçen soluk havası ısıtılır, nemlenir ve temizlenir. Genellikle “burun eti” olarak bahsi geçen ve şişme-inme özellikleri bulunanlar, “alt konkalar”dır. Hatta bunları aynaya baktığınızda burun deliklerinin hemen arkasında görebilirsiniz.

Burun etleri hastalık değildir! Burun etinin büyümesi burun tıkanıklığına yol açabilir.

Burun eti büyüdüğünde hemen ameliyat etmeden önce sorulması gereken sorular vardır. Mesela, burun eti niçin büyümüştür? Bu nedeni bulmadan ameliyat edilirse ne olur? Burun etini büyüten nedeni tedavi etmeden, sadece burun etini küçültmek ne işe yarar? Burun eti büyümesinin ameliyat dışı başka tedavileri var mı? Ameliyat gerekecekse başka sorular da sormak gerekir; burun eti alınmalı mı yoksa küçültülmeli mi? Burun işleyişinde bu kadar önemliyse alınması doğru mu? Küçültülecekse hangi yöntemle küçültülmeli? Beraberinde başka ameliyatlar aynı anda yapılmalı mı, yapılabilir mi? gibi…

Burun etini büyüten birçok neden olabilir. Havalandırma, hava kirliliği, iklim, alışkanlıklar, alerji, bağışıklık, genel sağlık, sık hastalanma, yaş, burun içi anatomik bozukluklar, sinüs sağlığı, mukoza özellikleri, genetik faktörler, beslenme ve daha pek çok neden.

Ciddi bir anatomik ve işlevsel bozukluk yoksa, burun işleyişini arttıran, şişmeleri azaltan bazı ilaç ve spreylerin kullanılması hastaların belirli bir bölümünde burun etlerini küçültebilir. Hastanın yakınmalarındaki düzelmenin endoskopik muayenelerle de takip edilmesi tedavi süresinin belirlenmesi için önemlidir. Zira burun içi görünüm tam olarak düzelmeden medikal tedavinin erken kesilmesi durumunda da şikayetler kısa süre sonra geri dönebilir.

İlaç tedavisinin fayda etmediği hastalarda, sıklıkla sinüs sağlığının bozuk olduğunu saptıyoruz. Burada baş ağrısı, yüzde dolgunluk hissi ve iltihaplı akıntı gibi şikayetleri olan belirgin bir sinüzit hastalığı değil de, daha sinsi, ilgisizmiş gibi görünen, teşhisi kolay olmayan, hatta sıklıkla gözden kaçan burun-sinüs sorunları ile karşılaşıyoruz. Burun tıkanıklığına ek olarak geniz akıntısı, gıcık öksürüğü, sık hastalanma, ağız kuruluğu ve ağız kokusu gibi şikayetlerin nedeni olarak sinüs kanallarının kapalı oluşu, aksesuar delikler ve salgı kısırdöngüsü, sinüs girişlerinin darlığı ve farklı rinitler gibi burun-sinüs içi mukoza örtüsünün sağlığını bozarak burun etlerini büyüten durumlarla karşılaşıyoruz.

Yazının devamı...

Tükürük Bezi Taşlarınızı Bekletmeyin!

15 Eylül 2017

Tükürük bezinde taş olabildiğini belki de ilk defa duyuyorsunuzdur. Oysa ülkemizde tahminen 15-16 bin kadar tükürük bezi taşı olan hasta vardır. Bu hastalardaki ilk belirti genellikle yemek yerken aniden yanak veya çene altındaki bezlerde şişme olmasıdır. Yanak (parotis) ya da çene altı (submandibuler) tükürük bezinin kanalı taşla tıkandığında, tükürük kanaldan boşalamadığı için bez şişer. Panikle doktora başvuran hasta genellikle bir antibiyotik tedavisi görür, fakat şişmelerin tekrarlaması nedeniyle yapılan ultrasonografi veya tomografi gibi tetkiklerde taş saptandığında durumu anlar. Şişmelerin sıklığı zamanla artabilir, bazen kalıcı da olabilir; hatta ağrı veya tükürük bezinde iltihaplanmalar yapabilir. Geçmişte tükürük bezi taşı teşhis edildiğinde taşın kendiliğinden düşmesi beklenirdi; düşmediğinde ve hastanın şikayetleri dayanılmaz hale geldiğinde tükürük bezi açık ameliyatla alınırdı. Nasıl böbrek taşları için böbreği almıyorsak, günümüzde tükürük bezi taşları için de tükürük bezini almıyoruz; sialendoskopi yöntemiyle taşları çıkartabiliyoruz. Açık ameliyatının yüz sinirinin çeşitli dallarını zedeleme riski nedeniyle ancak tümör gibi başka alternatif tedavisi olmayan hastalıklar için saklanmalıdır.

