ABD neden hareketsiz?

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, CNN muhabiri Christiane Amanpour’a verdiği söyleşide, ABD’nin Suriye meselesinde sergilediği “inisiyatif eksikliği”nden yakındı ve bunun nedeninin seçimler olabileceğini söyledi. “Kimse bunun sebebini açıklamış değil; bu belki seçimlerden dolayıdır” diyen Başbakan sonuçta ABD’den beklenenlerin gerçekleşmediğini belirtti...
Washington’un Suriye krizinde daha atak davranmamasının nedeni genelde ülkenin şimdi seçim sürecinin içinde olmasına bağlanıyor. Yani Başbakan’ın “belki” diyerek dile getirdiği görüş oldukça yaygındır.
Gerçekten de, ABD yönetimi, siyasetçiler, medya ve kamuoyu, bu seçim kampanyasında gündeme gelen ekonomi ve diğer öncelikli iç sorunlar varken, Suriye ile (ve dış politika konuları ile) pek ilgilenmiyor.
Suriye konusundaki bu hareketsizliğin veya “inisiyatif eksikliği”nin başlıca nedeni ülkenin seçimlere odaklanması olmakla beraber, bunda Obama yönetiminin ve Amerikan kamuoyunun geniş bir kesiminin bu işe fazla bulaşmak istememesinin de önemli payı var.
* * *
ABD’de seçimler olmasaydı, Başkan Obama’nın bu meselede daha enerjik hareket etmiş olabileceği düşünülebilir. Ama bir yere kadar. Örneğin o takdirde ABD, Suriye’ye karşı bir askeri müdahale gerektiren herhangi bir karar almayı göze alır mıydı? Bir “uçuşa yasak bölge”nin kurulmasına fiilen katılır, buna öncülük yapar mıydı? Bu uğurda kendi askerlerinin hayatını tehlikeye düşürmeye, Rusya ve İran ile sürtüşmeye razı olur muydu?
Bir kısım Amerikalı analist, Obama Yönetimi’nin yeni askeri serüvenlere girişmek istemediğini, (daha önce Libya’da görüldüğü gibi) “istekli müttefikleri”ni desteklemekle yetindiğini, yani “arka koltukta” oturarak rol oynamayı tercih ettiğini söylüyorlar.
Aslında ABD’de özellikle düşünce kuruluşlarında ABD’nin bu meselede nasıl bir rol oynaması gerektiği epey tartışılıyor. Açıkçası çoğu stratejist, Washington’un kendi çıkarlarını da tehlikeye düşürebilecek şekilde, fazla öne çıkmamasından yana görünüyor. En büyük kaygıları da, ABD’nin gözle görülür bir askeri müdahalesinin, Arap ve İslam dünyasında ters tepkilere yol açmasıdır.
* * *
Başkanlık seçimleri kampanyası, işte Washington’da böyle tereddütlerin hakim olduğu bir zamana rastlıyor. Bu ortamda Obama Yönetimi, seçim gündemini değiştirip Suriye krizini ön plana çıkarmakta ve hele askeri riskler de içeren “inisiyatifler” almakta hiçbir yarar görmüyor. Bunun yerine sadece “Esad gitmeli” demekle ve daha aktif davranmaya hevesli olan ülkeleri (Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye) “teşvik etmek”le yetiniyor.
Bu tutum, seçimlerden sonra değişebilir mi?
Genelde söylenen şey, bu durumun (yani hareketsizliğin) Başkan’ın seçileceği 6 Kasım’a kadar devam edeceğidir. Sanki sonra yeni seçilen Başkan aniden bu tutumu değiştirecek ve aktif olarak devreye girecek. Bu mümkün mü?
Aslında ABD’de Başkan kasımda seçilir, ama görevine ancak ocakta başlar. Dolayısıyla 6 Kasım’ın ertesi günü bir değişiklik söz konusu değil. Ocaktan sonra olabilir mi? Tabii bu da (1) kimin Başkan olacağına, (2) “değişiklik”ten (veya “inisiyatif”ten) neyin kastedildiğine bağlı...
Başkanlığa kimin seçileceği konusunda şu anda kesin bir şey söylemek doğru olmaz. Bu haftaki anketler, Obama’ya çok az bir avantaj (çoğu anket bir veya iki puan) öngörüyor.
Eğer Cumhuriyetçi aday Mitt Romney seçilirse, Suriye konusunda nasıl bir politika izleyeceği hiç belli değil.
Geçen hafta Florida’daki kurultayda Romney 4 bin kelimelik bir konuşma yaptı, dış politikaya sadece 100 kelime ayırdı! Bu birkaç sözcük arasında Suriye yoktu bile!
Belki önümüzdeki günlerde kampanya kızıştıkça, Romney ile Obama’nın Suriye hakkındaki düşünceleri ve planları daha net ortaya çıkar. Belki diyoruz, çünkü iki aday için de Suriye öncelikli, ivedi bir kampanya konusu değil. Olsa da, seçim kürsüsünden söylenenlerin fazla bir “kıymeti harbiyesi” olmadığı, bir gerçektir...