Potasyumun azı da çoğu da tehlikeli

Eklenme Tarihi23.06.2013 - 20:51-Güncellenme Tarihi23.06.2013 - 20:51

Geçen ay az tuzlu diyet üzerinde yapılan tartışmalardan söz etmiştim. Çok tuz tüketmenin vücutta yol açtığı fazla sodyum tutulmasının nasıl yüksek tansiyona ve kalp damar hastalıklarına zemin hazırladığının üstünde durmuştum. Sodyum bu etkileri yaparken yalnız değildir. Hücrelerimizin çalışmasında az veya çok rol oynayan elektrik akımını yaratan ve yayılmasını sağlayan başka kimyasal maddeler vardır.
‘Elektrolit’ denilen bu maddelerden başta gelenleri sodyumun yanı sıra potasyum, klorür, kalsiyum ve magnezyumdur. Kan basıncımızın düzeyinden sodyum kadar sorumlu olan elektrolit, potasyumdur. Bu maddeyi ne kadar tükettiğimiz ve sodyumla arasındaki hassas dengeyi koruyup koruyamadığımız çok önemlidir.

Yüksek tansiyonda potasyuma dikkat!

14 bin kişi üzerinde yapılan araştırmada, sodyum gereğinden fazla potasyum gereğinden az tüketildiğinde, başka bir deyişle yemeklerimizdeki sodyum/potasyum oranı arttıkça ölümlerin özellikle kalp krizinden ölümlerin sıklaştığı saptandı. Kırmızı çizgi dengeli beslenen bir insanın ölüm riskini gösteriyor.

Birçok uzman yüksek tansiyonda aşırı tuz tüketimine bağlı fazla sodyum almanın yanı sıra yeteri kadar potasyum  içeren besinler yememenin de rolü olduğunu düşünüyor. Potasyum bakımından fakir beslenenlerde yüksek tansiyona, kalp krizi ve inmelere daha sık rastlandığını gösteren birçok araştırma bu görüşü destekliyor. 2011 yılında Archives of Internal Medicine dergisinde yayınlanan bir çalışmada, 14 bin kişi günde ne kadar sodyum ve potasyum aldıklarını saptanıp 14 yıl süreyle izledi.
Kalp krizine bağlı ölümlerin az potasyum yiyenlerde daha sık görüldüğü saptandı. Daha da önemlisi, kalpten ölümlerin en yüksek olduğu grup, yemeklerinde potasyumu az ama sodyumu fazla olanlar arasındaydı. Başka bir deyişle, kalp damar hastalıkları için en tehlikeli olanın iki madde arasındaki dengenin bozulduğu durum olduğu anlaşılıyor. Yemekleri potasyum bakımından zengin hale getirilince kan basıcının düşmesi uzmanların yüksek tansiyon hastalarına meyve ve sebzeden zengin beslenerek bol potasyum almalarının yararlı olacağını düşündürttü. Nitekim, yapılan karşılaştırmalı bir araştırma bu prensip üstüne kurulu ‘D.A.S.H.’ diyetinin yüksek tansiyona ilaç kadar etkili olduğunu gösterdi.

Hücreler potasyum dolu

Hücrelerin içinde bol olan potasyum (K) hücre dışı bölümde çok azdır. Sodyum (Na) için durum tam tersidir. Hücre duvarlarında potasyumun ve sodyumun girip-çıkması için özel kapılar vardır. Bazı kapılar kendine açılır bazıların da giriş-çıkışa yardım edenler vardır. Bu iki maddenin hem yeterli hem de dengede olması sağlık için çok önemlidir.

Vücudumuzdaki hücreler bitişik tarlalar gibidir. Her tarlanın bir duvarı vardır. Ve hücreler arasında az da olsa bir miktar su bulunur. Buna hücreler arası sıvı denir. Bu sıvıda bolca sodyum, çok az potasyum yer almaktadır. Hücrelerin içinde ise bolca bulunan potasyumdur, sodyum çok azdır. Hücrenin içiyle dışı arasında, sıkı kurallarla düzenlenmiş bir alışveriş sürer, gider.  Çoğu zaman sodyumun girdiği yerden potasyum çıkar, potasyumun girdiği yeri sodyum terk eder. Potasyumla sodyum arasındaki hassas denge bozulacak olursa vücudun düzeni allak bullak olur. Sinirler beynin yolladığı uyarıları gerektiği gibi taşıyamazlar, kalbin elektrik sistemi yoldan çıkar, kasların kasılmasında sorunlar oluşur.

İkisini de idare eden böbrek

Böbrek üstü bezinden salgılanan “Aldesteron” hormonu böbrek süzgeçlerini etkileyerek sodyum ve suyun idrarla atılmasını azaltır, potasyumun atılmasını ise kolaylaştırır. Sıkı bir denetim altında süren bu işlemler için hücrelerdeki özel kanallar ve pomplara kullanılır. Sistemin her hangi bir parçasının aksaması potasyum dengesini bozar.