Sialendoskopi yöntemi yeni bir yöntem değil; 1990 yılında Avrupada, 2004 yılından beri de ülkemizde uygulamaya başladık. Sialendoskoplar yaklaşık 1,5 milimetre çapında; içinde hem görme, hem yıkama, hem de çalışmak için olukları var. Sialendoskop içinden taşları kırmak ve tutmak için kullandığımız araçlar 0,7mm çapında; yani bunu “kürdan içinden iğne ile çalışmaya” benzetebiliriz. Sialendoskopi yöntemiyle çapları tükürük kanallarının çapına yakın olan yani 3-4 milimetreye kadar olan taşları doğrudan tutup çıkartabiliyoruz. Bundan daha büyük taşlar için genellikle kırma yöntemi gerekir, hatta vakaların çoğunda da yani yaklaşık 70-80%’inde taş kırma gerekliliği vardır. Küçük bir taşı tutup çıkartması 10-15 dakika alırken, 1 santimetre ve üzeri taşlarda kırma işlemiyle beraber 3-5 saat çalışmak gerekli olabiliyor.

Tükürük bezi taşlarının senede 1 milimetre kadar büyüdüklerini bildiğimiz için, kaybedilen her sene bizim çalışmamızı zorlaştırdığı gibi hastanın tedavi şansını azaltabiliyor. Çünkü büyüyen taşlar kanalı zedeleyebiliyor, kanala gömülebiliyor ve bu şekilde kendisine endoskopik yolla ulaşılmasını dahi zorlaştırabiliyor. Bu yüzden tükürük bezi taşı saptanan hastalara bezin ameliyatla alınması bir seçenek olarak sunulmamalı, bekletilmemeli, taşlarının sialendoskopi yöntemiyle çıkartılabilmesi için yönlendirilmelidirler.

Sialendoskopik uygulamalar sadece taşlar için değil, kendiliğinden oluşan veya ağız içi müdahaleler nedeniyle oluşan kanal darlıkları, radyasyon hasarına bağlı kanal içi yapışıklıklar, Sjögren hastalığı gibi romatizmal-inflamatuvar kanal sorunları ve jüvenil rekürran parotitis (çocukluk çağının tekrarlayan tükürük bezi şişmeleri) gibi tükürük bezi kanalının tıkayıcı hastalıklarında da kullanılmakta ve faydalı olmaktadır. Günümüzde tükürük kanallarını tıkayan hastalıkları doğrudan görebilme ve bunları doğrudan tedavi etme olanağı sağlayan sialendoskopi yöntemi bu konuda ileri eğitim, endoskopi tecrübesi ve geniş araç donanımı (taş kırma cihazları dahil) gerektirmektedir. Bu alt yapılar sağlandığında bu yöntemin tükürük bezi taşlarının tedavisindeki başarı oranı 85%’leri bulabilmektedir.

Dr. Atilla Şengör
Şengör KBB / Etiler

www.atillasengor.net

Yazının devamı...

Otrivine Bağımlılığı Tedavi Edilmesi Gereken Bir Hastalıktır

7 Mart 2016

Otrivine, İliadin gibi burun açıcı spreyleri uzun süreli kullananlar, ilk başta mucizevi etkilere maruz kalırken gittikçe bu spreyler olmadan nefes alamaz hale geliyor. KBB uzmanı Dr. Atilla Şengör, “Adrenalin hormonuyla benzer mekanizmaya sahip bu tür burun spreyleri zamanla kıkırdak dokuyu bozabilir, hatta dolaşım sistemi bundan etkilenebilir.” diyor. Burun açıcı spreylerin ancak doktor kontrolünde kısa sürelerle kullanılması gerektiğini söyleyen Dr. Şengör bu konuda en çok sorulan soruları yanıtladı.

Otrivine burun spreyi bağımlılığı nasıl oluşur?

