Türkiye’de nasıl bir vergi düzenlemesi yapmalı?

29 Temmuz 2017

Vergi devlet için en temel ve vazgeçilmez bir gelir kaynağı. Devletin kaynak ihtiyacı olduğunda genellikle başvurulan klasik yol, vergi oranlarının artırılması. Özellikle KDV ve ÖTV türü dolaylı vergilerde bu yola sıkça başvuruluyor. Ancak, daha önce de birkaç kez yazdığımız gibi, bu “ayarlamaların” da bir sınırı var. Sınır aşıldığında, oran artışı vergi gelirlerini artırmayıp ters etki yapabiliyor. Görünen o ki bu konu anlaşılmış durumda.

Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın hafta başında yaptığı açıklamalar son derece önemli. Ağbal otomotiv, içki ve sigara gibi ürünlerde vergilerin yüksek olduğunu açıkça ortaya koydu. Bakan’ın yaptığı açıklamalarından hareketle, vergi sisteminde bazı düzenlemeler yapılacağı anlaşılıyor. Anlaşıldığı kadarıyla, gelir üzerinden alınan vergilerde bazı harcamaların gider olarak düşülmesine olanak sağlanacak. Ayrıca, kurumlar vergisi oranının düşürülmesine yönelik çalışmalar yapılacağı anlaşılıyor.

Asıl sorun vergi tabanı

Naci Ağbal, uzun yıllarını maliye bürokrasisinde geçirmiş bir kişi. Bakan olarak görev yapması bu açıdan bir şans olarak değerlendirilmeli. Sayın Bakan’ın da çok iyi bildiği üzere, sorun vergi sisteminin kurgusunda. Vergi tabanını genişletmeden yapılacak düzenlemelerin kalıcı çözüm sunması beklenemez.

Özellikle kayıt dışı ekonominin son yıllarda ciddi bir ivme kazandığının tespitini yapmak durumundayız.

Kayıt dışı ekonomi, kara para, uyuşturucu gibi ceza hukukunun suç olarak tanımladığı faaliyetlerin yanında faaliyetin icrası suç oluşturmamasına rağmen, faaliyetlerin kamu otoritesinin bilgisi dışında bırakılmasını da ifade ediyor.

Kayıt dışı ekonomi

Faaliyetin kendisinin suç olarak tanımlandığı faaliyetlerde, bu faaliyetin yetkili mercilere bildirilmemesi olağan bir durum. Uyuşturucu ticaretiyle uğraşan bir kimsenin bu faaliyetini vergi dairesine ya da sosyal güvenlik kurumuna bildirmesi beklenemez.

Yazının devamı...

Mali tatil beyanname vermeye engel değil

22 Temmuz 2017

Beyanname verme süresi mali tatil süresi içinde (1-20 Temmuz) kalan vergi, resim ve harç beyannameleri için merak edilecek bir şey yok. Bu beyannamelerin verilme süreleri, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzuyor...

Temmuzda başlayan mali tatil, 20 Temmuz Perşembe mesai saati bitiminde sona erdi. 5604 sayılı Mali Tatil İhdas Edilmesi Hakkında Kanuna göre, beyanname verme süresinin son günü mali tatil süresi içinde (1-20 Temmuz tarihleri arasında) kalan ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen vergi, resim ve harç beyannamelerinin verilme süreleri, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedi gün uzuyor.

Yine aynı kanuna göre, mali tatilin sona erdiği günü izleyen yedi gün içinde biten kanuni ve idari süreler, mali tatilin son gününü izleyen tarihten itibaren yedinci günün mesai saati bitiminde sona ermiş sayılıyor.

Buna göre, beyanname verme süresinin son günü 1-20 Temmuz tarihleri arasında kalan vergi, resim ve harç beyannameleri 27 Temmuz Perşembe günü mesai saati bitimine kadar verilebilecek. İsteyen mükellef, beyannamelerini 27 Temmuz’u beklemeden daha önce de verebilecek.Örneğin, Haziran 2017 dönemine ait gelir ve kurumlar vergisi stopajlarına ilişkin muhtasar beyannameler, Nisan-Haziran 2017 dönemine ait üç aylık muhtasar beyanname ve Haziran 2017 dönemine ait damga vergisi beyannamesi gibi beyannameler 27 Temmuz Perşembe günü mesai saati bitimine kadar verilebilecek.

