AB ile ilişkilerde aynı nakarat

Boğaziçi Konferansı, Türkiye AB-ilişkilerini görüşmek amacıyla iki tarafın üst düzey yetkililerini, diplomatlarını, akademisyenlerini ve yazarlarını bir araya getiren kurumlaşmış bir forumdur. British Council, AB Türkiye delegasyonu ve TESEV’in ortaklaşa düzenlediği bu yılki 7. konferansa Türkiye’den Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, AB İşlerinden Sorumlu Bakan Egemen Bağış, AB tarafından da dönem başkanı Belçika Dışişleri Bakanı Steven Vanacker, İngiltere Dışişleri Bakanı David Lidington ve AB Komiseri Stefan Fülle başta olmak üzere birçok önemli isim katıldı.
Daha önceki Boğaziçi Konferanslarına katılmış birisi olarak, bu yılki toplantıda Türkiye’nin üyelik perspektifi ile ilgili söylenenlerin, daha önceki toplantılarda dinlediklerimizden pek farklı olmadığını söyleyebiliriz.
Örneğin İngiliz ve Belçika Dışişleri Bakanları Türkiye’ye sabırlı ve kararlı olmalarını tavsiye etti, AB Komiseri, Türkiye’yi “geleceğin anahtarını açıp yürümeğe “davet etti.
Türk tarafının bu sözlere verdiği karşılık, iki tarafın pozisyonları arasındaki uçurumu gözlerin önüne serdi. Örneğin sabır ve kararlılık konusunda Bağış, Türkiye’nin “45 yıldır beklediğini” hatırlattı, ancak yola aynı kararlılıkla devam edeceğini belirtti.

Sıfır ilerleme
Bütün bu sözler, müzakere sürecinde ve tam üyelik perspektifinde, yakın bir gelecek için somut, umut verici bir işaret bulunmadığını gösterdi.
Evet, Türkiye’nin süreci hızlandırmak için daha çok şey yapması gerekiyor. Bunlar konferansta bir kez daha hatırlatıldı. Her ne kadar Anayasa referandumu olumlu karşılandıysa da, hayata geçirilmesi beklenen başka pek çok reform var.
Ama bunlar olursa, AB kapıları açılacak mı? Tam üyelik gerçekleşecek mi? Bu bağlamda bir tarih verilecek mi?
Bu konuda kimse net ve bağlayıcı bir şey söylemiyor. Kaldı ki, müzakere sürecinin geleceği dahi karanlık. Bloke edilen (yani açılamayan) fasıllar öyle durdukça, ilerleme olamaz tabii. Halen açılabilen 3 fasıl var sadece. Bunlar görüşüldükten sonra ne olacak?
Kulislerde konuştuğumuz AB yetkililerine göre, Kıbrıs engeli kalkarsa, pek çok fasıl “debloke” edilecek. Bu engel nasıl kalkacak? Komiser Fülle, konuşmasında Türkiye’nin daha önce söz verdiği gibi Rumlara limanlarını açmasını istedi. Ankara bunun ancak Türk tarafına uygulanan ambargonun kaldırılmasıyla mümkün olacağını söylüyor. Oysa AB Parlamentosu (AP) geçen hafta KKTC ile “direkt ticaret”in aleyhinde bir karar aldı. Bu durumda Kıbrıs engelinin kalkması olasılığı oldukça zayıf.

Tek yenilik
Bu saydıklarımızdan dolayı, AB ile müzakere süreci askıya alınabilir mi? Anlaşılan bunu kimse göze alamıyor. Yani ne AB, ne de Türkiye bu sürecin kesilmesine, yani iplerin kopmasına razı değil. Avrupalı analistler de AB’nin böyle bir “lükse” sahip olmadığı kanısındalar.
Bunun önemli bir nedeni de Türkiye’nin “yükselen profili”dir. Bu konferansta da gördük ki, AB yetkililerinin gözünde Türkiye’nin artan siyasi rolü, gelişen ekonomisi gibi faktörler nedeniyle, değeri bir hayli artmış bulunuyor. İngiliz ve Belçikalı bakanlar bu nedenle Türk dış politikasındaki son değişiklikleri, doğal ve Avrupa için de yararlı saydıklarını belirttiler. Hatta özellikle bölgesel konularda Türkiye ile yakın bir diyalog ve işbirliğinin kurulmasını istediler.
Bu tutum, Boğaziçi Konferansı’nda Avrupalı yetkililerde gözlediğimiz belki de tek yenilik. Türkiye-AB ilişkileri ve üyelik perspektifi konusunda söylenenler ise, eski nakarat!