Sami Kohen

Sami Kohen

skohen@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da yapılan İslam İşbirliği Teşkilatı Zirvesi’nin açılış konuşmasının bir yerinde mülteciler sorununa değinerek Müslüman dünyasının dikkatini bu konudaki sorumluluğu üzerine çekmeye çalıştı.
Avrupa’ya ulaşmak için Ege Denizi’ne lastik botlarla açılan bütün göçmenlerin Müslüman olduğunu hatırlatan Erdoğan, bunun bir “utanç kaynağı” olduğunu söyledi ve İslam âlemini ülkelerinden kaçan sığınmacılara sahip çıkması çağrısında bulundu...
Cumhurbaşkanının konuşmasının sonunda, toplantı salonunu dolduran 56 üye ülkenin liderlerine ve temsilcilerine Türkiye’nin 3 milyona yakın mülteciyi nasıl barındırdığına dair bir film gösterildi...
Bunun herkese -Avrupa’ya olduğu kadar, İslam dünyasına da- örnek ve ilham kaynağı olması umulur...
Sadece Avrupa mı?
Suriye başta olmak üzere, Irak’tan, Pakistan’dan, Afganistan’dan, Bangladeş’ten kaçanların dramı halen dünyanın karşılaştığı en ciddi insanlık sorunudur.
Ne var ki bu muazzam göç dalgasının Avrupa’ya ve daha çok Almanya, İsveç gibi refah düzeyi yüksek ülkelere yönelik olması, bu sorunu adeta sırf “Batı’nın sorumluluğu” haline getirmiştir. Şimdiye kadar bir milyondan fazla sığınmacıyı barındıran Almanya ve diğer bir iki ülke dışında, çoğu Avrupa devletinin kapılarını bu göçmenlere sıkıca kapaması, insani facialar dışında, siyasi ve sosyal sürtüşmelere de yol açıyor.
Çeşitli gerekçelerle sınırlarını mültecilere kapayan Avrupalıları kınamamız doğal. Ama bu arada -yüz binlerce Suriyeli mülteciyi kamplarda barındıran Suriye’nin sınır komşuları Ürdün ve Lübnan dışında- varlıklı Müslüman ülkelerin ne yaptığını sormak da gerek.
Bu sütunda defalarca yazdığımız gibi, Suudi Arabistan başta olmak üzere zengin Körfez ülkeleri ve bazı Asya ülkeleri bu göçmenlere kapılarını açmak istemiyorlar. Oysa Cumhurbaşkanı’nın deyişiyle onlara yardımcı olmak, “İslami ve vicdani” bir vazife sayılmalıdır.
Kapılar açılsa...
Sorunun başka bir yönü de var tabii. Açıkçası, sığınmacıların çoğu ille de Avrupa’ya, özellikle Almanya gibi ülkelere gidip yerleşmek istiyorlar. Bunlar ister Esad’dan ve savaştan kaçan Suriyeliler olsun, isterse yoksulluktan, sefaletten kurtulmak isteyen Pakistanlılar veya Bangladeşliler olsun, hepsi bir “Avrupa rüyası” peşindeler... Birçok Avrupa ülkesinin kendilerini istemediğini ve oradaki sosyal ortamın, kültürün, örf ve âdetlerinin kendilerine yabancı olduğunu bildikleri halde...
Bu Avrupa tutkusu aslında Batı’ya karşı öteden beri sürdürülen kampanyaya da ters. Sonuçta bu talihsiz insanlar İslamofobi’nin estiği Avrupa ülkeleriyle, kendi kimliklerine daha yakın İslam ülkeleri arasında tercihlerini kimden yana koyacaklar?
Önce İslam dünyası onlara kapılarını bir açsın...