Dünyanın nükleer açmazı

KUZEY Kore’nin dün gerçekleştirdiği nükleer bomba denemesi, dünyayı ciddi bir ikilemle karşı karşıya getiriyor.
Nükleer silahların giderek yayılması karşısında ne yapmalı? Bu dehşet silahına sahip olmak üzere bulunan ülkelere karşı “zecri önlemler” mi almalı, yoksa onlarla “oturup konuşmalı” mı?
“Zecri önlem” derken, ekonomik yaptırımlardan siyasi izolasyona (hatta askeri müdahaleye) kadar birçok seçenek akla geliyor... “Oturup konuşma” derken de, ikili veya çok yanlı müzakerelerle anlaşmanın sağlanması kastediliyor.
Kuzey Kore’nin birkaç yıldan beri sürdürdüğü nükleer programına karşı uluslararası camia (askeri opsiyon dışında) her iki yöntemi de denedi. Yani bu ülkeyi dize getirmek için bir yandan baskılar, yaptırımlar uygulandı; diğer yandan da zaman zaman müzakereler, pazarlıklar yapıldı. Ama sonuç sıfır!
Şimdi bu yeni deneme karşısında, dünya gene aynı açmazla karşı karşıya...

“Atom Kulübü”ne adım adım...
ASLINDA Kuzey Kore, “Atom Kulübü”ne girebilmek için, ta 1980’lerden beri yoğun bir çalışma içindedir. İşe Rusya’nın yardımıyla kurduğu bir atom reaktörüyle başlayan Pyongyang yönetimi, nükleer silah üretecek duruma gelmek için, kendi gücüne dayanarak sessizce faaliyetini sürdürdü. Bunu yaparken başta nükleer silahların yayılmasını yasaklayan antlaşmaya (NPT) imzasını da attı.
1990’larda bu yolda epey mesafe kat ettikten sonra, Koreli yöneticiler uluslararası denetimcileri ülkeden çıkardılar ve antlaşmadan da çekildiler.
2006’da Kuzey Kore’nin ilk nükleer silah denemesi yapması, dünyayı şaşırtmadı, ama doğrusu şoke de etti. Bu kez ABD başta olmak üzere Güvenlik Konseyi üyeleri, Pyongyang’ı bu işten vazgeçirmek için müzakere yöntemine başvurdular. Korelilere muhtaç oldukları ekonomik yardımda bulunmayı vaat ettiler. Onlar da, Yongbyon’daki nükleer tesislerdeki faaliyeti durdurmaya razı oldular. Ancak bu anlaşma yürümedi. Kuzey Korelilerin kendi dillerindeki deyişiyle “Sevgili Önder” Kim Jong-il, ülkesini mutlaka “Atom Kulübü”ne sokmaya ve böylece kudretini göstermeye kararlıydı.
Nitekim dünkü denemeden sonraki resmi açıklamada, bu güç sayesinde “ülkenin, ulusun ve sosyalizmin korunacağı” şeklinde bir ifadenin kullanılması dikkati çekti.
Aslında Kuzey Kore bu denemedeki başarısıyla askeri kudretini olduğu kadar, teknolojik yeteneğini de gösterdi. Ülkenin kurucusu olan “Büyük Lider” Kim il-Sung’un “Cuçe” adını verdiği doktrinine göre her şeyi kendi öz güveni ve çabasıyla yapmaya çalışan Kuzey Kore’nin bu alandaki performansı elbet küçümsenemez. Ama aynı Kuzey Kore, dünyanın en katı komünist rejimi altında. Yirmi beş milyon Kuzeylinin  yaşam standardı çok düşük. Ülke hâlâ ciddi yiyecek sıkıntısı içinde...

Gücün garantisi
Ama Kim Jong-il rejimi için önemli olan, ne pahasına olursa olsun Kuzey’in bir güç olarak varlığının sürmesidir. Nükleer silah onun hem güvenliği hem de bu gücün bir garantisi sayılıyor.
Kuzey Kore’nin politikaları -ve hâlâ Güney Kore ile barış anlaşması imzalamamış olması- bu gücün tehlikeli bir şekilde kullanılabileceği korkusunu yaratıyor. İlginç olan husus, bu korkunun bizzat nükleer silahlara sahip “büyük devletler”de hâkim olmasıdır.
Uluslararası topluluk bu durumda ne yapabilir? Güvenlik Konseyi’nden olsa olsa sert tepkiyle karışık bir çağrı çıkabilir. Kuzey Kore daha önce bu tür kararlara kulak asmamıştı. Bu kez de herhalde asmayacaktır. “Zecri önlemler” daha önce de denendi, sonuç vermedi... Müzakere yöntemi için de aynı şey söz konusu... Geriye ne kaldı? Açıkçası fazla seçenek yok. Zaten açmazın nedeni de bu... Bu arada Kuzey Kore Atom Kulübü’ne doğru adım adım yürüyor.