İnsanlar Nasıl Bu Kadar Acımasız Olabiliyor

15 Kasım 2017

Sözde düşünen, ahlak ve vicdan sahibi, kibar ve sosyal bir canlı olan insan nasıl oluyor da sadist, sapık ve acımasız bir canavara dönüşüyor?

Bu deney; tehdit, can güvenliği, namus gibi insanı suça iten gerçek nedenler olmaksızın toplum içinde kamufle olmuş, işinde, gücünde görünen insanların bile kolayca nasıl sadist, acımasız ve duygusuz birer sapığa dönüştüğünü göstermesi açısından da önemlidir.

‘’RYTHM 0’’ adlı deneyde; bir kadın cansız manken gibi sabit bir şekilde, etrafındakilere hiç tepki vermeden hareketsiz duracak şekilde planlanmıştır. Bunun yanı sıra gösteriyi izlemeye gelenlerin seçimine bırakılmış şekilde, bir masa üzerine birçok farklı eşya ve materyal yerleştirdi. Bu masada çiçekten çikolatalı keke, zincirden bıçağa kadar her türlü rastgele eşya bulunuyordu."

6 saat sürecek bu performans boyunca kadın, tıpkı cansız bir obje gibi pasif kalacaktı. Ancak 6 saat sürecek bu performans korkunç sonuçları ortaya çıkarması açısından çok dikkat çekici ve önemli bir deneydir.

"İlk başlarda izleyiciler oldukça nazik ve iyi niyetliydi. Kimisi masadaki gülleri kadının eline veriyor, kimi ona kek yediriyor bazıları ise saçlarını okşuyor onunla tokalaşıyordu. Ancak aradan zaman geçtikçe ve performans uzadıkça işin rengi değişmeye başladı."

"İlk olarak izleyicilerden biri kadına hafif bir tokat attı. Kadının gerçekten de hiçbir reaksiyon vermediğini fark eden topluluktan bazıları kadına daha sert bir biçimde vurmaya başladı. Az önce kadının elini sıkan, ona gül uzatan insanlar karşılarında gerçekten savunmasız birinin olduğunu kavradıklarında şiddet eğilimi göstermeye başladılar. Ancak olaylar bununla da sınırla kalmadı."

"Bazıları kalemlerle kadının alnına boynuna yazılar yazmaya başladılar. Bunların ardından cinsel tacizler başladı." "Bazıları kadının kalçalarını, göğüslerini sıkıştırıyor, kimi onu öpüyor kimi ise yalayarak tükürüyordu! Sonunda kalabalık, kadının üzerindeki eşyaları makaslarla parçalayarak onu çırılçıplak bıraktı."

"Ancak bununla da yetinmediler. Kalabalıktan biri kadının karnını bıçakla çizdi ve diğerleri de bundan cesaret alarak onu takip etti. Elbiselerini parçaladıktan sonra, kadının her tarafını bıçaklarla çizmeye ve kadını belli belirsiz bıçaklamaya başladılar." "Boyun kısmına çizik atarak kanamasını sağladıktan sonra burada kan emenler bile oldu. Bunun ardından kadını sağa sola cansız manken gibi taşıdılar bu esnada defalarca taciz ettikleri kadına, kalabalıktan bir adam masa üzerine yatırıp tecavüz etmeye çalıştı!"

Yazının devamı...

Obesif-Kompülsüf Bozukluk (Takıntılar)

15 Kasım 2017

Temelinde yüksek kaygı bozukluğunun bulunduğu, sürekli tekrarlanan ve yinelenen düşünce ve davranışlarla kendini gösteren bir hastalıktır.

Bu kişiler kontrol edemedikleri endişe, korku ve kaygılar yüzünden içsel bir huzursuzluk ve gerginlik yaşarlar ve bu içsel huzursuzluktan kurtulmak için yinelenen ritüeller şeklinde bazı düşünce ve davranışları tekrarlayan şekilde yapma gereği hissederler.

Bu tekrarlanan düşünce ve davranışlar içsel huzursuzluğu ve gerginliği gidermeye yönelik olarak yapılır ama her yapılan ve tekrarlanan düşünce ve davranış bir sonra ki krizi besler ve bu şekilde sürekli tekrarlanan davranış ve düşünce kısır döngüye neden olur.

Elini yıkadığı zaman mikroplardan korunacağını düşünerek ellerini yıkayan ve rahatlayan kişi, kısa bir süre sonra aynı davranışı tekrar etme gereksinimi duyar ve bu şekilde bir kısır döngü oluşur.

Bu şekilde devam eden OKB döngüsü durdurulamaz ve tedavi edilmez ise kişinin tüm vaktini almaya ve artık günlük işlerini dahi yapamaz hale gelmesine neden olacak boyuta kadar ilerleyebilir.

Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler saplantılarının ve takıntılarının gerçek dışı veya manasız olduğunun farkında olmasına rağmen tekrarlamaktan ve bunları düşünmekten kendini alıkoyamaz.

En Yaygın olarak görülen kompülsüf davranışlar

• Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama

Yazının devamı...

İntihar veya Cinayetler Öncesi Verilen İpuçları

29 Ağustos 2017

Evli bir adamın sevgilisi tarafından öldürülmesi olayı; sanki başka hiçbir sorunumuz yokmuş gibi günlerdir gündemi nasıl meşgul ettiğini hep birlikte izliyoruz.

Olayın magazinsel boyutu, aralarında ne yaşandı, neden öldürdü gibi işin perde arkası beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor;

Ancak bir psikolog ve adli bilirkişi olarak yaşanan cinayet ve intihar olayının psikolojik boyutunu analiz etmeye ve değerlendirmeye çalışacağım.

İntihar edecek veya etmeyi düşünen, planlayan kişilerin gerek yakınlarıyla, arkadaşlarıyla konuşmalarında, gerekse sosyal medya hesaplarında yaşadıkları sorunlarla ve intihar düşünceleriyle ilgili genelde gizli, şifreli, ama zaman zamanda açık bir şekilde mesajlar vermeleridir.

Bu aslında; ‘ Bana yardım edin, beni duyun, benimle ilgilenin’ çağrısıdır.

Hiç kimse akşamdan sabaha intihar edecek duruma gelmez; sorunlar birikir, çareler tükenip çözülemeyecek duruma gelir işte o zaman insanlar çaresizliği hissetmeye başlar, yani yaşama dair ümitler bittiği noktada, gelecekle ilgili beklentiler tükendiği aşamada Yaşar Kemal’ in dediği gibi ‘İnsan düşleri öldüğü gün ölür’ ve o aşamadan sonra intiharı kurtuluş olarak görmeye başlar.

Elbette bir kişinin ölümle, intiharla ilgili mesajlarını anlayabilmek veya okuyabilmek için o kişiyi yakından tanıyor olmak, onun ne demek istediğini, kime gönderme yaptığını, kime muhtaç olduğunu, kime seslendiğini ve yaşadıkları olayları bilmek gerekir, bunu da ancak o kişiyi yakından tanıyan ve hikâyesini bilen kişiler anlayabilir, şifreleri çözebilir.

Son yaşanan cinayet ve intihar olayında Filiz Aker’in yeğeninin yaptığı açıklamalarına ve şahsın sosyal medya hesaplarına baktığımızda bu olay açık açık ‘geliyorum’ demiş ve daha ne kadar açık bir mesaj verebilirdi ki?

Yazının devamı...

YGS ÖNCESİ SINAV STRESİ - KAYGISI VE BAŞ ETME YOLLARI

1 Mart 2017

Sınav öncesi dönemde pek çoğumuzun kaygılı ve stresli olması normal bir sonuçtur. Sınav öncesinde, çocuklar bundan sonraki yaşamlarını şekillendirecekleri önemli bir dönemi yaşamaktadır. Sınavı kazanıp kazanmamak bundan sonraki hayatı ve atılacak adımları belirleyecektir. O nedenle çocuklar kaygılanmakta haklıdır, fakat böyle bir durumda kaygılanarak kendini engellemek yerine derslere çalışmak daha mantıklı bir seçenek olmasına ve herkesin bunu bilmesine rağmen birçok öğrencinin başaramadığı nokta burasıdır,

Bunu nasıl başaracaksınız?

Kendimizi kötü veya iyi hissetmek çoğu zaman bizim elimizdedir. Kötü bir olayı düşünerek veya olumsuz düşünerek kendimizi istediğimiz kadar üzgün, karamsar ve içinden çıkılamayacak halde hissedebiliriz. Bu bir seçenek.

Diğer seçenek ise; canınız sıkıldığında, kendinizi yetersiz hissettiğinizde, neden mutsuz ve olumsuz düşünerek kendimizi iyice karamsarlığa itmek yerine mutlu olduğumuz veya olumlu anılarımızı düşünmüyoruz. Olumlu anıları düşünerek şu anımızı da olumluya çevirebiliriz. Sadece olumlu geçmiş anılar değil, gelecekle ilgili olumlu ve pozitif, hoş düşünmekte yaşadığımız anı olumlu yapacak ve bizi rahatlatacaktır.

Sınavların bizde stres yaratmasının sebeplerinden biri arz ve talep arasındaki dengesizliktir. Yani çevremizdekilerin veya kendimizin bizden beklentileri ile ilgilidir. Beklentileri karşılayamama endişesi; stres kaynağıdır.

