Küresel güç olmak kolay değil

Önceki günkü yazımızda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ankara’da toplanan yurtdışındaki Türk büyükelçilerine yaptığı konuşmanın ana hatlarını değerlendirmiş, bu konuşmanın yeni Türk dış politikası doktrininin bir özeti niteliğini taşıdığını belirtmiştik.
Bakan’ın konuşmasında dikkati çeken sözlerden biri de “Hattı diplomasi yok, sathı diplomasi var. O satıh da bütün dünyadır” tarzındaki ifadesi idi.
Nitekim Davutoğlu Türkiye’nin yeni dış politika hedeflerini açıklarken, sadece bölgesel değil, küresel bir rol oynaması gerektiğini belirtti ve bunu yeryüzünde başarabilecek “5-6 küresel güçten biri” olduğunu vurguladı.
Geçen gün de işaret ettiğimiz gibi, Türk diplomasisinin önüne konan hedef, öylesine iddialı...
Davutoğlu, Türkiye’nin sahip olduğu özellikleri sayesinde, bu hedefe ulaşabileceği kanısında.
Kuşkusuz bir ülkenin kendisini küresel bir güç olarak ortaya atması ve uluslararası arenada bu statüsünü kanıtlayacak roller üstlenmesi için, her şeyden önce bu yönde güçlü bir istek ve iradeye sahip olması şart. Bugün dünyada ekonomisi güçlü veya siyasi bakımdan etkin, ya da nüfusu büyük ülkeler var ki, uluslararası platformda pek faal değiller. Buna karşılık bazı ülkeler var ki, pek çok yetersizlikleri olduğu halde, küresel rollere soyunmak peşindeler...

Neler gerekiyor?
Davutoğlu’nun belirttiği gibi, Türkiye’nin coğrafyası, tarihi, diplomatik deneyimi ve uluslararası ilişkilerdeki özel konumu, bölgesel, hatta küresel aktör olmaya müsait.
Ayrıca bugünkü hükümet böyle bir statüye ulaşma konusunda hırslı ve kararlı...
Ancak bir ülkenin gerçek bir küresel aktör durumuna gelmesi için gerekli daha birçok özellikler var.
Bunları kısaca sıralayalım:
- Dünyayla bütünleşmeli, uluslararası ilişkilerde faal olmalı, sadece içinde bulunduğu bölgeyle değil, daha geniş bir coğrafyayla yakından ilgilenmeli. Türkiye şimdi bu yoldadır...
- Güçlü ve istikrarlı bir siyasi ve ekonomik yapıya sahip olmalı. Ülke içinde kavgalara ve sürtüşmelere sahne olan, ekonomisini geliştirmeyen, sosyal sorunlarını çözümleyemeyen ülkelerin uluslararası alanda etkin olması beklenemez. Türkiye’nin özellikle iç siyasi durumu açısından zaafları var. Rejim sorunlarının çözümlenmesi bu bakımdan da önemli...
- Diğer ülkelerle ciddi sorunları ve sürtüşmeleri olmamalı. Halledilemeyen uyuşmazlıklar, bölgesel veya küresel roller oynamaya engel olur. Türkiye’nin “komşularla sıfır sorun” politikası bu bakımdan isabetli. Ancak Kıbrıs, Ege, Ermenistan gibi meselelerin çözümsüz kalması engelleyici bir etki yapar...
- Dış politikada etkili olan kurumlar arasında uyum sağlanmalı. Siyasi liderler, konuşma üslubuna dikkat etmeli, yanlış anlamalara yol açabilecek veya ilişkileri bozabilecek demeçler vermekten sakınmalı. Türkiye’de zaman zaman bunlar oluyor...
- Üstlenmek istenen rollere hazırlıklı olmalı. Bu, nitelikli, uzman kadroların yetiştirilmesini ve istihdam edilmesini gerektirir. Bu insan gücünü sadece Dışişleri kadroları değil, akademik ve diğer çevreler de oluşturur. Türkiye’nin bu konuda eksikliklerini gidermesi şart...
* * *
Bu listeyi daha uzatmadan diyebiliriz ki, Türkiye’nin Davutoğlu’nun ortaya koyduğu hedef ve vizyon doğrultusunda ilerleyebilmesi için, yapması gereken çok iş var. Dışarıda çıtayı yüksek tutarken, buna erişmek için içeride de gereken çalışmalara hız vermek lazım.