Sami Kohen

Sami Kohen

skohen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

15 Temmuz darbe kalkışmasına katılan 8 askerin Yunanistan’a kaçmasından sonra Ankara ile Atina arasında yapılan temaslardan, Türkiye’nin bu darbecilerin iadesi konusundaki talebini yerine getireceği izlenimi doğmuştu. En azından Yunan Başbakanı Çipras’ın sözleri böyle bir umut yaratmıştı...

Aylarca süren adli sürecin sonunda, Yunan Yüksek Mahkemesi’nin darbecileri iade etmemek konusundaki kararı, Türkiye’de büyük düş kırıklığına ve sert tepkilere yol açtı.

Çipras hükümetinin başta uyandırdığı izlenime karşılık, Yunan Yüksek Mahkemesi’nin aykırı bir karar vermesinin nedenini anlamak zor. Yargıçların gerekçesi, bu askerlerin iade edilmesi halinde, Türkiye’de dürüst bir şekilde yargılanmayacakları ve hatta idam edilebilecekleri gibi sübjektif bir faraziyeye dayanıyor. Aslında “Katimerini” gazetesinin de belirttiği gibi Yunan yargıçları bu kararı zararlı etkilerini bile bile “kendi itibar ve gururlarını korumak” amacıyla almışlardır...

Haberin Devamı

Gerginlik nedeni

Yunan yargıçlarının düşünceleri ve niyetleri ne olursa olsun, gerçek şu ki verdikleri karar iki ülke arasındaki ilişkileri bir kriz aşamasına soktu. Oysa son yıllarda, iki tarafın da harcadığı yapıcı çabalardan sonra, bu ilişkiler bir dostluk ve işbirliği dönemine girmişti.

Ankara bu konudaki tepkisini gösterdikten sonra, Atina’ya bu işi adli yoldan halletmek için bir şans daha verdi. Ama açıkçası bunu sağlamak için elindeki bazı baskı enstrümanlarını da devreye sokmaktan da çekinmedi. Örneğin pazar günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Akar ve kuvvet komutanları Kardak’a giderek bir güç gösterisinde bulundu... Yunan mahkemesinin kararından sonra üst düzey hükümet yetkilileri mültecilerle ilgili anlaşmanın iptalinin gündeme getirebileceği uyarısını yaptılar...

Arzulanmayan sonuçlar

Baskı veya misilleme için atılacak her adımın iki tarafın da -hatta bölgenin - zararına olacağı kuşkusuz. Örneğin mülteciler anlaşmasının iptali, Yunanistan’ın bu konudaki yükünü büsbütün ağırlaştıracağı gibi, bu, sığınmacıları da diğer Avrupa ülkelerini de olumsuz etkileyecektir.

Haberin Devamı

Aslında 15 Temmuz kalkışması, Türk dış politikasında belirleyici bir faktör haline gelmiştir. Ankara dış ülkelerin FETÖ konusuna yaklaşımlarını, onlarla ilişkilerinde bir kıstas olarak kullanmak zorunluluğunu duymaktadır.

Bunun örnekleri, ABD’den Almanya’ya ve Afrika ülkelerine kadar ortaya konan tavırlarla görülüyor.

Türkiye ABD’nin Gülen’i iadesi, Almanya’nın NATO üslerindeki 40 Türk subayının geri gönderilmesi, birçok Afrika ülkesinin de FETÖ’ye ait okulları kapatması konusundaki ısrarını, ikili ilişkilerin geleceğine bağlayarak sürdürmektedir.

Kuşkusuz bunda önemli olan, mevcut ilişkilere zarar vermeden istenen sonucun alınmasıdır.