Güç gösterisiyle diplomasi (2)

16 Ağustos 2019

Geçen cuma günkü yazımızda, Türkiye ile ABD arasında Suriye’de Fırat’ın doğusunda güvenli bölgenin kurulması konusunda bir anlaşmaya varılmasında Ankara’nın uyguladığı güç gösterisi stratejisinin önemli bir rol oynadığını belirtmiştim.

Nitekim sınır bölgesinde büyük bir askeri yığınak yapmasının ve TSK’nın her an bir operasyona girişmeye hazır olduğunu açıkça göstermesinin, diplomatik çabaları ve müzakereleri etkilediği görüldü. ABD prensipte Türkiye’nin bir “barış koridoru” kurulması fikrini benimsedi ve bu müzakerelerde varılan mutabakatın ilk aşaması şimdi hayata geçiriliyor. Ortak harekât merkezi Şanlıurfa’da kuruluyor. Türk insansız hava araçları (İHA’lar) Fırat’ın doğusundaki bölgede uçuyor. Barış koridoruyla ilgili diğer askeri-teknik detayların (örneğin bölgenin derinliğinin) müzakeresi halen devam ediyor. Bu görüşmeler devam ederken, TSK sınırda gerekirse her an harekete geçmeye hazır durumda bekliyor, Türk liderler bu konudaki kararlılık mesajını açıkça beyan ediyor.

Yani Ankara, diplomasiyi askeri güç gösterisiyle yürütme stratejisini uygulamaya devam ediyor.

***

Türkiye aynı stratejiyi Doğu Akdeniz Kıbrıs cephesinde de uyguluyor.

Kıbrıs Rum Yönetimi’nin adanın güneyinde giriştiği doğal gaz sondajlarına karşılık Ankara, KKTC’nin açıklarında benzer bir faaliyet başlatmış durumda. Bu çalışmalar Türk donanmasının himayesinde yapılıyor. Yani güç gösterisiyle karşı tarafa açık bir mesaj veriliyor.

Aslında Türk tarafı, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynaklarının keşfi ve kullanımı çalışmalarının ada Türkleri ve Rumları tarafından müştereken yapılmasını istiyor. KKTC Başkanı Mustafa Akıncı’nın bu konuda yaptığı öneri, Rum Yönetimi’nce reddedildi. Bu durumda Türk tarafının sondaj faaliyeti devam ediyor.

Rum Yönetimi bu çalışmaları engellemek için uluslararası platformda büyük çaba harcıyor. Son olarak AB’den Rumları destekleyecek bir karar çıktı. Ancak Ankara bu kararı ciddiye almadığı gibi,

Yazının devamı...

Güç gösterisiyle diplomasi

9 Ağustos 2019

Türkiye ile ABD arasında önceki gün Kuzey Suriye’de Fırat’ın doğusunda bir güvenli bölgenin kurulmasına ilişkin varılan mutabakat, diplomasinin bir başarısı olarak kayda geçecektir.

İki ülke arasında bir süreden beri gerginlik yaratan bu konuda son günlerde yapılan yoğun müzakereler sonunda nihayet bir uzlaşma sağlanmış ve meselenin askeri bir harekât yerine barışçıl yoldan halli için ortak bir strateji belirlenmiştir.

Bu anlaşmanın Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır bölgesinden yığınak yaptığı ve her an harekete geçmeye hazır duruma geldiği bir sırada gerçekleşmesi dikkat çekicidir. Ankara’nın bu güç gösterisiyle kararlılığını ortaya koymasının diplomatik çabaların sonuç vermesinde ve mutabakatın sağlanmasında etkin bir rol oynadığı açıktır.

***

Bu mutabakatın anlam ve önemini, ve de olası sonuçlarını şöyle özetleyebiliriz:

1) Türkiye açısından müzakerelerde varılan sonuç, önemli ölçüde Ankara’nın isteklerini ve amaçlarını karşılıyor. Fırat’ın doğusunda Güvenli Bölge, nihayet kuruluyor. Ancak bölgenin coğrafi yapısı ile ilgili detaylar ABD ile daha konuşulacak ve birlikte belirlenecek.

2) Önemli olan, PYD/YPG’nin oluşacak olan bu bölgeden nasıl arındırılacağı ve ellerindeki silahların nasıl alınacağıdır. Türkiye için tehdit oluşturan unsurların etkisiz hale getirilmesi buna bağlıdır.

3)

Yazının devamı...

Esnek eksen politikası

6 Ağustos 2019

Türk dış politikasında bir “eksen kayması” var mı? Daha açık bir deyişle, Türkiye giderek Batı’dan uzaklaşıyor ve Rusya’nın yörüngesine mi giriyor?

Bir süreden beri özellikle Batılı çevrelerde bu konuda yapılan tartışmalar, son bazı gelişmelerin ışığında yeniden hareketlendi.

Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemini almasının yarattığı gerginlik, bu gelişmelerin başında yer alıyor. Özellikle ABD’nin şiddetle karşı çıktığı bu Türk-Rus askeri işbirliği konusunda Ankara’nın sergilediği tavır, bu “eksen dağınıklığı”nın açık bir işareti olarak görülüyor. Batı basınındaki yorumlarda, bu vesileyle Türkiye’nin yıllardan beri Batı ile mevcut olan bağlarının zayıfladığı, buna karşılık Ankara’nın Rusya’ya giderek yaklaştığı belirtiliyor. Nitekim son zamanlarda

Türkiye jeostratejik ve askeri alanlarda Rusya’ya yaklaşırken, çeşitli bölgesel meselelerde ABD ve genel olarak Batıdan farklı (hatta zıt) pozisyonlar ortaya koymuştur.

