Barış rüzgarı...

Barış rüzgarı...

Sami KOHEN

KÖRFEZ'den söz etmiyoruz. Maalesef Körfez'de barış değil, savaş rüzgarları esiyor.
Ama Türkiye'nin içinde bulunduğu bir başka bölgede, Ege'de, hafif bir esinti var. Bu, gerginlik bulutlarını dağıtır ve uzlaşma ufkunu açar mı, bilemiyoruz; ama etrafın karardığı şu sırada, bu dahi hoş bir beklenti...
Tabii bu umudun gerçekleşmesi, Atina'nın Dışişleri Bakanı İsmail Cem'in sunduğu 5 maddelik pakete vereceği yanıta bağlı.
İlk bakışta, Yunanlılar Cem'in önerilerinin Türkiye'nin Türk - Yunan uyuşmazlıkları konusundaki temel görüşlerini yansıttığını, yani yeni bir unsur içermediğini düşünebilirler. Tek tek tüm maddeler üzerinde Yunanistan'ın karşı görüşlerini ifade edebilirler (Yunan sözcüsünün yaptığı gibi).
Bunun böyle olması, yani bu aşamada iki tarafın bilinen görüşlerini koruması doğal. Zaten bu yüzden, sürtüşme ve gerginlik oluyor. Ve bunun içindir ki Türkiye, Yunanistan'a "gelin bunları konuşalım ve halletmeye çalışalım" diyor. Ege sorunlarının tanımlanması için bir çalışma başlatılsa, Madrid deklarasyonu daha bağlayıcı bir andlaşmaya dönüştürülse, güven arttırıcı önlemler alınsa, "akil adamlar" toplansa, iki bakan en kısa zamanda bir araya gelse, fena mı olur? Bunu yapmanın bir zararı var mı?
* * *
TÜM dikkatlerin Körfez üzerinde toplandığı bir sırada, Cem'in Yunanistan'a zeytin dalını neden uzattığı sorulabilir. Bakan'ın bize söylediği şu: "Samimi olarak söylüyorum, son zamanlarda Ege'deki gerginlik beni çok kaygılandırıyor. Dalaşmanın kazaen bir çatışmaya yol açabileceğinden korkuyorum. Bu duruma bir an önce son vermek gerektiğine inandığım için bu girişimde bulundum"...
Geçenlerde Yunan Dışişleri Bakanı Pangalos da bize Yunanistan'ın Ege'deki gerginliğin giderilmesini istediğini belirtmiş söylemiş ve bu arada gerekirse tüm meselelerin Lahey Adalet Divanı'na götürülebileceğini söylemişti. Pangalos'un "Milliyet"te çıkan demeci, Batı başkentlerinde yeni umutlar yaratmış, Almanya'yı ziyaretinde Cem'e Kinkel ve Holbrooke bundan cesaret aldıklarını bildirmişti...
Şimdi de Türkiye'nin yeni girişimi ABD, AB ve NATO boyutlarını da kapsadığı için, bu merkezlerin sempatisini kazanıyor.
Umarız Simitis hükümeti de, bu "barış atağı"nı iyi değerlendirir ve karşılıksız bırakmaz...

SÜRPRİZ payını mahfuz tutmak kaydı ile, yarın Güney Kıbrıs'ta yapılacak seçimlerin ikinci turunu, Glafkos Klerides'in kazanacağını söyleyebiliriz.
Aslında ilk turda tutucu DİSİ'nin 80 yaşındaki lideri Klerides, Komünist AKEL ve sağcı DİKO partisinin desteğine sahip 60 yaşındaki bağımsız rakibi Yorgo Yakovu'nun azıcık (yüzde yarım oranında) gerisinde kalmıştı. Ama şimdi öyle görünüyor ki, Klerides az bir farkla da olsa, Yakovu'nun önüne geçecek ve Cumhurbaşkanlığı görevini bir dönem daha sürdürecektir.
Klerides'in kazanma şansını artıran, ilk turda yüzde 10.6 oranında oy alarak "kilit adam" haline gelen Sosyalist EDEK lideri Vassos Lisarides'in, taraftarlarını "serbest" bırakmasıdır. Böylece hem EDEK'in, hem de Klerides'i destekleyeceklerini bildiren diğer 4 adayın oylarının önemli bir kısmı Cumhurbaşkanına kayacak...
* * *
KKTC açısından bunun anlam ve önemi nedir?
Bazı Kıbrıs Türk gözlemciler "hiç farketmez, Glafkos da kazansa, Yorgo da kazansa, aynı" diyor.
Bir bakıma doğru. İki adayın da Kıbrıs'ın geleceğine ilişkin görüşleri, hemen hemen aynı. Amaç adanın "birleşmesini" sağlamak, Türk tarafını müzakerelere zorlamak ve AB üyeliğini garanti etmektir.
Halen varılan noktada, bu tutum, KKTC yönetimince reddediliyor. Denktaş için iki kesimli federal çözüm, artık geride kalmıştır. Ona göre çözüm ancak ayrı iki devlet gerçeğine dayanarak gerçekleşebilir.
Böylece iki taraf arasında uçurum şimdi daha derinleşmiş bulunuyor. Bu da, adayları aynı çizgiye getiriyor. Bu bakımdan seçim sonucu, fazla bir şey değiştirmeyecek. Olsa olsa, seçim sonrası dönemde, daha çok Türk tarafına yönelik dış baskılar artacak...


Yazara EmailS.Kohen@milliyet.com.tr