Avrupa nereye gidiyor?

Avrupa Birliği’nin (AB) yasama organı olan Avrupa Parlamentosu (AP) için üye ülkelerde 5 yılda bir yapılan seçimler genelde sönük geçer. Ama bu kez öyle olmadı. Dört gün boyunca, 28 üye ülkede gerçekleşen bu seçimler epey hareketli geçti ve daha yüksek bir katılımla oldukça büyük ilgi gördü.

Bu ilginin nedeni, Avrupalıların kendi beka ve istikballeri konusunda bir hassasiyet göstermeye başlamalarıdır.

Buna yol açan, göç sorunundan Brexit çıkışına kadar çeşitli nedenler var. Brexit demişken, İngilizler bu kararı verdikten sonra, AB’den ayrılma hareketine başka AB üyelerinin de katılacağından korkulmuştu. Böyle bir “domino etkisi” görülmediği gibi, Britanya’nın deneyimi çoğu üye ülkelerde kötü bir örnek sayıldı. AB’ye karşı olan partiler dahi şimdi AB’nin yeniden yapılanmasını savunmayı yeğliyorlar.

Şaşırtan sonuçlar

Seçim sonuçları, AP’nin 40 yıldan beri ilk kez kabuk değişmekte olduğunu ortaya koydu. Şimdiye kadar bu geniş mecliste merkez sağ ve merkez sol partiler çoğunluğa sahipti. Yani ılımlı ana akım hâkim durumdaydı. Şimdi 751 sandalyeli parlamentoda bu partiler çoğunluğu kaybetti: ama gene de parlamentoda birinci güç pozisyonunu koruyabildi. Dolayısıyla, çoğunluğu sağlamak için başka partilerle bir nevi koalisyon kurması ve onlarla uzlaşması gerekecek. Neyse ki seçim sonucu yeşillerin ve liberallerin böyle bir koalisyona katılabilecek güce kavuştuklarını gösteriyor.

Aşırı sağcı partilere gelince, onlar bazı ülkelerde güçlü bir varlık gösterdiler: Örneğin İtalya, Fransa, Avusturya, Macaristan, Polonya gibi... AP’de de geçmişe göre milletvekillerinin sayısı çok daha fazla. Ama farklı ideolojik eğilimleri olan aşısı sağcı, milliyetçi popülist partilerin AP’de bir ittifak kurup kuramayacakları belli değil.

Ne değişecek?

Şimdi AP’de ortaya çıkan tablo, aslında Avrupa’nın bir değişim süreci içinde bulunduğunu gösteriyor. Bunda özellikle genç kuşağın çağımızın şartlarına göre seslerini duyurmalarının da önemli etkisi var.

Seçim sonuçlarından anlaşılan şu ki temelde çoğunluk, AB’nin dağılıp yok olmasını istemiyor, ama mutlaka günün ihtiyaçlarına daha iyi cevap verecek şekilde kendisini yenilemesini talep ediyor.

Gene bu sonuçlara göre, yukarıda saydığımız ülkelerde, aşırı milliyetçi, ırkçı, radikal bir akım giderek güç kazanmış bulunuyor. Bu gelişme, Le Pen ve Salbini gibi bu akımın öne çıkan liderlerine, AP platformunda bir blok oluşturmak umudunu veriyor. Tabii bunu Avrupa değerleri ve amaçları açısından bir tehdit olarak görenler de çoktur.

Bu seçimler Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerde yeşillere güç olarak ortaya çıkma fırsatını verdi. Bu da gerileyen sola karşılık, yeşillerin sadece ekolojik alanda değil, politik ve sosyal alanda da daha çok söz sahibi olacağını gösteriyor.

Bu yeni trendler Fransa’dan Yunanistan’a kadar bazı üye ülkelerde iç politika değişikliklerine ve hatta erken seçimlere yol açacak gibi gözüküyor.