Ama burada yapılan en büyük hata kendi değerimizi tamamen sınavın sonucuna göre derecelendirmek ve sınavı anlamı dışında bir anlam ve değer yüklemektir.

İnsanı oluşturan tek kriter sınav başarısı mıdır? İnsanların gözünde tek özelliğiniz sınavlarda aldığınız notlarımıdır? Başarılıysan becerikli, mükemmel ve değerlisin, başarısızsan beceriksiz, değersiz bir insansın!

Yazının devamı...

Daha Uzun ve Daha Sağlıklı Bir Yaşam

4 Şubat 2017

Ortalıkta bir bilgi kirliliğidir gidiyor. “Şu meyve kansere iyi geliyor, bu sebze şekeri düşürüyor, paketlenmiş gıdalar kanser yapıyor, margarin kalp-damar hastalıklarına neden oluyor… “

Her gün buna benzer yüzlerce haber…

Hangisi doğru, hangisine, kime inanacağımızı şaştık!

İkinci dünya savaşından sonra silah ve savaş ekonomisinden astronomik karlar elde eden ‘küresel sermaye’ kendine yeni pazar ve yatırımlar ararken; yönünü ilaç ve gıda sektörü başta olmak üzere yeni alanlara çevirmiştir.

Bugün tüketmekte olduğumuz paketlenmiş ve hazır gıdalarla birlikte, yine bugün kullandığımız ilaçların büyük bir bölümü ikinci dünya savaşından sonra üretilmeye başlamış ve piyasaya çıkmıştır.

Kısaca bugün tükettiğimiz hazır ve işlenmiş gıdaların neredeyse tamamı ve bugün kullanılan ilaçların büyük çoğunluğu ikinci dünya savaşından önce yoktu.

İnsanların alışkanlıklarını, özellikle yeme alışkanlıklarını ve damak tatlarını değiştirmek çok kolay değil ve bu nedenden dolayı da bu yeni ürünler piyasaya çıkar çıkmaz insanlar tarafından kapışılmadı, kabul görmedi, benimsenmedi;

İşte bu aşamada devreye bu global şirketlerin desteklediği, finanse ettiği reklam ve pazarlama şirketleri, bilim adamları, araştırma laboratuvarları, doktorlar hatta siyasetçiler girerek; insanların o güne kadar alışık olmadıkları bu ürünleri kullanması teşvik edildi, buna inandırıldı.

Yazının devamı...

Biraz Hayvan Olalım

29 Ocak 2017

Nasıl bir toplum haline geldik? Maalesef insanlar tarafından işkence görmüş, katledilmiş bir hayvan haberine rastlamadan gün geçmiyor artık.

Elbette herkes hayvanları sevmek zorunda değildir; kimi korkuyor, kimi hastalık kapacağını düşünüyor, kimi sevmiyor olabilir, bu o kişilerin tercihidir ve saygı göstermek durumundayız.

Ama hayvanları sevmeyen veya onlardan bir şekilde rahatsız olan insanların da unutmaması gereken ‘’ Hayvanları sevmek zorunda olmadıkları ama onların yaşam hakkına saygı göstermek zorunda olduklarıdır’’

İnsanlar diğer canlılara göre daha zeki olabilir ve bu zekaları sayesinde dünyaya hakim olabilirler ama bu, dünyanın sadece insanlara ait olduğu anlamına gelmez. Nasıl her insanın yaşam hakkı, temel haksa; hayvanlarında yaşam hakkı en az biz insanlar kadar vardır.

Doğada yaratılan her hayvanın yaşama hakkı olmasının ötesinde, bir yaradılış amacı da vardır. Doğa her şeyi mükemmel bir dengeyle yaratmıştır, fakat kendini dünyanın efendisi sanan insanoğlunun bitip bitmek bilmeyen hırsı yüzünden her geçen gün bu denge bozulmaktadır.

İnsanların artık şehirlere sığmayıp dağlardan ormanlara kadar hayvanların doğal yaşam alanlarına girmesinin ve işgal etmesinin ötesinde, bir de son elli yılda tarım alanlarının bilinçsizce ilaçlanması, gübrelenmesi, zehirlenmesi gibi nedenler yüzünden birçok hayvan türü yok olmaya başlamıştır, hayatta kalabilen birkaç hayvan da, insanların ‘vurun kahpeye’ mantığı yüzünden katledilmeye çalışılmaktadır.

Aslında insanoğlu bencilce hırsı yüzünden bindiği dalı kesmeye, dünyamızı yok etmeye çalışmaktadır.

Bir Kızılderili atasözü kadar bu durumu daha iyi anlatan bir söz olamazdı sanırım.

Yazının devamı...