Ödeme süresi

Beyanname verme süresi mali tatil nedeniyle uzamış olan vergilerde ödeme süresi (aynı ay içinde kalmak kaydıyla), uzayan beyanname verme süresinin son gününden itibaren üçüncü günün mesai saati bitimine kadar uzamış sayılıyor. Buna göre, kanuni verilme süresi 1-20 Temmuz ve mali tatilin sona erdiği günü izleyen 7 gün (21-27 Temmuz) içinde kalan beyannamelere ilişkin vergilerin ödeme süresi 31 Temmuz’da sona erecek. Ancak isteyen mükellef, 31 Temmuz’u beklemeden ödeme yapabilecek. İkmalen, resen veya idarece yapılan tarhiyatlara ilişkin olup vadesi 1-20 Temmuz tarihleri arasına rastlayan vergi, resim ve harçlar ile vergi cezaları ve gecikme faizlerinin ödeme süresi de 27 Temmuz Perşembe günü mesai saati bitimine kadar uzamış sayılacak. Talepte bulunma süresinin son günü 1-20 Temmuz tarihlerine rastlayan ikmalen, resen veya idarece yapılmış olan tarhiyatlara ilişkin olarak, 27 Temmuz günü mesai saati bitimine kadar uzlaşma veya cezada indirim talebinde bulunulabilecek.

Dava açma süresi

İkmalen, resen veya idarece yapılan tarhiyatlara karşı, vergi/ceza ihbarnamesinin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün olan dava açma süresi, mali tatil süresince işlemiyor. Buna göre, dava açma süresinin mali tatile rastlaması nedeniyle mali tatil süresince işlemeyen süreler, 20 Temmuz sonrasına eklenecek. Mali tatil nedeniyle uzayan dava açma süresinin son gününün 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca çalışmaya ara verme süresine rastlaması durumunda ise dava açma süresi, çalışmaya ara vermenin sona erdiği günü izleyen günden itibaren yedi gün uzayacak.

Yazının devamı...

HER KAZANCIN BİR ‘İSTİSNASI’ VAR!

16 Temmuz 2017

Kurumlar Vergisi Kanunu’nda çok sayıda istisna ve muafiyet düzenlemesi yer alıyor. Bunlardan biri de taşınmaz ve iştirak hisseleri satış kazancına uygulanan istisna. Bu konuda çok sayıda uyuşmazlık ortaya çıkıyor. Bunun temel nedeni, kendisini “uzman” olarak ifade edenlerin bile hukuk metninin nasıl yorumlanacağı konusundaki cehaletleri.
Kafa karışıklığı yaratmaması için istisnayı sadece taşınmaz satışları yönünden açıklayacağız.
Kanuni düzenleme
Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/1-e maddesinde taşınmaz satış kazancına ilişkin istisna şu şekilde ifade edilmiş.
“Kurumların, en az iki tam yıl süreyle aktiflerinde yer alan taşınmazlar ve iştirak hisseleri ile aynı süreyle sahip oldukları kurucu senetleri, intifa senetleri ve rüçhan haklarının satışından doğan kazançların % 75’lik kısmı”
Devamında “Bu istisna, satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve satış kazancının istisnadan yararlanan kısmı satışın yapıldığı yılı izleyen beşinci yılın sonuna kadar pasifte özel bir fon hesabında tutulur. Ancak satış bedelinin, satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar tahsil edilmesi şarttır” denilerek yararlanma şartları ortaya konulmuştur.
Toparlayacak olursak, istisnadan yararlanmak için taşınmaz en az iki tam yıl şirket aktifinde kayıtlı olarak kalacak. Süreyle ilgili kısım, istisnanın temel şartı durumunda. Ancak bu şartın sağlanması istisnadan yararlanmak için yeterli değil.

Yazının devamı...

Mutfakta biri mi var?

8 Temmuz 2017

Atasözlerimiz kimi zaman çelişkili olabiliyor. Örnek vermek gerekirse, bir yandan “borç yiğidin kamçısıdır” denilirken; tam aksi yöndeki bir sözde, “ayağını yorganına göre uzat” deniliyor. Amacımız sözcüklerin etimolojik değerlendirmesini yapmak değil. Ama bu iki söz birlikte değerlendirildiğinde, bir şeylere sahip olmak için biraz sıkıntı çekilmesi gerektiği, bu yapılırken de ölçülü olunması gerektiği anlamına ulaşılıyor.

