Suudi Arabis-tan’daki “Saray Darbesi”nin önümüzdeki dönemde içte ve dışta ne gibi sonuçlara yol açacağına ilişkin sorulara kesin yanıt verebilecek kimse yok herhalde... İçte başlıca soru, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın hanedan mensupları dahil, geniş tasfiye ve gözaltına alma operasyonundan sonra, duruma tam hâkim olup olamayacağıdır. Veliahdın bu hamlesiyle, ülkede çok hassas yeni bir süreç başlıyor. Soruşturma ve yargı safhasında neler olabileceğini kestirmek çok zor. Saf dışı edilen prensler ve diğer nüfuzlu kişiler -ve onları destekleyen muhafazakâr kesim- nasıl bir tepki gösterecek? Dışta da zihinleri kurcalayan esas soru, S. Arabistan’ın rakibi İran ile çekişmesinin tırmanması tehlikesiyle ilgili. Riyad ile Tahran arasındaki “vekâlet savaşı”nın yeni alanlara yayılabileceğine dair işaretler var. Yemen’den sonra şimdi sıra Lübnan’a mı geliyor? Daha da kötüsü, Riyad ile Tahran arasındaki “Soğuk Savaş”ın bu kez bir “Sıcak Savaş”a dönüşmesi olası mı? Kuşkusuz bu iki taraf için de bir çılgınlık olur; ama gerilim böyle devam ederse her şey olabilir...

Tercihe gerek yok

Türkiye açısından, zaten Suriye ve Irak’taki olaylarla başı epey dertte iken, bölgede yeni krizlerin ve çatışma risklerinin ortaya çıkması, endişe verici...

Şu aşamada Türkiye’yi fazla etkileyecek veya zorlayacak bir durum olmamakla beraber, yukarıda belirttiğimiz “olabilecekler”i düşünerek ona göre stratejiler geliştirmek gerek.

Bu olaylar Ankara’nın S. Arabistan ve İran ile işbirliği içinde olmaya çalıştığı bir zamana rastlıyor. Türkiye’nin jeopolitik ve ekonomik çıkarları, her iki ülke ile de iyi ilişkilerin devam etmesini ve onların kendi aralarındaki sürtüşmelerde taraf tutmamasını gerektiriyor. Diğer bir deyişle, Ankara kendisini bu süreçte iki taraf arasında bir “tercih” yapmak zorunda hissetmemeli ve bu duruşunu, kendi diplomatik girişimleri için bir fırsat olarak kullanmalıdır...

Diplomasi için fırsat

Suudi Arabistan’la İran arasındaki çekişmenin bir “mezhepsel” (Sünni-Şii rekabeti) boyutu var. Bir de bölgenin bu iki ülkenin “nüfuz alanını genişletmek” için giriştikleri kavga boyutu var...

Türkiye’nin gerek kendi iç siyasal yapısı, gerekse temel dış politika çizgisi bakımından, bu çatışmalara bulaşmaması çok önemli. Özellikle bu kavgaların dış güçleri de işin içine çekme tehlikesinin büyük olduğu bir ortamda...

Aslında bu durum Türk diplomasisinin “aktif bir tarafsızlık” stratejisi geliştirmesi için bir fırsat oluşturuyor. Ankara iyi ilişkilerini sürdürdüğü sürece her iki tarafı çatışmadan alıkoymak için devreye girebilir ve “kolaylaştırıcı” bir rol üstlenebilir.

Şimdiki şartlarda bu başarılması zor, ama gene de denemeye değer bir rol...

Etiketler