Bu tırmanma nereye varır?

Şimdi bütün dünya, ABD’nin İranlı komutan Kasım Süleymani’yi öldürmesinden sonra, İran’ın bunun intikamını almak için karşı eylemini ne zaman, nerede ve nasıl gerçekleş- tireceğini büyük merak ve endişeyle soruyor.

Kesin bilinen şey, Tahran yönetiminin, bütün itidal çağrılarına rağmen, bu suikasta karşı hareketsiz kalmayacağı, hatta İranlı liderlerin demeçlerine göre, misillemenin çok sert ve kapsamlı olacağıdır.

Bu hemen şu günlerde olabilir veya İran bunu, karşı tarafı daha çok yıpratmak için, zamana yayabilir, yani daha ileride yapabilir.

Hedef, Irak’taki, Körfez’deki ve bölgedeki ABD askeri tesisleri, ekonomik kurumları, diplomatik temsilcilikleri, Amerikan yetkililer olabilir. Hedefleri arasında İsrail yer alabilir: Suudi Arabistan veya Arap Emirlikleri de... Ve belki de akla gelmeyen başka yerler, başka hedefler...

İran’ın karşı saldırısı farklı şekillerde olabilir. Askeri operasyonlardan sabotaja ve suikasta kadar her türlü eylem olabilir.

Yani sizin anlayacağınız, İran’ın misillemesi tahmin edilebilen veya edilemeyen bütün opsiyonlara açık.

İntikamın intikamı

İran intikam eylemini gerçekleştirdikten sonra, ABD de hareketsiz kalmayacak, o da bunun intikamını almaya kalkışacaktır. Başkan Trump bu misillemenin hatta orantısız şekilde yapılacağı tehdidini açıkça dile getirdi. İran vurabileceği 35 hedeften söz ederken, ABD de 52 hedeften bahsetti.

Yani İran’ın bir şekilde Süleymani’nin katline karşılığını verdikten sonra, bütün dünya bu kez ABD’nin İran’a karşı müdahalesini aynı merak ve endişeyle bekleyecektir.

Bu şiddet kısır döngüsünün o andan sonra durdurulması daha zor, hatta imkânsız hale gelecektir.

İranlı General’e yapılan suikast gayri ihtiyari, Birinci Dünya Savaşı’na sebep olan Avusturya Veliaht Prensi’nin bir Sırp militanı tarafından vurulması olayını hatırlattı. Süleymani’nin öldürülmesi de böyle bir dünya savaşına yol açabilir korkusu canlandı.

Uzmanlar İran-ABD gerginliğinin büyük küçük bütün ülkeleri içine alan bir dünya savaşına neden olamayacağını belirtiyorlar. Ancak açıkçası, zaten bir nevi savaş olan İran-ABD çatışmasının, bütün Ortadoğu’ya yayılma olasılığı ciddi bir tehlike olarak ortada duruyor. Eğer İran’ın vuracağı hedefler arasında ABD üsleri vesaire dışında bir de İsrail, Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan gibi ülkeler yer alacaksa, gerçekten bu sınırları aşan, çok daha kapsamlı ve çok yıkıcı bir savaş olacaktır.

Kim “Dur” diyecek?

Bu tehlike nasıl önlenecek? Karşılıklı tehdit ve artan gerginlik ortamı içinde, Türkiye başta olmak üzere bazı ülkeler bu meselenin diplomasi yoluyla halledilebilmesi için devreye girdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan ilgili liderlerle görüştü, itidal tavsiye etti. Ama onun ifadesine göre de, şu ana kadar ne yazık ki bir sonuç alınmış değil. İran’dan da, ABD’den de intikam ve savaş çığlıkları yükselmeye devam ediyor.

Yarın Türkiye’ye gelecek olan Rusya Devlet Başkanı Putin ile Erdoğan arasında yapılacak görüşmelerde, İran-ABD krizinin nasıl durdurulacağı, ele alınması beklenen başlıca konulardan biri. Bütün zorluklara rağmen Türkiye ve Rusya’nın, Katar, Fransa gibi bazı ülkeleri de yanlarına alarak, ortak bir diplomatik girişimde bulunması, bunun BM desteğinde de yapılması, bütün dünya için felaket olacak bir bölgesel savaşı önlemek için şimdi en iyi yol olabilir. Bu en azından denemeye değer...