Sami Kohen

Sami Kohen

skohen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande dün son Paris saldırısında hayatlarını kaybeden güvenlik mensuplarının cenaze töreninde yaptığı konuşmada, bir kez daha İslam dininin ve Müslüman dünyasının, “fanatik cihatçılar”la ilintili olmadığını vurguladı. Konuşmasında, “Charlie Hebdo” dergisine ve “Kaşer” markete saldıran teröristler için “İslamcı” ve benzeri herhangi bir sıfat kullanmamaya özen gösteren Fransız lideri, teröristleri “saldırgan” diye tanımlamayı tercih etti...
Almanya Şansölyesi Angela Merkel önceki gün Alman topraklarında yaşayan (ve sayısı 4 milyonu bulan) Müslümanların “Almanya’nın bir parçası” sayıldığını belirtti. Alman lideri son günlerde verdiği demeçlerde de İslam ile terörizmin hiçbir şekilde ilintili olmadığını vurguladı.
Diğer Avrupa ülkeleri liderleri de Paris saldırısından sonra gündeme gelen İslam ile terör arasındaki ilinti konusunda, Hollande ve Merkel’inkine benzer kesin ve net bir tavır sergilediler.
Sadece “saldırgan”
Diğer bir deyişle, Avrupa’nın yönetim kadroları sözde İslam adına terör eylemlerine girişen örgütlerin ve şahısların, İslam dinini ve değerlerini hiçbir şekilde temsil etmediklerinin bilinci içindeler. Bu nedenle konuşmalarında “saldırgan” veya “terörist” sözcüğünün önüne Müslüman kimliklerini belirtmemeye de özen gösteriyorlar. Dolayısıyla bu saldırıların faturasını Müslümanlara çıkarmalarının söz konusu olmadığı açık.
Maalesef bu yanlış algıyı yaratanlar, aslında giriştikleri saldırılar esnasında dini kimliklerini yüksek sesle açıklayan ve bu eylemlerini de dini davaları için gerçekleştirdiklerini söyleyen teröristlerdir.
İslam makamlarına düşen görev bu saldırganların İslam dini ve değerleriyle ilgisinin olmadığını dünyaya anlatmaktır. Fransa’daki “dayanışma yürüyüşü”ne katılan on binlerce Müslüman’ın terör saldırılarını kınaması Avrupa kamuoyuna doğru mesajı iletmiş oldu.
Protestoya karşı
Paris saldırısının Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinde İslamofobi’yi körükleyip körüklemeyeceği sorusu çok tartışılıyor.
Aslında böyle bir akım bir süreden beri var. Bunun en canlı örneği Almanya’da aşırı milliyetçi PEGIDA hareketinin Dresden kentinde başlattığı yürüyüşlerdir. Almanya’nın çeşitli yerlerine yayılan bu protestolar, hükümet çevrelerinin yanı sıra Alman halkının geniş kesimini de rahatsız etti. Nitekim geçenlerde Almanya çapında yapılan gösterilerde PEGIDA protesto edildi, kınandı... Dün gece Berlin’de düzenlenen “dayanışma ve din özgürlüğü” gösterilerine Şansölye Merkel de katıldı.
Almanya’daki bu örnekte görüldüğü gibi, kamuoyunun geniş kesimi İslamofobi’yi reddediyor, İslam’ı terör eylemlerinden ayrı tutuyor, dini hoşgörüyü ve entegrasyonu savunuyor.
Tabii ki Almanya’da ve diğer birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağın -ve ırkçı kesimin- bir yükselişi var. Nedenleri ne olursa olsun, bu gerçek çok kaygı vericidir. Böyle düşünenler geniş toplum içinde marjinal bir kesim oluşturuyorlar da...
Ancak Merkel, Hollande ve diğer Avrupalı liderler seslerini yükseltmeye devam ederlerse, bu akım etkisiz hale getirilebilir.