Orhan Beşikçi

Orhan Beşikçi

-

Tüm Yazıları

Basmane Günleri” kapsamında, Yeryüzü Sahnesi İzmir Genel Sanat Yönetmeni Haluk Işık’ın yazıp yönettiği, farklı yıllarda Yasemin Şimşek Tüzün, Yılmaz Tüzün, Aslıhan Işık, Hülya Savaş, Rüçhan Gürel’in oynadığı, “Gitme, aklım sende kalır” oyunu Hatuniye’de eski İzmir evinde meraklı seyircilerin karşısında başlayıp, Basmane Gar’da sonlanmıştı. Bizoteli taş aynaya bakarak doğup büyüdüğü evinde son makyajını yapan mübadili canlandıran oyuncu evine ve semt esnafına dönemin kıyafetleri ve bavuluyla veda edip, Anafartalar Caddesi’nden meraklı bakışlar arasında Basmane Garı’nda bekleyen buharlı lokomotife doğru yürümüş, oyun sonrası yolcu vagonuna binip bir daha geri dönemeyeceği İzmir’den ayrılmıştı. Haluk Işık’ın, “Dünyada demek biraz iddialı olabilir ama bildiğim kadarıyla ilk” dediği duygu yüklü oyunu kalabalık seyirci ile birlikte izlemenin dışında oyunun bir parçası olmuştuk. Tarih boyunca mübadele sadece tiyatrocuları değil sanatın diğer dallarında etkin olan sanatçıları da etkiledi. Daha önce izlediğim sergilerde başka sanatçıların da bavul, kayık, ayakkabı yığınlarından yola çıkarak yaptığı küçük çaplı sergileri gördüğüm için Kültürpark’ta, “Gavur Mahallesi” adıyla sergilenen dikey mermer bloklar arasına sıkıştırılmış bavullarla anlatılmak istenileni anlamakta zorluk çekmedim. Atlas Pavyonu’na girer girmez kedi sesleriyle, önlerine mama kapları konmuş kedilerle karşılaştım.

Haberin Devamı

Gitme, aklım sende kalır

Mübadeleyle gelenler ve gidenler sadece eşyalarını evlerini değil, evcil hayvanlarını da arkalarında bırakmışlardı. Yöneticiler sergiye Zeytin’le girdiğimi görünce gelip beni uyardılar. Sergi alanındaki kedilerden, kedi seslerinden köpeğimin etkilenebileceğini, kedilerin peşinden koşarsa bazı eserlere zarar verebileceği uyarısında bulundular. Bu tür etkinliklerde tecrübeli olan Zeytin, ne kedi sesinden ne de kedilerden etkilenmedi. Sergiyi sükûnet içerisinde birlikte gezdik. Hatta salonda Zeytin’i enstalasyonun parçası olduğunu sanıp, fotoğrafını çekenler başını okşayanlar oldu. Sergide, karaya oturmuş gariban sandal üzerinde sergilenen bavullardan çok çeyiz sandıkları ilgimi çekti. En az iki kişinin taşıyabileceği çeyiz sandıklarını peşlerinden götüren mübadiller şanslı olmalı. Dönemin göç fotoğrafları incelenirse gelen ve gidenlerin yanlarında bavuldan çok denkler ve bohçalarla yola çıktıklarını görülür. O denklerin içerisinde iki yastık bir yorgan, halı kilim, mutfak ve özel eşyalar olmalı. Mübadelenin acısını yaşamış, bu konuda araştırmaların, sempozyumların yapıldığı, müze ve derneklerin bulunduğu İzmir’de, tarihçi ve araştırmacı dostlarıma, “Gavur İzmir’i, Cemaat-i Gebran’ı, Rum, Ermeni, Yahudi mahallelerini duyduğumu, ancak Gavur Mahallesi adını duymadığımı, yazılı kaynaklarda böyle adlandırmayla karşılaştınız mı?” diye sordum, karşılaşmadıklarını söylediler… Yıllar önce Basmane Garı’nda Fransız sanatçının üst üste yığdığı meyve kasalarıyla yaptığı enstalasyondan habersiz olan tanıdık bir seyyar satıcı, “Abi, gar müdürünü tanırsın perondaki kasaları bana versin, bütün kış sobada yakar dua ederim” demişti. Fransız bayan sanatçının meyve kasalarıyla İzmir’de gördüğü gecekonduları betimlediğini, onların sanat eserinde kullanılan objeler olduğunu anlatsam da kendisini ikna edemediğimi anımsıyorum. Demek istediğim mart ayında kapanacak serginin arkasından, mermer bloklar kırılıp mıcır veya dolgu malzemesi olmasın, özellikle genç heykeltıraşlara dağıtılırsa kim bilir ne eserler ortaya çıkar. Atlas Pavyonu’nda hazır mamaya alıştırılan kedileri de düşünmek lazım. Sergi sonrası kapılar kapanınca alıştıkları mekânı ve mamaları özleyip, “Bizi içeriye alın” diye miyavlamalarına gönlüm razı olmaz… Yolunuz Kültürpark’a düşerse bu ilginç sergiyi görmenizi öneririm.