Asya açılımı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen cuma günü Tacikistan’ın başkenti Duşanbe’de düzenlenen “Asya’da İş Birliği ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı”na katılması, Türk dış politikasında yeni bir Asya açılımının işareti sayılıyor.

Rusya’dan Çin’e, Hindistan’dan İran’a kadar belli başlı Asya ülkelerinin liderlerinin katıldığı bu zirve, uluslararası platformda giderek yükselen “Asya varlığı”nı gözlerin önüne sermiş oldu.

Bu varlığı mümkün kılan birçok özellik var.

Bunlardan biri coğrafyadır. Yüzölçümü itibarıyla Asya, bir ucu Avrupa’ya, diğer ucu Pasifik kıyılarına kadar uzanan dev bir kıtadır.

Nüfus olarak da Asya, dünyanın en kalabalık iki ülkesi (1.4 milyarlık Çin ile 1.3 milyarlık Hindistan’ı) kapsamaktadır.

Bu kıta petrol, doğal gaz ve kıymetli madenler bakımından da çok zengin bir ekonomik potansiyele sahiptir.

Asya’nın nüfusu kadar, nüfuzu da dikkat çekicidir. Rusya ve Çin, giderek çok kutuplu bir düzene doğru gitmekte olan dünyanın etkin güçlerindendir.

Askeri bakımdan da Asya’daki dört ülke (Rusya, Çin, Hindistan ve Pakistan) nükleer silahlara sahiptir.

Nihayet siyasi bakımdan son zamanlarda, Asya’da da birleşme ve entegrasyon yönünde bazı hareketler başlamıştır. Şanghay işbirliği grubu bunun bir örneğidir.

***

Bu çerçevede, Duşanbe Zirvesi, Asya’da iş birliği ve güvenliği sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.

Aslında Asya ülkelerinin kendi aralarında da anlaşmazlıkları ve hatta çatışmaları vardır. Hindistan-Pakistan sürtüşmeleri gibi. Yani bölge içinde de tam bir uyum yoktur. Ancak özellikle bazı meseleler karşısında kolektif bir tutum almak arzusu, Duşanbe zirvesinde resmi beyanlarda dile getirilmiştir.

Bu yönde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, sürpriz bir çıkışla, Asya’da NATO gibi kolektif bir savunma yapılanması fikrini ortaya atmıştır. Şimdiki koşullar bir Asya NATO’sunun gerçekleşmesine müsait görünmekle beraber, Çin’in bu konuyu gündeme getirmesi ilginç bir gelişmedir.

Türkiye’nin Duşanbe Zirvesi’ne en üst düzeyde katılması, Asya’daki bu gelişmelere özel bir ilgi göstermesinin sonucudur. Bunu Erdoğan’ın dönüş yolunda uçakta gazetecilere verdiği demeçte, çok boyutlu dış politika vizyonuna dair söylediklerinin ışığında değerlendirmek gerek. İktidar bu bağlamda Asya açılımına önem veriyor ve bunu bölgesel ve küresel rolünün bir parçası sayıyor.

Asya’nın özellikleri dikkate alınınca, çok boyutlu ve daha bağımsız bir dış politika izlemek çabasını gösteren Ankara’nın bir “Asya açılımı”na girişmesini doğal karşılamak gerek. Üstelik bu kıtada, Türkiye’nin soydaşı olan Orta Asya ülkelerine duyulan yakınlık da göz önünde tutulunca...

***

Birkaç yıl önce, Türkiye’nin AB üyeliği konusunda düş kırıklığına uğradığı günlerde, Türkiye’nin AB’den vazgeçip Şanghay grubuna girmesi çok tartışılmıştı. Sonradan bunun AB’ye bir alternatif olmadığı dikkate alınınca bu fikir gündemden düşmüştür.

Dün olduğu gibi bugün de Türk dış politikasında önemli olan, yeni bağlar kurulurken, mevcut olanları koparmak değil, gerçekçi ve dengeli bir şekilde bütün bu ilişkileri yürütmektir.

Yeni ilişkiler o zaman bir “artı değer” ifade eder...