Dış politikada Davutoğlu doktrini

Batı ülkelerinde öteden beri uygulanan bir sistem var: Dışişleri bakanları, yurtdışındaki büyükelçilerini periyodik olarak merkeze çağırır, onlara dış politika hedeflerini açıklar, ona göre talimat verir, onların görüş ve tavsiyelerini dinler.
Bizde bu tür toplantıların ilki iki yıl önce düzenlenmişti. Şimdi de Ankara’da 4 gün sürecek olan ikinci toplantı, dünyanın çeşitli yerlerinde görevli 200 büyükelçimizin katılımıyla yapılıyor.
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun önceki günkü açılış konuşması, sıradan bir sunum değildi. Konuşma, Bakan’ın akademik kariyeri döneminde geliştirdiği felsefi düşünceleri ve vizyonu ve şimdi de buna dayanarak belirlediği yeni dış politika hedeflerini ve yönelimini yansıtıyordu.
Bu konuşmayı, “Davutoğlu Doktrini”nin bir özeti olarak algılayabiliriz.
Bakan, büyükelçilere mesajlarını ve talimatlarını “stratejik derinlik” anlayışına dayalı vizyonu çerçevesinde vermeye özen gösterdi... Böylece dünyaya da bu doktrinin ana hatlarını duyurmuş oldu...

Ana hedefler
Davutoğlu’nun çarpıcı ifadelerle ortaya koyduğu temel görüşleri ve belirlediği hedefleri özetle şöyle sıralayabiliriz:
- Soğuk Savaş sonrası dünya -ve Türkiye- değişmiştir. Türk diplomasisi yeni şartlara uymalı.
- Türkiye, yeni bir düzen için duyulan ihtiyacın merkezinde. Coğrafyası, tarihi, deneyimiyle Türkiye’nin dünyada yeni şartların oluşumunda söyleyecek çok sözü ver.
- Türkiye birçok bölgede ve havzada yer alan ender ülkelerden biridir. Küresel düzenin kurulmasında rol oynayabilecek ve etkin olabilecek durumdadır. Artık Türkiye için “Hattı diplomasi yok, sathı diplomasi var”. O satıh da bütün dünyadır.
- Çevredeki krizler Türk diplomasisinin vizyonunu harekete geçirmesi için bir fırsat sayılmalıdır. Türkiye sadece askeri değil, “yumuşak gücü” ile kendisini gösterecek durumdadır.
- Türkiye’nin en büyük gücü demokrasisidir. Özgürlük ile güvenlik karşı karşıya konamaz.
- Cumhuriyetin kuruluşunun 100. yıldönümünde, yani “2023 yılındaki Türkiye” vizyonu şöyle: “AB üyesi olmuş, komşu ülkelerle güvenlik ve ekonomik havzalar halinde bütünleşmiş, bölgesinde düzen kurucu rolünü üstlenmiş, küresel alanda aktif, uluslararası örgütlerde belirleyici rol oynayan, dünyanın ilk 10 ekonomisi sırasına girmiş, güçlü, saygın bir Türkiye...”

İddialı misyonlar
Bakan bu arada büyükelçilere özgüvenle hareket etmeleri, dünyanın her yerinde dik durmaları ve diplomasi dili ile halk dilini bütünleştirmeleri gibi tavsiyelerde bulundu.
Kuşkusuz Davutoğlu’nun konuşmasının en önemli noktalarından biri, demokrasi ve özgürlüğe vurgu yapmasıdır. Zaten konferansın teması olarak da “Demokrasi, Güvenlik ve İstikrar” başlığı seçilmiştir.
Aynı şekilde AB vizyonunu vurgulaması ve bu yönde çabaların sürdürüleceğinin belirtilmesi, dış politikanın esas yönünü açıkça gösteriyor.
Bakan’ın Türk diplomasisinin küresel misyonuyla ilgili olarak dile getirdiği bazı düşünceler, fazla iddialı veya abartılı görünebilir. Davutoğlu çıtayı böyle yüksek tutmayı yeğliyor.
Ancak bunun hayata geçirilmesi için her şeyden önce Türkiye’nin içinde de, konferans başlığında ifade edilen demokrasi, güvenlik ve istikrarın tam olarak sağlanması gerekiyor. Bir de tabii, kendisinin de söylediği gibi, bütün bu misyonları layıkıyla yerine getirebilecek insan kaynaklarının, yani daha geniş ve nitelikli kadroların devreye sokulması şart....