Dış politikada S-400 etkeni

Türkiye’nin dışarıdan satın aldığı bir silahın ülkeye getirilmesi hiç bu kadar aleni ve şeffaf bir şekilde cereyan etmemiştir.

Genelde bu tür askeri işlemler tam bir gizlilik içinde yapılır veya olsa olsa kısa bir resmi açıklamayla geçiştirilir.

Rusya’dan S-400 hava savunma sisteminin alınmasıyla ilgili tüm gelişmeler -müzakere aşamasından malzemenin ilk teslimatına kadar- dünyanın gözü önünde gerçekleşti.

Özellikle sistemin ilk parçalarının uçakla Mürted hava üssüne nakli, Savunma Bakanlığı’nın sağladığı canlı görüntülerle ve teknik detaylarla herkese duyuruldu.

Bu istisnai şeffaflık ve başarılı “halkla ilişkiler” faaliyetiyle, dünyaya şu mesaj verildi: ABD’nin baskılarına, hatta tehditlerine rağmen, Türkiye S-400’leri almak ve operasyonel hale getirmek konusundaki beyanlarını hayata geçiriyor.

Bunun anlam ve önemi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin en ileri teknolojiye sahip bir hava savunma sistemine sahip olmasının da ötesinde, Ankara’nın kendi çıkarlarına uygun gördüğü bir hareketi bağımsız bir şekilde yapmak cesaretini göstermesidir.

Bu Türk dış politikasında eskisinden farklı bir davranışın ve yeni bir dönüm noktasının işaretini veriyor...

Nasıl karşıladılar?

Rus kargo uçaklarının S-400’lerin ilk teslimatını yapmak üzere Mürted hava üssüne indikleri gün, olayın dünya medyasında birinci haber olması, bunu birçok resmi beyanın ve yorumun izlemesi, bu gelişmelerin uluslararası platformda ne kadar önemsendiğini gösterdi.

Beklendiği gibi Batı’da yapılan değerlendirmeler genelde olumsuz oldu: Bunun askeri bakımdan Batı ittifakı için sakıncalar yaratacağı, siyasi bakımdan da Türkiye’nin Rusya’ya kayması ve Batı’dan uzaklaşması sonucunu vereceği öne sürüldü. İngiliz “Times” gazetesi, Ankara’nın davranışını Batı’ya bir “meydan okuma” diye nitelendirirken, Fransız “Le Monde” gazetesi de bu olayı Türk dış politikasında bir “sapma” olarak gösterdi.

ABD’den de olumsuz tepkiler daha çok Kongre’den ve Pentagon’dan geldi. Kongre’den daha önce de sözü edilen yaptırımlar lehinde sesler yükselirken, Beyaz Saray, en azından düne kadar, suskun kalmayı tercih etti. Başkan Trump’ın bu konuda nasıl bir tavır alacağı önümüzdeki günlerde belli olacak. Trump Osaka’da sergilediği tutum doğrultusunda hareket edip Kongre’ye ve Pentagon’a karşı çıkacak mı, yoksa iç politika nedeniyle geri adım atıp Türkiye aleyhinde bir tavır mı alacak? Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceği önemli ölçüde bu konuda yapılacak tercihe bağlı.

Oldu da bitti...

Aylardan beri tartışılan ve gerginliklere de yol açan S-400’ler meselesi, nihayet teslimat işlemiyle, noktalanıyor. Artık ABD’nin ve Batı’nın bu gerçeğe göre stratejisini ayarlaması gerekir. Akılcı tercih, Türkiye’yi Batı’dan daha da uzaklaştıracak hareketlerden sakınmaktır.

Türkiye açısından da önemli olan, çok yanlı, dengeli ve barışçı dış politika uygulamasını sürdürmektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın belirttiği gibi, S-400’lerin amacı savaşa hazırlanmak değil, barışı korumaktır. S-400’lerin esas amacının savunma ve caydırıcılık olduğu unutulmamalıdır. Bu diplomasiye alternatif olarak değil, ek bir etken olarak görülmelidir.