İş dünyası tahkimle nefes alacak

ISTAC ‘arabuluculuk-tahkim’ usulünü kurumsallaştırdı. Taraflar önce arabulucuda, olmazsa tahkimde çözüm arayacaklar, uyuşmazlık en fazla 5 ayda çözülecek

Mahkemeye gidecek uyuşmazlıkları, dava yerine başka alternatif yollarla çözme eğilimi güçleniyor. Arabuluculuk uyuşmazlıkların çözümünde, davalardan sonra en çok tercih edilen ikinci uyuşmazlık çözüm yolu oldu. Sonuçta her zaman mahkemeye gitme olanağı olduğundan, işçi işveren ve ticari uyuşmazlıklarda arabuluculuğun zorunlu olması vardığımız sonucu değiştirmiyor.

İş dünyasından olanlar bilir. Uyuşmazlık çözüm yollarından birisi de tahkimdir.

Tahkim ile arabuluculuk arasındaki en önemli fark, arabuluculukta yargılama yapılmaz, kimin haklı, kimin haksız olduğuna karar verilmez. Taraflar arabulucunun da katılımıyla aralarındaki uyuşmazlığa ortak bir çözümü birlikte getirirler.

Tahkimde ise yargılama yapılır ve hakem kimin haklı, kimin haksız olduğuna kara verir.

ISTAC da denilen İstanbul Tahkim Merkezi ile Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü, arabuluculuktaki bu başarıyı tahkim ile birleştirecek bir usul bulmuşlar.

Adına “arabuluculuk-tahkim” denilen bu usulde, taraflar önce arabulucunun önünde uyuşmazlığı kendileri çözmeyi deneyecekler. Bir anlaşmaya varamazlarsa, bu sefer de dava yoluyla mahkemeye değil, tahkime gidecekler. Bu yolla uyuşmazlıkların en fazla 5 ayda çözülmesi olanağı geliyor. Çağımız sürat çağı. Haklı, haksız bir an evvel ortaya çıkmalı ki, uyuşmazlıklar kangrene dönüşmesin, herkes kendi yoluna gitsin.

Uyuşmazlıkların çözümüne getirilen bu “arabuluculuk-tahkim” usulü dünyada ilke defa Türkiye’de kurumsallaşmış oldu. ISTAC Yönetim Kurulu başkanı Prof. Dr. Ziya Akıncı’yı ve Hukuk İşleri Genel Müdürü Hakan Öztatar’ı tebrik etmek gerekir. Türk hukuk dünyasının ihraç edeceği bir müessese ortaya çıkarmışlar. Ama başarı yine kendi ellerinde, bundan sonra yeni tanıtım broşürleri bastırıp, “İstanbul Tahkim Merkezi”ni değil, “arabuluculuk-tahkim”i önermeliler.

Antakya Müze Otelde zamanda yolculuk

Avrupa’ya seyahat eden bir çok okuyucumuz bizzat görmüştür. Şehrin bir yerinde küçük bir Roma hamamı kalıntısı bulunmuş, etrafı koruma altına alınmış, binlerce turist görmek için sıraya girmiştir.

Anadolu öyle mi! Neresini kazarsanız kazın, Göbekli Tepe gibi 12 bin yıl geriye giden tarihi eserler, şehirler bulunur.

Geçen hafta yaptığımız Hatay gezisinde arkeolojik kalıntılar üzerindeki otel inşaatının tamamlandığını duyunca, bütün arkadaşlar, otelin üzerinde inşa edildiği mozaikleri ve diğer arkeolojik kalıntıları görmek istedik.

Bir otel düşünün, size, uyuduğunuz odanın penceresinden aşağıya doğru bakınca, 5 kültür katmanı ve 13 kültürün izini taşıyan arkeolojik kalıntıları görme olanağı veriyor. Uzansanız dokunacak gibisiniz.

Odanızda gecelerken, M.Ö. 3. yüzyıldan başlayarak, kimlerin aynı yerde yaşadığını, nelere üzülüp sevindiğini, hangi annelerin evlatlarını neyle doyurduğunu, hangi savaş yaralılarının iyileştirildiği, mozaiklerle döşenmiş salonlarda hangi konularda sohbet edildiğini, kısaca binlerce yıllık farklı kültürlere ait yaşanmışlığı düşünüp, bir de elinizdeki cep telefonuna bakıp, internette dolaşabilirsiniz. Akıllı cep telefonlarınızla, 2300 yıl öncesi yaşanmışlığın önünde selfi çekebilirsiniz.

