Olağanüstü hal ve yabancı sermaye

Olağanüstü hal (OHAL) ilanının ve uzamasının ekonomiye ve özellikle doğrudan yabancı sermaye yatırımlarına etkisi olduğu herkesçe malum.

Olağanüstü hal süresince mahkemeler iflas ertelemesi kararı veremediklerinden, iyi projelerle iflas durumundan kurtulma umudu olan şirketler, konkordatoya başvurmak zorunda kaldılar.

Konkordato acil tedbirlerin alınmasına uygun olmadığından başarılı sonuçlar alınamadı, bir çok şirket iflasın eşiğine geldi.

Yabancı yatırımcılar, yıllardır ticaret yaptıkları, iş yaptıkları partnerlerinin birden bire ortadan kaybolmalarından, tutuklanmalarından, yurtdışına kaçmalarından, şaşkın bir hale düşmüş durumdalar.

Biz bu kişilerin FETÖ üyesi olduklarını, şirketlerinden elde ettikleri geliri “himmet” adı altında FETÖ finansmanına harcadıklarını söylesek de, onyıldır işyaptığı kişilerin FETÖ üyesi olup olmadığını bilmelerinin mümkün olmadığını düşünüyorlar.

Endişeyi giderelim

Bundan sonra iş yapacakları, ortaklık kuracakları Türk işadamlarının da sonradan FETÖ veya başka bir illegal örgüt üyesi iddiası ile karşılaşabileceği ihtimali olduğu düşüncesindeler. Bu düşünce onları yeni yatırımlar konusunda duraksamaya itiyor.

Özellikle mülkiyet haklarıyla ilgili endişeleri var. Mülkiyet hakkının dokunulmazlığı ilkesinin ihlal edildiğini düşünüyorlar. Satın alacakları şirket hisselerine, fabrikalara, üretim tesislerine, bunların eski sahiplerinin FETÖ üyesi olduğu gerekçesi ile el konabileceği endişesini taşıyorlar. OHAL devam ettiği sürece, bu riskin ve belirsizliğin bulunduğunu, bu sebeple yeni yatırımlar konusunda olağanüstü halin kalkmasını beklediklerini belirtiyorlar.

Hukuki durum yabancı yatırımcılara iyi anlatılamadığı, haklı olduğumuz bir konuyu izah etmeyi başaramadığımız için, haksızmışız, mülkiyet haklarının keyfi olarak ihlal edildiği bir ülkeymişiz gibi görünüyoruz. Karşı tarafın bizim neyi niçin yaptığımızı düşünmesini ve bulmasını beklemeden, bizim anlatmamız daha doğrudur.

İster STK’lar tarafından ister resmi kurumlar tarafından yapılsın, ekonomiyle ilgili her uluslararası toplantıda yabancı yatırımcıların olağanüstü hal uygulamalarıyla ilgili endişelerini giderici mahiyette en az bir konuşmacıya yer verilmesi şart gibi gözüküyor.

“Bizden söylemesi”!

Eşeğin gölgesi davası

Eşeğin gölgesinin davası mı olur, demeyin... Abdera’da yaşayan ve fuar zamanı çevre şehirlerde seyyar dişçilik yapan Struthion adlı diş doktoru, tüm malzemelerini eşeğine yükleyip seyahat edermiş.

Yine bir seyahat zamanı kendi eşeği uygun olmayınca, Anthrax adlı bir köylünün eşeğini kiralar, malzemeleri yükler ve yola çıkar. Eşeğin sahibi de eşeğin bakımıyla ilgilenmek ve eşeği geri getirmek için yaya olarak onlara eşlik eder.

Güneş iyice kızgınlaşınca ve başka da gölge bir yer olmayınca, biraz soluklanmak, güneşten korunmak için eşeği durdurur ve gölgesine sığınır.

Eşeğin sahibi köylü, müdahale eder; “Bayım eşek ayrı, gölgesi ayrı, siz sadece eşeği kiraladınız, gölgesini değil. Kirasını ödemeden gölgesinden yararlanamazsınız!”

Diş doktoru; “Eğer ben eşeğin kirası için ayrı gölgesi için ayrı kira ödersem, üç kere eşek olayım.”

Şehre geri dönerler ve mahkemeye giderler. Diş doktoru, eşeği kiralayanın, eşeğin gölgesinden de yararlanacağını, eşek ve gölgenin birlikte hareket ettiğini, hiç bir eşek kiralamasında gölgeden söz edilmediğini ileri sürer. Hakim O’na hak verir.

Kim haklı?

Eşeğin sahibi; “Eşek benimse gölgesi de benimdir, etrafta ağaç yoksa eşeğim gölgelik olarak kullanılsın diye kiralamadım, eşeğimin gölgesinden yararlanacak olan gölgesinin kirasını da ödemeli.” Hakim O’na da hak verir.

Yargılama üst incelemeden de geçer! Kim haklı, diş doktoru mu, eşeğin sahibi mi? Koca şehir ikiye bölünür. Bunların sebebi olarak eşeği görür ve eşeği paramparça ederler.

Hikayenin tamamını, hukuk öğrenimini yarıda bırakmış Christoph Martin Wieland’ın, “Abderalılar”ın hikayelerini anlattığı aynı başlıklı kitabında okuyabilirsiniz. Çevirisi bir çok yayınevi tarafından basılmış.

Ne dersiniz? Eşeği kiralayan gölgesini de kiralar mı? Gölge için kira mı ödemeli? Yoksa dava açıp mahkemeleri boşu boşuna meşgul etmemeli mi?

Türk Hava Yolları personeli

Ürününüz ne kadar kaliteli olursa olsun, personeliniz özveri ile çalışmıyor, işini sahiplenmiyorsa, sonuç alamaz, işinizi büyütemez, yeni müşteri kazanamazsınız. Hatta mevcut müşterilerinizi kaybetmeye başlarsınız...

26 Haziran pazartesi günü, Türk Hava Yolları (THY) 11.55 uçağı ile Frankfurt’a seyahat ederken, uçak tuvaletini kullanma ihtiyacı hasıl oldu. Uçağın arka tarafına gidince, yolculardan birisinin, belki rahatsızlığından, tuvaletlerden birinin zeminine ihtiyacını gidermiş olduğunu, bayan ve erkek THY uçuş personelinin ise hiç gocunmadan, tuvaletin zemini sildiklerini, temizlik yaptıklarını gördüm.

Başka havayolu olsa, uçuş personeli kullanılmaz haldeki tuvalet kabinini kilitler ve iptal ederdi.

THY personeli de iptal edip kullanım dışı bıraksaydı, yolcular sıkıntı çekmezdi. Uçağın sadece üçte biri dolu olduğundan, tuvalet kuyruğu da oluşmazdı.

THY uçuş personelinin, kendi görev ve sorumluluğunda olmamasına rağmen, böyle bir özveri ile işlerine sahip çıkıp tuvalet temizlemelerinin sebebi ne olabilirdi?

Düşündüm... İşine sahip çıkma, özverili çalışma Türk insanının karakterinde var. O yüzden yabancı işverenler, iş özverili çalışma ve sadakat gerektiriyorsa, Türkleri tercih ediyor.

Türkler duygusal insanlar olduklarından, iş yerlerini, evleri gibi yaşam alanları olarak kabul ediyorlar.

İlk söz son söz olsun

Avukat bir tarafın vekilliğini yapar ama adalet için savaşır!