İdlib’deki drama seyirci kalanlar...

Eğer Suriye’nin İdlib bölgesinde cereyan etmekte olan insanlık dramı yeterince kamuoyuna yansımasaydı, uluslararası camianın bu olup bitenler karşısındaki vurdum- duymazlığı pek yadırganmazdı... Oysa bu facianın görüntüleri dünya televizyonlarının ekranlarında, gece gündüz, canlı olarak yer alıyor.

Görüntüler gerçekten yürekleri parçalıyor: Esad rejimine bağlı Suriye ordusunun Rus hava kuvvetlerinin desteğiyle giriştiği ağır bombardıman sonucu, bölge bir harabeye dönüyor... Aralarında çoluk çocuğun bulunduğu yüzlerce sivil bombaların altında can veriyor, binlercesi yaralanıyor... On binlerce kişi kentten ve civardaki köylerden kaçıyor, kimi kamyonlarla, kimi bulabildikleri herhangi bir araçla Türk sınırına doğru yollara düşüyor... Bunların sayısı Suriye-Rus saldırılarının yeni dalgasının başladığı son 10 gün içinde 100 binin üstüne çıkmış durumda. Böylece sınır bölgesinde toplanan mültecilerin sayısı milyonu bulmuştur. Öyle ki yeni gelenler başlarını sokacak bir çadır bile bulamıyor. Onlar soğukta açıkta günlerini ve gecelerini geçirmek zorunda, üstelik aç biilaç!

Evet, bütün bunlar dünyanın gözü önünde, cereyan ediyor. Ve dünya bu büyük insanlık dramını seyretmekle kalıyor.

***

Eğer insanlık duyguları hakim olsaydı, şu iki şey yapılırdı: Birincisi, bombardımanlara hemen son vermek, İkincisi de, perişan durumdaki yüz binlerce mülteci yiyecek, ilaç, barınak gibi insani yardımları ulaştırmak.

Her iki konuda da Türkiye’nin dışında harekete geçen pek kimse yok maalesef. Birleşmiş Milletler’in ve ona bağlı kurumların çağrıları ve çabaları henüz gerekli uluslararası bir seferberliğe dönüşmüş değil.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta başındaki bir konuşmasında Rusya’nın İdlib bölgesinde 24 saat içinde ateşkesi sağlaması çağrısında bulunmuş, Rus yetkililer Moskova’ya gönderilen Türk heyetine de bu yönde çaba harcayacakları sözünü vermiştir. Şu ana kadar ateşkes konusunda bir anlaşma haberi gelmedi. Kaldı ki bundan önce ilan edilen birçok ateşkesin fazla sürmediği de görüldü.

Suriye ve Rusya İdlib’deki çatışma durumunun sorumluluğunu, bölgenin önemli bir kısmını kendi kontrolü altına almış olan El Kaide türevi radikal terörist gruplara yüklüyor. Esad rejiminin Moskova tarafından da desteklenen argümanı, bu bölgenin teröristlerden temizlenmesi ve Şam’ın yönetimine geçmesi gerektiği yönündedir. Bu görüşe göre bu bir savaştır ve bombardımanlar da bunun bir sonucudur.

Bu mantığın Suriye’yi nerelere götürdüğü, Suriye halkına ne büyük acılar yaşattığı apaçık ortada...

En acısı da, buna “dur” diyecek bir gücün bulunmaması ve belirleyici kararın teröristlerle zalimleri insafına kalmasıdır.

***

Eğer gerçekten “beşeri vicdan” varlığını gösterseydi, şu anda bütün dünya bu felaket bölgesine yardım elini çoktan uzatmış olurdu. Ne yazık ki bu da yeterince yapılmıyor.

Bu konuda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malezya’daki bir konuşmasında İslam dünyasının da bu konudaki ilgisizliğinden şikâyet etmesi dikkat çekicidir.

Evet, örneğin petrol zengini Arap ülkeleri ne yapıyor? Neden onlar Suriyeli mülteciler için bir yardım fonu kurmuyor, neden bu “kardeşler”ine kendi kapılarını açmıyor, onlara ev sahipliği yapmıyor?

Bu konuda genelde Batılıların ilgisizliğinden şikâyet edilir. Avrupa Birliği’nin söz verdiği 6 milyar euro’luk yardımın bir kısmının hâlâ ödenmediğinden söz edilir. Doğru ama şunu da sormalı: Türkiye’deki mültecilere yardım konusunda Arap Birliği’nin nasıl bir katkısı oluyor?

Hiç değilse onlar İdlib’deki drama seyirci kalmasalar...