Öncelikle otelin adının “The Museum Hotel Antakya”, yani “Müze Otel Antakya” olduğunu belirteyim. Dünyada başka örneklerinde olduğu gibi, müze konsepti barındıran oteller, kendilerini diğer otellerden ayırt etmek için “otel” kelimesine “müze” kelimesini de eklerler. Ancak, bir “müze otel”i diğerlerinden ayırt etmek için zorunlu bir ek daha almaları gerekir. Oteli işleten Asfuroğlu Ailesi de, “Müze Otel Antakya” markasını seçmiş.

Sanayi sitesinde

Otel aslında bir sanayi sitesinin içinde. Yetkilisi Sabiha Asfuroğlu Hanım’ın verdiği bilgilere göre inşaat alanı 17.135 metrekare. İnşaat için kazı çalışmalarına başlandığında, Hatay Arkeoloji Müzesi sondaj çalışması yapmış. Tüm inşaat alanının altında arkeolojik eserler tespit edilmiş.

Neler bulunmuş neler! Eros heykelciği, sikkeler, pişmiş toprak eserleri... Yaklaşık 30 bine yakın eser. Eserler Helenistik, Roma, Geç Roma, Bizans ve İslami dönemlere ait. Aynı yer üzerinde çeşitli kültürler şehirler inşa etmişler, o yerden hiç ayrılmamışlar. Bu kültürler şimdi Hatay’da barış ve huzurla yan yana...

Hellenistik Döneme ait Büyük Mozaik, tam 1.050 metrekare. Kuşlu mozaik (bu arada, merak edip, Sabiha Hanım’a “asfur”un demek olduğunu sordum. Arapça “kuş” demekmiş!) bütün güzelliğiyle orada. Hayvan figürlü mozaik de görülmeye değer. Anadolu’da o zamanlar hangi hayvan türlerinin yaşadığına dair bilgi veriyor.

Müze de görülmeli

Müze Otel Antakya, Türkiye’nin tanıtımında ve turist çekmede önemli bir rol oynayacağa benziyor.

Bunun sebeplerinden birisi de Meryem Ana Kilisesi ile birlikte Hıristiyanların hac yeri olarak kabul ettiği, ilk Hıristiyanların gizli toplantıları için kullandıkları, dünyanın ilk mağara kilisesi olarak kabul edilen Sen Piyer Kilisesi’ne yürüme mesafesinde olmasıdır.

Elbette Antakya, Müze Otel ile sınırlı değil. Hatay Arkeoloji Müzesi gerçekten muhteşem.

Toplam yaklaşık 3.500 metrekare ile dünya birinciliğini elinde tutan mozaiklerden, sikkelerden, hayranlık uyandıran dizaynlarıyla takılardan, heykellerden oluşan zengin bir sergisi bulunan Hatay Arkeoloji Müzesini müze kart ile gezebilirsiniz.

“Antakya Lahdi”ni ve Japon çizgi filmlerindeki gibi iri gözleriyle Hitit Kralı Suppiluliuma heykelini de görün, derim.

İş dünyası tahkimle nefes alacak

Beni bilirkişiler yaktı!

Adliyeyle işi olanlar bilir. Bazı hakimlerimiz bilirkişi raporlarına çok bağlıdırlar. Davanın taraflarının itirazlarına rağmen bilirkişi raporunu yeterli bulurlar ve kararlarını öyle verirler.

Geçen hafta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1985 girişliler olarak Hatay’a bir gezi düzenledik. Bilirkişilikle ilgili acı gerçeği fıkra haline getirmişler:

Bir hakim her akşam eve geldiğinde eşine,

- “Hanım bugün de çok adil, hakkaniyet neyi gerektiriyorsa ona göre kararlar verdim, vicdanım çok rahat, çok rahat ve huzurluyum” dermiş.

Hakim istisnasız her akşam mahkemeden eve geldiğinde bu sözleri tekrar edermiş.

Eşi de bundan çok mutlu olur, “Eşim tam cennetlik” diye düşünürmüş.

Derken hakim aniden, iki hafta sonra da eşi ölmüş.

Hakimin eşini cennete almışlar. Hemen iki hafta önce ölen hakim eşini cennette aramaya başlamış. Ara tara, bulamamış. Hemen meleklere eşinin nerede olduğunu sormuş. Melekler,

-“Sizin eşiniz cennette değil, öbür tarafta demişler.”

Bunun üzerine hakim i ziyaret izni almış.

Öbürü tarafa ziyaret amaçlı geçip hakimle karşılaşınca,

-“Kocacığım, hani sen her gün o kadar adil, hakkaniyetli kararlar verdiğini, adaleti tecelli ettirdiğini söylüyordun, niye seni cennete almadılar?” diye sorunca, hakim, büyük bir hayal kırıklığı içinde cevap vermiş:

-“Hanım, beni bilirkişiler yaktı!” (Fıkrayı anlatan Ahmet’in kulakları çınlasın!)