Yemeklerle aldığımız potasyumun ihtiyaç fazlası böbrekler tarafından idrarla atılır. Böbrekler vücutta sodyumu tutmak için çok güç sarf ederler. Buna karşılık, potasyumu idrara bırakmakta o kadar eli sıkı değillerdir. Çifte standart denilebilecek bu durumun neden olduğunu anlamak için bir kaç yüz bin yıl öncesine gitmek gerekir.
İnsanoğlunun evriminde erken dönemde yaşadığı koşulların etkili olduğu biliniyor. Tuzun yani sodyumun kolay bulunmadığı, bu nedenle kolay bırakılmaması gerektiği için böbrekler bu yönde beceri kazandılar. Potasyum doğada bol ve rahat ulaşılabilir meyve ve sebzelerden kolayca elde edildiği için böbrekler “aman idrarla fazla potasyum atılmasın” diye bir gayret içine girmediler.
Özellikle son yarım yüzyılda alt üst olan beslenme düzeninde, sodyumu bol potasyumu kıt olan işlenmiş karbonhidrat ve hazır besinler yaygınlaştı.
Ülkemizde de yaşanan bu beslenme değişiminde, böbrekler ellerinden geleni yapsalar da bir çoğumuzun sodyum potasyum dengesinde hafif ama olumsuz yönde aksaklıklara yol açtı. 

Ne az, ne de çok olmalı

Bu resimde olan ve olmayan birçok sebze, meyve, işlenmemiş tahıl ve ette bol miktarda potasyum vardır. Hazır besinlerde, işlenmiş karbonhidratı bol ürünlerde potasyum çok daha azdır.

Kan testlerinde potasyum normal sınırlar içinde olsa da potasyumdan fakir beslenmenin hücre içindeki miktarının azalmasına yol açtığı biliniyor. Uzun dönemde yüksek tansiyonun yanı sıra kalp krizi, inme riskinin artmasında hafif de olsa bu azalmanın rol oynadığı düşünülüyor.
İdrar söktürücü ilaçlara dikkat: Vücuttaki potasyumda ciddi düşüşler olması ender değildir. Bunun birçok nedeni vardır. Şiddetli bulantı, kusma, aşırı terleme de potasyum kaybına yol açabilir.
Yüksek tansiyonu veya kalp yetersizliği olanların tedavisinde kullanılan ilaçların başında idrar söktürücüler gelir. Ödem denilen vücutta su birikmesi, bacaklarda şişmeyle kendini gösteren durumlarda da bu ilaçlar çok işe yarar. Ama, çoğunun önemli bir yan etkisi vardır. Artan idrarla vücuttan bolca potasyum da atılır. Bu nedenle doktorlar bu ilaçları verirken ya potasyum hapı verirler ya da başka önlem alırlar. Yine de idrar söktürücü alanlarda potasyum düşüklüğü sıkça görülür.
Vücutta potasyumun azaldığını anlamak kolay değildir. Yorgunluk ve halsizlik ilk belirtilerdir. Kas zayıflığı bacaklarda başlar giderek tüm vücuda yayılır. Kandaki potasyumun azalması sinirlerde uyarı iletimini yavaşlattığı ve kas kasılmasını zayıflattığı için bu belirtiler ortaya çıkar.
En korkulan etki kalp üstüne olandır. Kalp hücrelerini düzenli olarak uyararak kasılmayı başlatan elektrik akımının doğuşu ve yayılması için potasyum gereklidir. Azalınca bu düzen bozulur kalp atımında düzensizlikler ortaya çıkar. Tıpta ‘aritmi’ denilen bu durum kan potasyumunun çok düştüğü durumlarda öldürücü ritim bozukluklarına neden olabilir. 

Fazlası öldürür:

 Böbrekler iyi çalışmazsa vücuttaki fazla potasyum idrarla atılamayacağı için kandaki düzeyi yükselir. Böbrekler normal çalışsa bile potasyumun atılmasını önleyen ilaçlar da bazen aynı sonucu doğurabilir. Bu nedenle yüksek tansiyon tedavisinde çok yaygın olarak kullanılan ‘ACE’ baskılayıcı aileden veya benzeri etki yapan ilaçları veren doktorlar tedavinin başlangıcında kandaki potasyum düzeyini ölçerek normal sınırlarda kaldığından emin olmak isterler. Çoğu zaman potasyum yüksekliğinin ilk belirtisi kalbin çok yavaş ya da çok hızlı atmasıdır. Gidişat zamanında fark edilmezse ölüme kadar giden sonuçları olabilir.
Kanda potasyum çok yükselirse acil bir durum olarak ele alınır ve derhal damardan verilen ilaçlarla düzeltilmeye çalışılır. Bazen diyaliz uygulamasıyla vücuttaki fazla potasyumu almak gerekebilir. Yükselme hafif veya orta derecedeyse tedavi altta yatan sorunu bulup çözmeye odaklanır.

 

Etiketler