Özellikle 80’li yıllardan sonra tüketim alışkanlıklarındaki hızlı değişmenin de etkisiyle hemen herkes borçla içli-dışlı hale geldi. Bu borçların bir kısmı da çeşitli nedenlerle ödenemiyor. Borçlar ödenmediğinde doğal olarak alacaklılar harekete geçiyor ve zorla tahsil için hukuk yollarına başvuruyorlar.

Bu noktada, borçlunun mallarının haczedilerek paraya çevrilmesi ve borcun kapatılması sağlanıyor. Haczin temel amacı, borcun ödenmesini sağlamak. Böyle olunca da borçlunun bütün malları haczedilemiyor. Bugün, kişilere olan borçlar nedeniyle haczedilemeyen eşyalardan bazılarına değineceğiz.

Ankastre olursa...

Gerek İcra ve İflas Kanunu (İİK) gerekse Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da (AATUHK), “vazgeçilmesi kabil olmayan mutfak takımı ve pek lüzumlu ev eşyasının” haczedilemeyeceği hükme bağlanmış durumda. Burada sorun, bunların kapsamının belirlenmesinde. Söz konusu eşyaların neler olduğunu belirleyen en temel etken, içinde bulunulan koşullar. Buna göre; doğalgaz tesisatı olan bir evde doğalgazla çalışan ocak haczedilemez. Ancak aynı zamanda ankastre fırın da varsa bunlardan fırının haczi mümkündür.

Kayak takımları

Uzun yıllar önce yiyecekler tel dolaplarda, kilerde, kimi yörelerde de kar kuyularında saklanırdı. Ama günümüzde her evde buzdolabı var. Dolayısıyla bugün için buzdolabı vazgeçilemeyecek mutfak takımları arasında yer aldığından haczedilemez. Ancak, tost makinesi, ekmek yapma makinesi, mutfak robotu gibi eşyalar bu kapsamda olmadığından haczedilebilir.

Haczedilemeyecek olan eşyalardan birisi de borçlunun kişisel ve mesleki kullanımı için gerekli elbiseleri.

Yazının devamı...

‘BORCUM YOK’ DEMEYİN GELEN BELGEYE İYİ BAKIN

24 Haziran 2017

Başlığı okuyunca, “Bu da nereden çıktı” diyebilirsiniz. İnanın, böyle bir durumla karşılaşılması olasılığı yüksek. Bilgi düzeyi yetersiz olan kişilerle istişare ederek sorunlarınız çözmeye kalkıyorsanız olasılık daha da yüksek. İzninizle açıklamaya çalışalım.

Borçlu olmasanız bile size icra dairelerinden farklı konularda yazı gelebilir. İcradan gelen bu tebligatların gereğini yerine getirmezseniz başkasının borcunu ödemek zorunda kalabilirsiniz. Bu konuda hem devlet alacaklarının takip ve tahsilini düzenleyen Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun (AATUHK) hem de özel alacakların takip ve tahsilini düzenleyen İcra ve İflas Kanunu’nda (İİK) özel hüküm var.

Süreç nasıl işliyor?

Bir kişi borcundan dolayı icra takibine uğradığında, icra dairesi tarafından (veya vergi dairesi) bu kişinin mal varlığıyla birlikte alacakları da tespit ediliyor. Özellikle alacakların tespiti evrak üzerinden yapılıyor. Dolayısıyla alacağın tahsil edilip edilmediği konusu üzerinde fazla durulmadan tespit edilen kişilere bir tebliğ gönderiliyor.

Tebliğde, “... ile yapmış olduğunuz ... TL’lik mal alışından doğan borcunuzun ödenip ödenmediğinin bildirilmesi, ödenmemiş ise ilgili kişiye değil icra dairesine ödenmesi...” benzeri ibareler yer alıyor. Yapılan takibe göre, AATUHK’nın 79. maddesi veya İİK’nın 89. maddesi hükmü dayanak gösteriliyor ve cevap için 7 gün süre veriliyor.

Cevap çok önemli

İcra takibi yapılan kişiye borcu olmayanlar, çoğunlukla “Ben borcumu ödedim, bir şey yapmaya gerek yok” diye düşünüyor. Sorun da bu noktadan sonra başlıyor. Her iki kanuna göre de eğer gelen tebliğe 7 gün içinde cevap verilmezse, “borç yeddinde sayılıyor”. Yani, ilgili kişiye borçlu olduğunuz kabul ediliyor. Bu noktadan sonra borcun ödenmesinden başka çare kalmıyor.