Her insan burun spreyi bağımlısı olmaz. Bir şekilde burun ve sinüslerinde sorunları olan hastalar burun spreyi bağımlılığına daha yatkındırlar. Burun tıkanıklığı olan kişi burun açıcı spreyi (nazal dekonjestan) kullandığında, bir anda burnunun açıldığını ve rahat nefes almaya başladığını görür. Burnu sürekli tıkalı bir kişi için bu durum adeta mucize gibidir. Nefesin bir anda açılması, spreyin etkisiyle burun etlerinin (konkalar) büzüşmesi sayesinde olur. Burun açıcı sprey kullanılmaya devam edilirse zamanla burun etlerinin şişme-inme döngüsü bozulur ve bu kişi sprey sıkmadan burnu açılamaz hale gelir. Soluk almak yaşam için en önemli gereksinim olduğu için, burun spreyi bağımlılığı diğer madde bağımlılıkları ile boy ölçüşebilir denilebilir. Burun açıcı spreyi günde 10 defaya kadar kullanan, hatta 1-2 günde tamamını bitiren, yıllar boyunca kullanan hastalar vardır. Sprey kullanımının sıklığı ve miktarı arttıkça çeşitli sağlık sorunlarına da davetiye çıkmış olur.

Otrivine burun spreyi bağımlılığının zararları/yan etkileri nelerdir?

Burun açıcı spreylerin etkisi adrenalin hormonunu taklit eder; sinirlendiğimizde burun açılır, ağzımız kurur, gözbebeklerimiz büyür, yüzümüz beyazlar. Vücudun dolaşımı kalbe ve kaslara yöneltilir, yani yüzeyel kan dolaşımı azalır; burun açıcı spreyin burun içindeki zararlı etkisi de buna bağlıdır. Burun etlerini ve tüm burun içerisini kaplayan mukoza örtüsünü aslında önemli bir organ gibi düşünmelisiniz. Sprey ne kadar sık kullanılırsa bu mukoza örtüsünün dolaşımı da o kadar bozulacaktır ve dolayısıyla burundan alınan havanın filtrelenmesi, temizlenmesi, nemlendirilmesi ve ısıtılması gibi önemli işlevler aksayacaktır. Mukoza kanlanması zamanla aşırı bozulursa, altında bulunan kıkırdak doku da etkilenebilir ve septumda (burun destek kıkırdağı) hasarlanmalar ve delinmeler oluşabilir. Diğer yandan yüksek miktarda dekonjestan kullanımının mukozalardan emilim yoluyla, hipertansiyon gibi hastalıklara yol açabileceği konusunda endişeler vardır.

Otrivin burun spreyi bağımlılığı tedavi edilmezse ne olur?

Burun spreyi bağımlılığı ile sonuçlanmış olan burun tıkanıklığının kendisi hem temel hem önemli bir sorundur. Burun tıkanıklığı yaşam kalitesini kötü yönde etkiler; uyku problemleri, dinlenememe, yorgunluk, enerji düşüklüğü ve dikkat dağınıklığı yapabilir. Ayrıca boğaz kuruluğu, faranjit gibi boğaz sorunları ve alt solunum yolu problemlerini şiddetlendirir. Bazen geniz akıntısı, sinüzit hastalığı ve kronik gıcık öksürüğü ile de ilişkilidir. Burun tıkanıklığının ve sprey bağımlılığının mutlaka beraber tedavi edilmesi gerekir. Bunlar düzeltilmezse, hastanın burun spreyi bağımlılığı devam ederse, burun tıkanıklığına bağlı genel vücut sağlığı yanında, burun açıcı sprey yüzünden burun işleyişi ile vücudun dolaşım sistemi olumsuz şekilde etkilenebilir.

Otrivine burun spreyi bağımlılığı nasıl tedavi edilir?

Yazının devamı...

Boyunda Şişme Tükürük Bezi Taşının Belirtisi Olabilir

17 Kasım 2015

Yemek yerken çene altında, boyunda veya yanakta aniden şişme olabilir. Kişiyi panik ve endişeye sürükleyen bu durum tükürük bezlerinin kanallarını tıkayan taşlara bağlı olabiliyor. Normalde tükürük bezlerinden yemek yenildiği sırada akması gereken tükürük salgısı, kanalın tıkanık olduğu durumlarda boşalamadığı için hasta olan çene altı veya yanak tükürük bezi aniden şişiyor. Taş kanalı tam tıkamıyorsa tükürük bezindeki şişme yarım saat kadar bir sürede genellikle iniyor. Halk arasında “böbrek taşları” yaygın olarak bilinmesine karşın, tükürük bezi taşları toplumda pek bilinmez. Bu yüzden boynu şişen hasta doktora başvurduğunda, tükürük bezi taşına sahip olduğunu öğrenince çok şaşırıyor.

