Davaların uzun sürmesinden herkes şikâyetçi. Avukatlar en çok şikâyetçi.

İşin gerçeği fıkradaki gibi değil; çocuk hukuk fakültesini bitirip avukat olur. Avukat babasının yerine girdiği ilk duruşmadan sonra sevinçle büroya gelip, “Baba, 40 yıldır senin avukat olarak bitirmediğin davayı ben tek celsede bitirdim!” demesi üzerine, avukat babanın, “Oğlum ne yaptın, sen o davadan aldığımız vekâlet ücretiyle eğitimini tamamlamıştın” diye tepki vermesi sadece fıkradır. Olayın aslı bu değildir. Vekâlet ücretleri saat ücreti yerine, genellikle dava değeri üzerinden belirlendiğinden, avukat bir an önce davayı bitirip, müvekkilinin sorununu en kısa sürede çözme gurur ve sevincini yaşayarak vekâlet ücretini almak ister.

Adaletin gecikmesi sadece davanın tarafları için değil, toplum için de katlanılamaz bir yüktür. Bilhassa ceza davalarında davaların uzaması ayrıca kişi özgürlüğü ve güvenliği için de büyük tehlikedir.

Herkesin makul bir süre içerisinde adil yargılanma hakkı vardır. Makul sürenin ne kadar olacağı, her davanın konusuna ve özelliğine göre belirlenir; davanın kaç dereceli olduğu, karmaşıklığı, taraf sayısı, teknik konularda bilirkişi incelemesi yapılması ve hesaplamalar, tanıklar, uluslararası unsurların davaya dahil olması makul süresin belirlenmesinde etkilidir.

Aynı dereceye ve aynı hizmet süresine sahip olan kişilerin farklı emekli maaşları almalarının anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle açılan davanın 8 yıl 4 ay sürmesi yargılamanın makul süreyi aşması kabul edilmiştir.

Casusluk yapma davasının12 yılda sonuçlandırılması; cinayete azmettirmek suçuyla ilgili yargılamanın 4 yıl 4 ay sürmesi, kalpazanlık suçuyla ilgili davanın 8 yıl 6 ay sürmesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından makul sürede adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmiştir.

En uzun süren hukuk davaları tapu ve kadastro davalarıdır. Dava dede hayattayken açılır, torun devam eder ve hâlâ bitmez. Davaya bakan hâkimler ve avukatlar emekli olur, onların yerine artık çocukları hâkim ve avukat olarak devam ederler. Mahkemeye atanan her yeni hâkimin 60-70 klasörden oluşan dosyayı okuması, dosyaya hazırlanması 5-6 ayı alır. Bir iki celse duruşmaya girer, tam bu sırada tayini çıkar, yeni bir hâkim atanır, süreç yeniden başlar, bu böyle devam eder gider. Davacılar, hâkimler, avukatlar değişir, dava bitmez.

Tapu ve kadastro davaları başka ülkelerde de en uzun süren davalardır. Örneğin, Avusturya’da bir arazi toplulaştırma işleminin 9 yıl sürmesinde AİHM gecikmenin belediye ve yerel arazi komisyonları arasındaki bürokratik işlemlerden kaynaklandığını tespit ederek, makul sürede yargılanma ilkesine uyulmadığına hükmetmiştir.

Bizde ise Anayasa Mahkemesi 22.03.2017 tarihli bir kararında, şikâyetçilerin babaları tarafından Kızıltepe Kadastro Mahkemesi’nde 1966 yılında açılan halen devam eden davada, yaklaşık 51 yıllık yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmış, mülkiyet haklarının ihlal edildiğine ilişkin konuda ise değerlendirme yapmamış.

Eh, ne diyelim, dava açıldığında yeni doğanlar, emekli olup çoluk çocuğa karışmış, belki kendileri torun torba sahibi olmuşlar, ama babalarının, dedelerinin açtığı dava hâlâ bitmemiş, devam ediyor. Sonuç, davadaki taraf ve tüm davacı mirasçılarının sayısı dikkate alınarak, bazılarına 800 TL ile 900 TL, tek birisine ise 4.700 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiş.

Sizce kişi başı 800 TL manevi tazminat, bir davanın 51 yıldır çözülememesinin yarattığı güven sarsılması, belirsizlik duygusu, endişe gibi manevi acıları gidermeye yeter mi?

Anayasa Mahkemesi manevi tazminatı kişi başına bölmüş. Bir davanın 51 yıl sürmesinden dolayı duyulan acı nasıl oluyor da kişi başına bölünebiliyor. Yani Anayasa Mahkemesi diyor ki, bu davada bir davacı en fazla 4.700 TL tutarında manevi acı çekmiştir. Davacı sayısı arttıkça manevi acı da azalır ve manevi tazminatı her biri arasında matematiksel olarak bölüştürürüm. Anayasa Mahkemesi manevi acıyı davacı sayısına orantılı olarak bölmekle bizleri hayretler içerisinde bırakan bir yönteme de imza atmış oluyor.

800-900 TL tutarlarındaki manevi tazminatlar davaların daha hızlı, makul sürede çözülmesi için yeteri kadar caydırıcı mı? Üstelik bu manevi tazminat tutarını ödemek için dahi Maliye Bakanlığı’na başvurulduktan sonra 4 aylık süre verilmişken!

Devletin vatandaştan olan alacağına “şahin”, vatandaşa olan borcuna “kuzu” olması üzerinde düşünülmesi gereken ayrı bir konu.

Adli tebessüm

Savcının odasına “İfade vermek için geldim” diyen, savcının “Müşteki misin?” sorusuna “Hayır, berberim” cevabı veren vatandaşıma...

Eşe karşı yaralama suçundan sorguya katılan karı-kocayı gören ve sinirlenerek erkeğe “Karını neden dövüyorsun, utanmıyor musun” diyerek bağıran ve karşılığında erkeğin ağlayarak “Karım beni dövüyor hâkim bey” cevabı karşısında şoke olan hâkim beye...

Resmi nikâhı olmayıp imam nikâhlı birlikte yaşadığı eşinden boşanmak ve nafaka almak için mahkemeye gelen kadına “Boş ol boş ol boş ol” diyerek gönderen hâkime...

Daha önce sayısız hırsızlık yapan ve ifade sırasında avukattan daha çok bilgiye sahip olan ve savcıya tek söz ettirmeden ifadesini yazdıran şüpheliye...

Ahırında 150 kilo esrar yakalatan, yazın toplayıp kışın içtiğini iddia eden 65 yaşındaki vatandaşıma “Kapatırım seni ahıra, kışa kadar bitireceksin” diyen hâkime” alkış isteyen İstanbul BAM Hâkimi Ersoy Yüce’ye teşekkürler.

İlk söz son söz olsun: 

Ömür biter dava bitmez!

Yazarın Diğer Yazıları
Etiketler