***

Bu gelişmeler gerçekten Türk dış politikasında bir “eksen değişikliği” olduğu sonucunu çıkarmaya yeter mi?

Aslında resmi ağızların belirttiği gibi, temelde Ankara’nın dış politikasında bir “sapma” yoktur. Türkiye NATO üyeliğinde, AB ile üyelik hedefinde, Batı ile bağlarını sürdürmekte ısrarlıdır. Bazı meselelerde farklı görüşleri savunmak Batı’dan kopmak ve bir başka gücün eksenine kaymak anlamına gelmez.

Ancak gerçekçi olmak gerek. Ankara artık eskisi gibi, tüm dış konularda,

Yazının devamı...

Kıbrıs sorununda değişen şartlar

26 Temmuz 2019

KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile Kıbrıs Rum Kesimi lideri Nikos Anastasiadis’in 9 Ağustos’ta Lefkoşa’da bir araya geleceklerine ilişkin haber, ilk bakışta, umut verici bir gelişme.

Böylece iki yıldan beri kesik olan Kıbrıs müzakerelerinin başlatılması için BM Genel Sekreteri’nin harcadığı çabalar, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arama faaliyetinin yarattığı gerginliğe rağmen, bir sonuç vermiş bulunuyor.

Ancak BM’nin Kıbrıs temsilcisinin evinde gerçekleşecek olan bu “gayri resmi” buluşma, esas müzakerelerin yolunu açmaya yönelik bir “görüşmeler için görüşmeler” niteliğindedir. Yani amaç, müzakerelerin bundan sonra hangi kıstas ve esaslar ile yapılacağını tartışmak ve buna göre yeni yol haritasını belirlemektir.

Eğer bu konudaki konuşmalarda bir ilerleme kaydedilirse, BM Genel Sekreteri’nin niyeti, eylül ayında BM Genel Kurulu toplantıları sırasında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin de katılımıyla beşli bir konferans düzenlemektir.

Kısacası, Akıncı-Anastasidis buluşması, Kıbrıs sorununa çözüm arama süresinin başlangıcı olabilir. Yeter ki müzakerelerin şartları ve esasları üzerinde yeni bir ortak yaklaşım ortaya çıksın...

***

Akıncı-Anastasidis buluşması, Kıbrıs ile ilgili birtakım yeni şartların meydana geldiği bir zamanda gerçekleşmiş olacak.

Türkiye açısından Kıbrıs sorununu yaklaşımı etkileyen iki önemli gelişme var. Bunlardan biri, gerek Ankara’da gerekse KKTC’de, çözüm konusundaki temel tutum değişikliğidir. Başka bir deyişle, Türk tarafı artık açık bir şekilde, “iki ayrı devlet” modelini savunmaktadır.

Yazının devamı...

Çok yönlü ilişkiler

23 Temmuz 2019

ABD’nin Türkiye ile F-35 ortaklığını askıya almasından sonra, sıra ekonomik ağırlıklı yaptırımlara gelecek mi?

Washing- ton’dan bu konuda gelen haberler zihinleri karıştırıyor. Bir yandan özellikle Kongre’den yaptırımların uygulamasını isteyen sesler yükseliyor, yönetime yakın bazı çevreler de buna destek çıkıyor. Diğer yandan Başkan Trump Türkiye’ye gösterdiği anlayışını sürdürüyor ve yaptırım uygulamak taraftarı olmadığı mesajı veriyor.

Son günlerde Amerikan basınındaki yazılar konunun Türkiye ile ilgilenen çevrelerde bir hayli tartışılmakta olduğunu ve yaptırımlar meselesinde bir karar aşamasına gelinmediğini gösteriyor.

Yapılan analizler, Temsilciler Meclisi’nden ve Senato’dan böyle bir karar çıksa dahi, Trump’ın bunu uygulamaya koymayacağı, kendi yetkisini kullanarak erteleme yoluna başvuracağı yönündedir.

***

Türkiye’nin F-35 programının dışında tutulması kararına rağmen, Washington’da yapılan resmi açıklamaların Ankara ile ilişkilere ve iş birliğine verilen değeri vurgulaması dikkat çekicidir. NATO’nun da katıldığı bu görüşe göre, bu ilişkiler sadece F-35’ten ibaret değildir. Yani daha geniş çerçevede, karşılıklı çıkarlar bu ilişkileri vazgeçilmez bir hale getirmektedir.

Aslında bu Türkiye’nin ABD ve NATO, yani genel tabiriyle Batı ile ilişkileri için de geçerlidir. Kuşkusuz ABD ile anlaşmazlıklar (en son F-35 olayında olduğu gibi) bir infial ve gerginlik yaratıyor. Ama madalyonun öbür tarafında ABD ile ilişkilerin büyük önemi var. Ankara bu bağları koparmak, sırtını Batı’ya çevirmek ve denge politikasının avantajlarını kaybetmek lüksüne sahip değildir.              

***

Yazının devamı...