Tükürük bezi taşları toplumda yaklaşık bin kişiden birinde görülür. Tükürük taşı oluşumuna yol açabildiği bilinen tek sistemik hastalık Gut Hastalığı; ancak taşlı hastaların çok azı bu hastalığa sahip. Fakat tükürük bezi taşı olan hastalarda görülebilen bazı ortak davranışlar var; bunlar az su içmeleri, sigara kullanmaları ve sebzeden fakir beslenmeleridir.

Tükürük bezi taşları tükürük kanallarının herhangi bir yerinde, bir veya birden fazla sayıda, değişik büyüklüklerde ve sertliklerde olabiliyor. Bu taşlar zamanla büyüdüklerinden, belirti verdiklerinde fazla gecikmeden çıkartılmaları gerekiyor. Zira erken dönemde sialendoskopi yöntemiyle kolaylıkla çıkartılabilecek bir tükürük bezi taşında, hasta bu şansı kaçırdığında bezinin ameliyatla alınması gerekebiliyor. Günümüzde tükürük bezi kanalını tıkayansorunuı teşhis ve tedavi edebilmek için tükürük bezi endoskopisini yani sialendoskopi yöntemini kullanıyoruz. Çok ince ve içerisinden çalışma olanağı sağlayan bu araçlarla taşları tutup kanaldan çıkartmak, kanaldaki darlıkları genişletmek ve içerisinden yoğun salgıları yıkayıp temizlemek olanaklı. Ayrıca tükürük bezi kanalı içerisinde aynı böbrek taşlarında olduğu gibi, taşları parçalayabilmek için pnömotik kırma yöntemi kullanıyoruz.

Aslında sialendoskopi yöntemi yeni bir yöntem gibi algılanmamalıdır. 1990’dan beri dünyada yaygınlaşan bu yöntemi 2004 yılında ülkemizde kullanmaya başladık. Zaman içerisinde hem teknolojide hem de uygulamalarımızda oldukça ilerledik. Tek başına sialendoskopi yöntemi ile veya bununla beraber uygulayabildiğimiz ağız içi yaklaşımlarla tükürük bezi taşlarının çoğunu çıkartabiliyoruz. 2 santimetreye kadar olan taşları dahi yerine göre bu yöntemlerle çıkartabiliyoruz. Ancak sialendoskopinin süresi basit taşlar için 15 dakika kadar kısa bir süre olabileceği gibi, zorlu taşlarda 3 saat dahi sürebiliyor. Bu nedenle tükürük bezi taşı önceden belirlenmiş vakalarda tükürük bezi endoskopisini narkoz altında yapmayı tercih ediyoruz.

Sialendoskopi yöntemi, tükürük bezi kanalı tıkanıklığının çözümünde güncel ve başarılı bir yöntem olmasına karşın, uzun bir eğitim ve öğrenme süreci gerektiriyor. Pahalı araçların ve uyumlu teknolojilerin her hastanede bulunmaması ise ayrı bir dezavantaj. Bunu aşabilmek için yanımızda taşıdığımız alet bavulumuzla operasyona girmek gerekebiliyor. Ancak tekniğin bütün zorluklarına rağmen hastanın taşını çıkarttığımızda, tükürük bezinin boşuna alınmasını önlemiş olmanın verdiği tatmin ve mutluluk çok büyük oluyor.

Tükürük bezi taşı tedavisi ile ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek ve Dr. Atilla Şengör'ün videosunu izlemek için linke tıklayınız.

Yazının devamı...

Sigara sinüzit yapar mı?

26 Ağustos 2015

Sigaranın olumsuz etkileri ve vücuda verdiği zararlar onlarca yıldır halka anlatılmaktadır. Akciğerlerin tertemiz pembe dokularının, sigara içen bir kişide katran siyahına dönüşmüş halini pek çoğunuz görmüştür. Sigaranın solunum sisteminde yaptığı hasar sadece akciğerlerle sınırlı değildir. Solunum yollarının başı olan burun ve sinüsler de sigaradan nasibini alır. Sigara ve sinüzit birlikteliği toplumda oldukça yaygındır. Sinsi bir şekilde yavaş yavaş mukoza örtüsünü bozan sigara sinüziti tetikleyebilmektedir. Sigara içen veya sigara dumanına maruz kalan sinüzitli hastalarda burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, baş ağrısı, yorgunluk ve sık hastalanma gibi belirtileri sıkça görüyoruz.

