‘Roma’dan Sevgilerle’

Roma Türk Filmleri Festivali film gösterimleri ve söyleşilerle hayli yoğun geçti.

Başlık Woody Allen’ın 2012 yapımı aynı ismi taşıyan filminden. Geçtiğimiz hafta Yunus Emre Enstitüsü’nün daveti üzerine Roma Türk Filmleri Festivali’ne katıldım. Festivalin konuğu dünyaca ünlü yönetmenimiz Nuri Bilge Ceylan’dı.

Daha önce defalarca Roma’ya gitmiş olmama rağmen her seferinde Roma’da yeni bir şey keşfetmek mümkün. Çünkü Roma da İstanbul gibi tarihiyle insanı büyülüyor ve her iki şehre dair her şeyi bilebilmek imkansız. Bu bilinmezlik ve sürprizler insana yeni keşifleri için imkan sağlıyor.

‘Roma’dan Sevgilerle’


Bu seferki Roma ziyaretimin ilk durağı Maxxi oldu. 21. yüzyıl sanat müzesi Maxxi’de “Gio Ponti- Mimarlığı Sevmek” başlıklı sergiyi gezdim. Ölümünden 40 yıl sonra mimar, tasarımcı, sanat yönetmeni, yazar, şair, eleştirmen ve çok yönlü sanatçı Gio Ponti’nin ağırlıklı olarak mimari yaklaşımını ele alan sergiyi beğendim.
Ayrıca “On the Spritual Matter of Art” (Sanatın Ruhsallığı Üzerine) başlıklı küratörlüğünü Bartolomeo Pietromarchi’nin üstlendiği sergi de dikkatimi çeken bir diğer sergiydi.

Roma Türk Filmleri Festivali ise hayli yoğundu. Officina delle Arti Pier Paolo Pasoloni Sanat Okulu’nda Nuri Bilge Ceylan öğrencilerle buluştu. Türk sineması üzerine bir kitap da kaleme alan Giovanni Ottone’nin sorularıyla başlayan söyleşi daha sonra öğrencilerin Ceylan’a yönelttiği sorularla devam etti. “Ahlat Ağacı” filminin ardından izleyicilerin sorularını yanıtladı Ceylan. Cuma akşamı saat 21.00 civarında biten bir filme göre seyircilerin yoğun ilgisi etkileyiciydi. Çok az röportaj veren Nuri Bilge Ceylan’ın sanat yaklaşımına dair ipuçları bulmak için her iki etkinlik de benim için önemliydi. Ama en önemlisi Roma Yunus Emre Enstitüsü’nde diğer gazetecilerle beraber yaptığımız sohbet eşine az rastlanır bir samimiyetteydi. Hürriyet kültür-sanat editörü İhsan Yılmaz, Anadolu Ajansı kültür-sanat editörü Bünyamin Yılmaz ve TRT 2’de yayımlanan “Sanat Hayat” programının yapımcısı Ümmü Gülsüm Erdoğan’ın bulunduğu sohbette Ahmet Uluçay’la olan dostluğundan, genç sinemacılarla olan ilişkisine kadar birçok konuda konuşma imkanı bulduk. Nuri Bilge Ceylan’la festival süresince yapılan söyleşilerde benim en çok dikkatimi çeken bir izleyicinin “Benim yalnız ama güzel ülkeme adıyorum” sözünü hatırlatarak, “Siyaset üstü sorumak istiyorum. Biz neden yalnızız?” sorusuna verdiği yanıt oldu. Ceylan “Ben bütün hayatım boyunca kendimi yalnız hissettim. Bu Türk olmakla, orada yaşamakla ilgili bir şey değil. Benim ruhum öyle. Her zaman yabancı hissediyorum kendimi. Aklı başında her insanın da öyle hissetmesi gerekir gibi geliyor. Dünya öyle bir şey bununla baş etmeye çalışıyorum. Sanat da benim için en önemli bir katalizör oldu. Suç olarak algıladığım farklılıklarıma katlanabilmemi sağladı. Yabancılık hissetmem baki” diyerek aslında sadece kendi halet-i ruhiyyesini değil sanatını da açıklamış oldu.

Şimdiye kadar 30 ülkede Yunus Emre Enstitüleri tarafından düzenlenen Türk Filmleri Festivalleri’ne yaklaşık 100 bin izleyici katılmış. Dikkate değer bir rakam. Ayrıca bu festivallere yönetmenlerin bizzat davet edilmesi, sinemaseverlerin, sinema eleştirmenlerinin, sinema öğrencilerinin bu kişilerle bire bir görüşebilmesinin ülkemizin tanıtımı açısından büyük önemi olduğunu düşünüyorum.

Yunus Emre Enstitüleri’nin ilk kurulduğu dönemdeki atıllıktan uzaklaştığını görmek, sadece Türkçe öğretmeye değil Türkiye’yi sanat üzerinden tanıtmaya çabaladıklarını fark etmek “soft power”ın öneminin kavranmış olduğunu idrak etmek benim için mutluluk vericiydi. Umarım Yunus Emre Enstitüleri daha çok ülkede, daha etkin ve bulundukları ülkenin yereline daha fazla temas ederek faaliyetlerine devam eder.