Arabulucu olmak şart değil

İlk bakışta garip görünebilir: Hamas da Türkiye’nin arabulucu olmasını istemiyor...
Gazze’ye giden muhabirimiz Burcu Karakaş’a verdiği demeçte Hamas sözcüsü Dr. Sami Abu Zuhri’ye göre, böyle bir arabuluculuğa ihtiyaç yok. Onun deyişiyle Hamas ile El Fetih arasında birliğin sağlanması için “Mısır zaten aktif rol oynuyor”. Filistinlilerle İsrail’in arasını bulmaya gelince, bu da gereksiz, çünkü “Hamas’ın İsrail’i tanıması söz konusu değil”... Türkiye’de bazıları bu açıklamayı yadırgayacaktır. Hamas kendisine bu kadar yakınlık gösteren ve destek veren Ankara’nın arabuluculuğuna nasıl olur da karşı çıkar?
Bunun nedenini anlamak zor. Ama bu arabuluculuğa soğuk bakan, sadece Hamas değil. Daha önce El Fetih’ten de benzer sesler geldi. Dışişleri Bakanı Riad el Malik de Batı Şeria’daki yönetimin Türkiye’nin arabulucu olmasını istemediğini söyledi... İsrail’den de bu türden tepkiler geldi: Uluslararası İlişkiler Bakanı Tuval Steinitz ve Adalet Bakanı Tzipi Livni Türkiye’yi arabulucu rolünde görmek istemediklerini açıkladılar...

Bozulmaya değmez...
Bu haberler Türkiye’de her nedense bir hoşnutsuzluk, hatta kızgınlık yaratıyor. Sanki Türkiye’nin arabuluculuğuna karşı çıkanlar, bölgesel bir aktör olarak iyi niyetle aktif rollere soyunmak isteyen Türkiye’yi küçük düşürüyorlar...
Bu iki bakımdan yanlış bir algı.
1) Her şeyden önce, Türkiye’nin Ortadoğu barış sürecinde bir “arabulucu” olarak devreye gireceği doğru değil. Bu konuda resmi hiçbir beyan yok. Bu söylentiler ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin İstanbul’da son yaptığı görüşmelerden sonra yayıldı. Oysa Kerry’nin istediği şey, Ankara’nın özellikle Hamas üzerindeki etkisini kullanarak Ortadoğu müzakere sürecinin başlatılmasına yönelik ABD’nin yeni diplomatik girişimlerine katkıda bulunmasıdır. Yani “arabulucu” değil, bir nevi “kolaylaştırıcı” rolünü oynamasıdır.
2) Türkiye arabulucu olamıyor veya böyle bir misyon yüklenmesi istenmiyor diye komplekse kapılmaya hiç gerek yok. Bazılarının böyle bir hisse kapılması, herhalde Türkiye’nin rolü hakkındaki abartılı beyanlardan ve bunun yarattığı yüksek beklentilerden kaynaklanıyor.
Tabii ki Türkiye Ortadoğu’nun en güçlü ve etkin aktörlerinden biridir. Oynadığı ve oynayabileceği birçok roller vardır. Ama bu ille arabulucu olmayı gerektirmez. Arabulucu olarak kabul edilmeyince de bozulmaya değmez...

Yardımcı aktör
Birkaç yıl önce Hükümet, büyük bir hevesle Balkanlardan Ortadoğu’ya ve Orta Asya’ya kadar uzanan geniş coğrafyadaki birçok uyuşmazlıklarda, arabulucu olarak devreye girmişti. O zaman da yazdığımız gibi, “arabuluculuk, Türk diplomasisinin adeta bir sektörü” olmuştu.
Aslında Türkiye elinden geleni yaptı, takdir de gördü; ama ne yazık ki bu çabaların çoğundan sonuç çıkmadı...
Şimdi Ortadoğu müzakere süreci için Türkiye’nin devreye daha çok bir “kolaylaştırıcı” veya “yardımcı aktör” olarak girmesi şansı var. Ancak bunun için öncelikle tüm taraflarla iyi ilişkiler içinde olması, mümkün olduğu kadar nötr davranması ve güven kazanması gerekir.