Sık sık sinüzit atağı geçiren bir sigara kullanıcısına tedavi için “sigarayı azaltmalı ya da sigarayı bırakmalısın” dendiğinde, genellikle bu öneriye uymaz. Bu tip hastalara sigaranın hangi mekanizmalarla burun ve sinüsleri bozduğunun anlatılması, algısı ve muhakemesi yüksek olanların tedavi şansını arttırmaktadır. Burun ve sinüslerin içini kaplayan mukoza örtüsü bir orman gibi düşünülebilir. Bu ormandaki her ağaç düzenli olarak tek bir yöne doğru salınmakta ve havayı temizlemektedir. Bunun burundaki karşılığı: her ağaç bir “siliya” dır ve mikron boyutlarında milyarlarca sayıdaki bu tüycükler sürekli olarak geniz yönünde doğru salınım halindedir. Siliyaların üzerinde jel gibi mukus salgısı bulunur. Tozların ve mikropların tutulması ve burun içerisinin ıslaklığı bu mukus tabakası sayesinde olur. İşte bu siliyalar ve mukus tabakası sayesinde (mukosiliyer sistem) burun ve sinüs boşluklarındaki birikintiler geniz boşluğuna doğru iletilir ve böylelikle temizlenir. Sigara siliyaların moleküler bağlantılarını parçalar, siliyalara tek tek zarar verir, mu şekilde mukoza örtüsünü ve işleyişini bozar. Bunu ormandaki ağaçları kesmeye ya da ormanı yakmaya benzetebilirsiniz. Sonuçta her iki durumda da tabiatı bozduğunuzda, bunun türlü türlü olumsuz sonuçları olacaktır.

Bu zararlı değişikliği burun ve sinüs boşluklarına uyarlayacak olursak; sigara içenlerde siliya çalışması durduğunda sinüslerin temizlenmesi bozulur ve infeksiyona yani sinüzite eğilim oluşur. Sigaranın içerdiği toksik maddeler mukoza örtüsüne hasar verir, şişmeler ve ödem olur, burun etleri büyür, burun tıkanıklığı olur. Sinüs kanalları normalde de çok dardır ve buraları kaplayan mukoza örtüsü şiştiğinde sinüs kanalları kapanabilir, bu durum da sinüzit hastalığına eğilimi arttırır. Sigaranın içindeki formaldehit ve amonyak mukus salgısının artmasına ve yoğunlaşmasına neden olur. Bu durum çoğu kez yoğun geniz akıntısı ve balgam şeklinde hissedilir. Aynı şekilde toz ve polen gibi alerjenlerin de burundan temizlenmesi bozulur; hastada daha önce olmadığı halde alerjik hapşırmalar ve burun tıkanıklıkları başlayabilir. Bu koşulların tümü burun ve sinüslerin işleyişini bozar, sinüzit tetiklenebilir, hatta koku ve tat duyusu dahi etkilenebilir.

