İki mutabakatın jeopolitik yansımaları

Başta ABD ile Ankara’da varılan mutabakat...

Ardından, birkaç gün sonra, Soçi’de Rusya ile sağlanan mutabakat...Başta ABD ile Ankara’da varılan mutabakat... Ardından, birkaç gün sonra, Soçi’de Rusya ile sağlanan mutabakat...

Birbirini tamamlayan bu iki tarihi anlaşma, Türkiye’nin Kuzey Suriye’de giriştiği Barış Pınarı Harekâtı’na paralel olarak gerçekleştirdiği diplomatik hamlelerin somut sonucu.

Bu iki anlaşmanın, özellikle Türkiye için en önemli ortak özelliği, gerek ABD’nin, gerekse Rusya’nın, Ankara’nın öteden beri ısrarla istediği güvenli bölgenin oluşturulmasına ve bu bölgenin süratle YPG güçlerinin arındırılmasına aktif destek vermesidir.

İki başat devletin böyle bir angajmana girmesi, sadece Türkiye’nin Suriye politikasında güttüğü amacı karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda Suriye’nin geleceği ve bölgenin jeopolitiği açısından da yeni bir tablo ortaya koyuyor. 


Türkiye’nin kazancı

İki mutabakatın da Türkiye’ye sağladığı kazançları kısaca şöyle özetleyebiliriz:

ABD ile anlaşma, Barış Pınarı Harekâtı sırasında TSK’nın ele geçirdiği 120 km enindeki ve 32 km derinliğindeki bir bölgeyi tamamen Türkiye’nin kontrolüne bırakmıştır. Bu artık Türkiye’nin yarattığı bir “statüko” olarak genel bir kabul görüyor. Nitekim Soçi’de Rusya ile varılan mutabakatta da bu hukuki terim kullanılıyor. 

Tabii ABD ile mutabakatın Türkiye’ye kazanç sağlayan YPG ile ilgili maddesi son derece önemli. Başta duyulan bazı kuşkulara rağmen, YPG unsurları bu bölgeyi 120 saat içinde terk etmiş, TSK da harekâtına son vermiştir. Artık bu bölge teröristlerden temizlenmiş olan ve tek başına TSK kontrolünde bulunan “barış koridoru”nun bir parçasıdır.

Rusya ile mutabakatın Türkiye’ye sağladığı kazanç, Moskova’nın Amerikalıların başlattığı ve şimdi kendi güçlerinin Esad’ın ordusuyla birlikte kontrol ettiği bölgeyi YPG’den arındırmayı taahhüt etmesidir. Bunun için öngörülen 150 saatlik süre 29 Ekim’de tamamlanacak.Aslında Türkiye güvenli bölgenin genişliğini toplam 440 km olarak planlanmıştı. Ne var ki Rusya Türkiye’nin gerçekleştirdiği statüko dışındaki bölgenin geri kalan kısmını kendi ve Suriye güçlerinin kontrolünde tutmayı tercih etti. Türkiye de buna karşı çıkmadı. Yeter ki Ruslar, YPG’lileri (Menbiç de dahil) hakim oldukları yerlerden çıkarsın. Bu konuda Putin’e güveniliyor. 

ABD “out”, Rusya “in”...

Askeri harekâttan sonra gerçekleşen mutabakat, jeostratejik dengelerde yeni bir tabloyu gözlerin önüne seriyor.

ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesinden sonra bölgedeki nüfuzunun zayıfladığı açık. Trump’ın bu konudaki tutarsız politikası, ABD’yi içeriden de sarsıyor. Ancak ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının tamamen sona erdiği de söylenemez. Amerikalılar stratejik ve ekonomik önemi haiz bazı kilit noktaları kontrolleri altında tutuyorlar. Ayrıca güvenli bölgeden çıkarılan YPG’lileri kendi kontrolleri altındaki bölgede barındırıyorlar.

Bölgeden Amerikalıların çıkmasıyla Rusların ve himayelerindeki Suriye askerlerinin girmesi bir oldu. Bu, güç ve nüfuz dengesi daha da Rusya’nın lehinde bir durum yaratıyor.Kısacası, saydığımız bu gelişmeler yalnız Suriye’nin geleceği bakımından değil, Ortadoğu-Doğu Akdeniz bölgesinin jeopolitiği açısından da etkileri önümüzdeki dönemde hissedilecek değişikliklerin habercisi.

DİĞER YENİ YAZILAR