Devlet borcuysa...

Yazının devamı...

Tahsil edilmeyen alacağın vergisi

17 Haziran 2017

Ticari işletmelerin senetli ya da senetsiz vadeli satış yapmaları, ekonomik yaşamın gereği olarak ortaya çıkıyor. Vadeli satışlarda satıcının beklentisi, borçlunun vadesinde ödeme yapmasıdır. Ancak bu her zaman mümkün olmuyor. Kimi zaman borçlunun ekonomik durumu ödemeye olanak sağlamıyor, kimi zaman borçlu ödeme yapmak istemiyor. Bazen de borçluyu bulmak mümkün olmuyor.

Böyle durumlarda ticari işletmeler tahsil etmedikleri, belki de hiç tahsil edemeyecekleri “kâğıt üzerindeki” alacakları için vergi ödemek zorunda kalıyor. Bunun nedeni, bilanço esasına göre defter tutanlarda (birinci sınıf tüccarlar ve kurumlar vergisi mükellefleri) gelirin elde edilmesi açısından “tahakkuk esasının” geçerli olması.

Gelir elde etmek

Gelir tipi vergilerde vergi borcunun doğumu için gerekli olan şartlardan birisi, “gelirin elde edilmesi”. Elde etme, “tahsil” ve “tahakkuk” esaslarına göre olabiliyor. İki esas arasındaki en önemli fark zaman bakımından ortaya çıkıyor. Tahsil esasında yapılan satış veya görülen hizmetin karşılığı nakden veya hesaben alınmadıkça, bedel hasılat sayılmıyor.

Tahakkuk esasında ise, satış veya hizmet bedeli herhangi bir belgeye bağlanmasa bile, hasılat olarak kaydedilmesi gerekiyor. Dahası, bu işleme ait KDV’nin, tahsil edilmese bile satıcı tarafından yatırılması gerekiyor. Bunun dışında, tahsil edilmeyen bedellerin hasılat kaydedilmesi gelir veya kurumlar vergisi matrahını da etkiliyor.

Tahakkuk esasının geçerli kılındığı faaliyetlerde, tahsil edilmeyeceği anlaşılan veya tahsili şüpheli durumda olan alacaklar için bir telafi mekanizması var.

Şüpheli alacak ne?

Vergi Usul Kanunu’na (VUK) göre;

Yazının devamı...

Vergi daireleri özelleşir mi?

10 Haziran 2017

“Bu da nereden çıktı” dediğinizi duyar gibiyim. Bu başlığı atmamızın sebebi, Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci’nin söyledikleri. Basından öğrendiğimize göre, Zeybekci, yapılması gereken yapısal reformlara ilişkin yaptığı açıklamada şu sözleri kullandı:

“Devletin birçok hizmeti özel sektöre geçmeli. Vergi dairesi bile özelleştirilmeli...”

Vergi dairelerinin özelleştirilmesiyle neyin kastedildiğini tam olarak anlayamadığımızı belirtelim. Özelleştirmeyle vergi toplama hizmetinin özel sektöre devredilmesi ifade ediliyorsa tarihe bakılmasını öneriyoruz.

Tarihte örnekleri var

Zira tarihte vergi toplama işinin özel kesim eliyle yapıldığı biliniyor. Bu konuda “iltizam” ve “ihale” olmak iki farklı yola başvurulabiliyor. Vergi toplama hakkının, belirli bir bedel karşılığında herhangi bir kişi veya şirkete devretmesine iltizam yöntemi deniliyor. Vergi toplama hakkını alan kişiye mültezim deniliyor.

Vergi toplama hakkını açık arttırma ile elde eden mültezim, taahhüt ettiği bedeli peşin olarak devlete ödemekle yükümlüdür. Bu yöntemin en büyük sakıncası, mültezimin kârını mümkün olduğu kadar yükseltebilmek için halktan olabildiğince çok vergi toplama yoluna gitmesidir.

İhale yönetimde ise ihaleyi alan kişi topladığı verginin belli bir oranın almaya hak kazanıyor. İltizam yöntemi için belirtilen sakıncalar bu yöntemde de söz konusu.

Yazının devamı...