Bazen tıkanıklıkla beraber burun tamamen devre dışı kalabilir. Bu durumda yapılan ağız solunumu yüzünden alt solunum yolları daha da fazla etkilenir; hava temizlenmeden, ısınmadan ve nemlenmeden akciğerlere gitmiş olur. Ayrıca önemli bir nokta olarak mukosiliyer temizleme sisteminin akciğerlerde de bulunduğunu, ancak temizlenme yönünün aşağıdan boğaza doğru olduğunu belirtmek yerinde olur. Sigara akciğerlerin temizlenme sistemini de bozar. Yani sigara solunum sisteminin her düzeyine pek çok farklı mekanizma ile zarar verir. Bunlara ek olarak sigara genel vücut bağışıklığını da düşürerek infeksiyonlara eğilim yaratır. Hastalar çoğu kez “ama ben sigarayı uzun süredir içiyorum, eskiden böyle olmuyordu” derler. Zaten en büyük yanılgı da budur. Sigara zaman içerisinde yavaş yavaş burun ve sinüslerin işleyişini bozar, bozulma belirli bir düzeyi geçtiğinde durum kısır döngüye ve hastalık sürecine girer. Burun tıkanıklığı, geniz akıntısı ve çeşitli sorunlarla beraber sinüzit hastalığı da ortaya çıkar veya mevcut durumlar kötüleşir. Sık sık sinüzit atakları, tekrarlayan ilaç tedavileri ve bitmek bilmeyen geniz akıntısı hastayı oldukça rahatsız eder. Bu durum çeşitli anatomik bozukluklarla birlikte olduğunda zaman zaman sinüzit ameliyatına dahi başvurmamız gerekebiliyor. Neyse ki hastaların çoğu sigara ve sinüzit ilişkisini hemen kavrıyorlar ve sigarayı bıraktıklarında mukosiliyer sistem aylar bazen de yıllar içerisinde kendini onarabiliyor. Bu dönemde biz hekimlerin de tıbbi desteği sayesinde sinüzitin tedavisi çoğu kez olanaklı oluyor.

Geniz Akıntısı Çözümsüz Değil Videosu'nu İzlemek için Tıklayınız.

Sinüzit Ameliyat Sonrasında Tekrarlar mı? Videosunu İzlemek için Tıklayınız.

www.atillasengor.com

Yazının devamı...

Suda Oluşan Kulak Rahatsızlıkları Hakkında 4 Önemli Bilgi

6 Temmuz 2015

Denize veya havuza giren her kes hayatında en az bir kez kulak sorunu yaşamıştır. Neyse ki sorunların kaynağı çoğu kez kulak kanalı ile ilgilidir ve bunlar kalıcı bir durum yaratmaksızın tedavi edilebilir. Ancak kronik kulak hastaları ya da basınç problemi olanlar yaz aylarında biraz daha dikkatli olmalıdır.

Kulak Kanalı İltihabı Nasıl ve Neden oluşur?

Kulak kanalında kulak kiri bulunması bir hastalık ya da tedavi edilmesi gereken bir durum değildir. Ancak tıkanıklığa yol açtığında ya da infeksiyonla ilişkili olduğunda durum değişir. Kulak kiri havuza veya denize girildiğinde ıslanır ve şişerek kulak kanalını kapatabilir. Bu durum kişide kulağa su kaçması veya kulak tıkanıklığı şeklinde hissedilir. Küçük kir birikintilerinde, bunlar bazen kendiliğinden çıkarlar, bazen de kuruyup küçüldüklerinde rahatsızlık geçer. Ancak tıkanıklığın geçmediği durumlarda bir KBB Uzmanı tarafından bunların vakumla temizlenmesi gerekli olabilir.

Kulak kiri, ıslandığında mikropların üremesine elverişli ortam da oluşturabilir. Bu sırada bakteriler veya mantarlar kulak kanalında infeksiyonlara yol açabiliyor. Burada tıkanıklıkla birlikte kulakta ağrı da olur. Özellikle kulak girişinde ön kısma işaret parmağı ile basıldığında ağrı şiddetlenir. Bunlarla beraber akıntı ve şişme de olabilir. Hijyen sorunu olan havuz ve denizlerde bu tip kulak iltihaplanmaları daha sık görülmekle beraber, en temiz havuzlarda bile kulak kanalı infeksiyonu olabiliyor.

Nasıl Tedavi Edilir?

Hafif infeksiyonlarda başlangıçta piyasadaki alkollü hazır damlalar kullanılabilir. Fakat kulak zarı delik olanlar veya kulağına tüp takılmış olanlar kendi kendilerine asla kulak damlası kullanmamalıdırlar. Bu tip durumlarda en doğrusu durum ağırlaşmadan önce bir KBB Uzmanına görünmektir.

Kulak kanalının iltihabında en önemli tedavi, itihabın ve odakların vakumla mikroskop altında temizlenmesi ve etken ne ise, buna yönelik kulak damlalarının verilmesidir. Şiddetli infeksiyonlarda antibiyotik kullanımı gerekebilir. Kulağın bir süre kuru tutulması ve kaşınmaması gereklidir. Hastanın tedavi sonunda tekrar kulağını kontrol ettirmesi şarttır. Zira geçti zannedip gelmeyenlerde, tekrarlayan infeksiyonları çok sık görüyoruz.

Yazının devamı...